Denizin üstüne güneş sıcak ve parlaklığını öylesine vermişti ki bundan kıyı kasaba da nasiplenmişti. Buradaki halk,  uzun ve yaman geçen kışın ardından gelen baharın gülümseyen yüzüyle mutluydu. Mavi badanalı, iki katlı evin avlusundaki onarılmış balık ağları karman çorman,  köşede eskimeye yüz tutmuş sandal ise boyasız ve küreksizdi.             Sabahın erken saatlerinde Mert, avluya çıktı. Özenle baktığı siyah saçları günün ilk ışıklarıyla parlıyordu. Üstünün dağınıklığını topladı. Siyah badem gözlerinin çapağını başparmağı …

1968 kuşağı televizyonu daha doğrusu ekran nedir bilmezdi. Radyomuz,  evimizin tek eğlencesiydi, demiştim. Ah o radyolar! İşte o eski radyoları bir Alışveriş Merkezinin zemin katında sergilemeleri çok ilgimi çekmişti. Orada, pamuksu saçları, zayıf suratı ve küçülen bedeniyle zorda olsa Alışveriş Merkezi’nin en alt katına yürüyen merdivenle inen yaşlı kadının yanında tanıdık kimsesi yoktu. Arkasındaki genç kız, tedirgin ve gözü,  yaşlı kadındaydı. İçinden “Onun kolundan ben tutacağım” der gibiydi. Öyle de …

Yorganını kafasına kadar geçirse de sokakta yürüyen atın nal sesleri Müge’nin içini bir tuhaf etti. Uykusunun en tatlı yerinde bu sesi duyar duymaz, kulağının birisini yastığa gömüp diğerini ise eliyle kapattı. “Ya sabır!” çekerek yatağının içinde bir solucan gibi büzüşüp öylece kalakaldı.  Çongara Fasulye! Çongara Fasülye!” diye atının kayışını tutarak avazı çıktığı kadar bağıran satıcının sokaklarından uzaklaşmasıyla Müge,  biraz olsun rahatlamıştı. Müge, küçük bir inatlaşma ve ardından gelen karşılıklı kaprislerin …