Tauruk adındaki ülkenin orta halli bir semtinde kirada oturan bir aile varmış. Baba bir fabrikada çalışırken,  anne de temizliğe gidermiş.  Ailenin, biri altı yaşında bir kızı, diğeri de dokuz yaşında bir erkek çocuğu varmış. Bu çocuklar,  annesinin yaptığı sebze yemeklerine hep burun kıvırırlarmış.  Hâl böyle olunca anne, ister istemez çocukların sevdiği yemekleri yaparmış. En çok da patates kızartmasını, bazen de az aldığı kıymaya ekmeği katarak yaptığı köfteyi yedirirmiş.   Günler geçtikçe …

Lise yıllarındayım. Anarşinin okulları esir aldığı, sınıflarında bile öğrencilerde silahların olduğu, okul çıkışlarında belli bir grubun elinde tuttuğu öğrencilerle bağıra bağıra yüründüğü ve birden patlayan olaylarla herkesin polisten çil yavrusu gibi dağıldığı yıllardı… O yıllarda Ankara Cebeci’de Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin tam karşısında Doğan Yayınevi’miz vardı. Yani 70’li yıllardan bahsediyorum. Hâl böyle olunca hem okuyoruz hem de dükkânımızda çalışıyoruz modundayım. Ticaret adamı olacağız ya, rahmetli babam bana en uygun okulu bulmuştu. …

Ülkenin birinde, ‘Hep benim dediğim olacak!’ diyen zalim bir kral varmış. Astığı astık, kestiği kestikmiş. Ülkede herkes ondan korkarmış. Halkın arasına sızan sarayın ajanları, kimler kralın  aleyhinde bir şey söylüyorsa, o gün tutuklanıp ardından yapılan göstermelik bir mahkemeden sonra  asılırmış. Bu kral, ailesiyle birlikte sarayında öyle keyifli yaşarmış ki,  çevresindeki yalakalar da bundan nasiplenirmiş. Çocukları artık süt banyosu yapmaktan ve halkın büyük bir bölümü et yiyemezken onlar, her gün et …