Lise yıllarındayım. Anarşinin okulları esir aldığı, sınıflarında bile öğrencilerde silahların olduğu, okul çıkışlarında belli bir grubun elinde tuttuğu öğrencilerle bağıra bağıra yüründüğü ve birden patlayan olaylarla herkesin polisten çil yavrusu gibi dağıldığı yıllardı… O yıllarda Ankara Cebeci’de Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin tam karşısında Doğan Yayınevi’miz vardı. Yani 70’li yıllardan bahsediyorum. Hâl böyle olunca hem okuyoruz hem de dükkânımızda çalışıyoruz modundayım. Ticaret adamı olacağız ya, rahmetli babam bana en uygun okulu bulmuştu. …

Ülkenin birinde, ‘Hep benim dediğim olacak!’ diyen zalim bir kral varmış. Astığı astık, kestiği kestikmiş. Ülkede herkes ondan korkarmış. Halkın arasına sızan sarayın ajanları, kimler kralın  aleyhinde bir şey söylüyorsa, o gün tutuklanıp ardından yapılan göstermelik bir mahkemeden sonra  asılırmış. Bu kral, ailesiyle birlikte sarayında öyle keyifli yaşarmış ki,  çevresindeki yalakalar da bundan nasiplenirmiş. Çocukları artık süt banyosu yapmaktan ve halkın büyük bir bölümü et yiyemezken onlar, her gün et …

İki âşık büyük engellerin ardından biraz da borçlanarak evlenirler. Evin erkeği Mehmet asgari ücretle bir fabrikada işçi olarak çalışmaktadır. Eşi Zeynep de çalışmak istiyor ancak, yeni doğan bebeği ile bu şimdilik mümkün görünmüyordu. Mehmet yol ücreti vermemek için işine bir kaç kilometrelik yolu yürüyerek gidip geliyordu. Ter içinde çalışırken patronları başına dikilip, “Daha çok çalış Mehmet! Daha çok…” diyerek elini ayağına dolaştırıyordu.  Mehmet çoğu zaman uzun mesailere kalıyor, karşılığında da …