“Hey! Hey!” diye arkalarından bağırsa da eşinin içinde olduğu bacanağın aracı sokağı dönüp çoktan uzaklaşmıştı gecenin henüz güne başlayan ilk saatlerinde. Yazar, yolcu edip hemen eve girerim düşüncesiyle üzerine herhangi bir kazak veya mont türü giyecek de almamıştı. Yanında ne telefon ne de evin anahtarı vardı. Unutmuştu. Şaşkınca etrafına bakındı, evlerin birçoğu karanlığa gömülmüştü. Telaşlandı. Araç fazla uzağa gitmeden mutlaka telefonla arayıp eşine haber vermesi gerekiyordu. Neyse ki üst komşularının …

Sabahın erken saatlerinde kuşların karşı evlerin çatılarından birbirlerine serenat yaptığı bir ortamda, kahvaltıdan sonra balkondaki koltuğunuza kurulmuş Stafan Zweıg’ın bir kitabını keyifle okumaya başlıyorsunuz. Arada bir kahve veya çayınızdan yudumluyorsunuz. Satırlardan soluklandığınızda gözlerinizi dinlendirmek adına Sapanca Gölü ve ardındaki o güzel dağ manzarasına bir tabloya bakar gibi bir süreliğine bakıyor ve tekrar kitabınıza yumuluyorsunuz. “Zebzeci geldi zebzeci!..” Kamyonetindeki megafondan öyle bağırıyor ki, neredeyse kıçını yırtacak cinsten! Satıcı, şoför koltuğundan arada …

Otobüs, Altıparmak Caddesi’ne girdiğinde yokuş aşağı hızlanmıştı. İçerisi yolcuların kalabalık oluşundan nefes alınacak gibi değildi. Üç yıl önce emekli olan Kazım, yolculara çarparak arka kapıya zor yanaşabilmişti. Kırmızı düğmeye bastığında durağa da gelmişti. Şoför dikiz aynasına bakarak önündeki düğmeye dokundu. Kapının açılmasıyla yolcular da bir nebze olsun rahatlamışlardı. Kazım, araçların arasından hızla karşıya geçti. Balıkçı Reşat’ın tezgâhtaki irili ufaklı balıkları inceledi. Her biri yanan yüksek voltajlı lambalardan gümüş gibi parlıyordu. …