Gece zemheriydi Gökyüzü, bir an güneş gibi parladı, Bombalar, oyuncak misket gibi dağıldı, Küçücük çocukların üstüne. Evlerin duvarları un ufak, Betonlar arasında kayboldu Ecir. Bir anne az ötede feryat ediyor, “Yavrum şuracıkta, kurtarın onu!” diye, Toz, duman kanlı yüzlerde, Avuçlar kürek, Öylesine hızlı ki, Bir kedi hızlılığında. Birkaç dakika sonra Önce tozlu başı göründü, Toprak eşelendikçe, Sonra  elleri, Avuçları sımsıkıydı, Korkudan kilitlenmişti. Çevredeki kanlı yüzler üzüldü, Başları önünde, ‘Ecir öldü!’ …

Önceleri mahallemizdeki bisikletçiyi arşınladık. Üç, hatta dört tekerlekli bisikletlerin turu yirmi beş kuruştu yetmişli yıllarda… Gözümüz hep iki tekerlekliye binenlerde olurdu. Nasıl bindiklerine şaşırır, “Biz de bir gün böyle binebilecek miyiz?” diye kardeşlerimle söylenirdik. Neyse ki, yaşımız ilerledikçe iki tekerlekliyi de binmeyi öğrenmiştik. Bisikletçi Cebeci Tren İstasyonu’na yakındı. Yıl 1968 ve Yayınevimizin yeni açıldığı ve altmış sekiz kuşağının ABD’ye “Go Home!” diye bağırdığı yıllardı… Yıl 1977 ve anarşinin cafcaflı, silahların …

Bir ülkenin topraklarını emperyalist güçler,  yani yabancı sermaye, silahsız olarak nasıl ele geçirir? Malum, ülkemizde yabancı bankalar çoğaldı.  Hepsi de kredi verme yarışındalar. Bu arada aracılar da boş durmuyorlar. Oyunları, hep köylü üzerine!  Tabi onlar, aynı zamanda sermayeye destek veren iktidarla da kol kola. Yani,  kanunlar, ürün taban fiyatları vs. Mazot politikası da köylünün belini büken ayrı bir sorun.  Hal böyle olunca, köylü,  kendi tarlasına mahkûm ediliyor ve elleri nasırlı …