Malum, mahallemizin yine çarçabuk gelen perşembe pazarı! Bu pazarlar başka hiç bir şeye benzemez. Semtten semte de müşterileri farklıdır. Farklı olmayan tek şey, aslında boyları ve kiloları değil, gelirleridir! Ah o cüzdanlar! Renklerine, eski ve yeni olmasına bakmayın. İçendeki paraların çokluğu ve azlığı insanın yürüyüşünü bile değiştirir! Şişik olanlar, muzun fiyatına bile bakmadan, tezgaha öylesine gururla yaklaşır ki, sormayın gitsin!   – Evladım, bana tart bakalım oradan üç kilo muz. Ananasın …

Önceleri mahallemizdeki bisikletçiyi arşınladık. Üç, hatta dört tekerlekli bisikletlerin turu yirmi beş kuruştu yetmişli yıllarda… Gözümüz hep iki tekerlekliye binenlerde olurdu. Nasıl bindiklerine şaşırır, “Biz de bir gün böyle binebilecek miyiz?” diye kardeşlerimle söylenirdik. Neyse ki, yaşımız ilerledikçe iki tekerlekliyi de binmeyi öğrenmiştik. Bisikletçi Cebeci Tren İstasyonu’na yakındı. Yıl 1968 ve Yayınevimizin yeni açıldığı ve altmış sekiz kuşağının ABD’ye “Go Home!” diye bağırdığı yıllardı… Yıl 1977 ve anarşinin cafcaflı, silahların …

On kişilik korucu timi, askerler eşliğinde yol kenarında mayın taramasıyla ilerleyerek köyden adım adım uzaklaşıyorlardı. Dağlardan eriyen karlarla birlikte bahar yağmurları, bir hafta önce seli de beraberinde getirmişti.  Ancak bugün hava oldukça sıcaktı. Tepeler aşıldı, dağlardaki mağaraların içi kontrol edilip şüpheli bir duruma rastlanılmadığında, korucular, askerlerin yanından ayrılıp akşama doğru köylerine geri döndüler. Köylerinin girişindeki söğüt ağacının gölgesine hep birlikte oturdular. Devletin teslim ettiği Kalaşnikoflarını yanlarına bırakıp terden sırılsıklam olan …