Sabahın erken saatlerinde kuşların karşı evlerin çatılarından birbirlerine serenat yaptığı bir ortamda, kahvaltıdan sonra balkondaki koltuğunuza kurulmuş Stafan Zweıg’ın bir kitabını keyifle okumaya başlıyorsunuz. Arada bir kahve veya çayınızdan yudumluyorsunuz. Satırlardan soluklandığınızda gözlerinizi dinlendirmek adına Sapanca Gölü ve ardındaki o güzel dağ manzarasına bir tabloya bakar gibi bir süreliğine bakıyor ve tekrar kitabınıza yumuluyorsunuz. “Zebzeci geldi zebzeci!..” Kamyonetindeki megafondan öyle bağırıyor ki, neredeyse kıçını yırtacak cinsten! Satıcı, şoför koltuğundan arada …

Otobüs, Altıparmak Caddesi’ne girdiğinde yokuş aşağı hızlanmıştı. İçerisi yolcuların kalabalık oluşundan nefes alınacak gibi değildi. Üç yıl önce emekli olan Kazım, yolculara çarparak arka kapıya zor yanaşabilmişti. Kırmızı düğmeye bastığında durağa da gelmişti. Şoför dikiz aynasına bakarak önündeki düğmeye dokundu. Kapının açılmasıyla yolcular da bir nebze olsun rahatlamışlardı. Kazım, araçların arasından hızla karşıya geçti. Balıkçı Reşat’ın tezgâhtaki irili ufaklı balıkları inceledi. Her biri yanan yüksek voltajlı lambalardan gümüş gibi parlıyordu. …

Berlin’in Turm Caddesi sabahın erken saatlerinde hareketliydi. Otobüs, elektronik panosunda gösterilen saatin dakikliğinde durağa gelmişti. Dükkânlar teker teker açılıyor, çöpçüler geceden köşelere bırakılan bira kutularını topluyorlardı. Bir ambulans siren sesiyle uzaklaştığında şişmanca bir genç kız,  yaptığı garip hareketlerle yaya kaldırımında ilerliyordu. Kızın kazağı kirliydi. Yanlardan yırtık eteğinin kenarından taşan bacakları da kirden belli olmuyordu. Saçları sarı ve her iki yana atkuyruğu şeklinde örgülüydü. Yoldan geçenlere gülümsüyor, zaman zaman da kahkahalar …