Tayinle gelen müdür odasına memurlarından önce girdiğinde eski müdürün eşyalarına dudağını bükerek baktı. Dönerli koltuğunu arkasındaki Atatürk portresine doğru çevirip dik dik baktı. Kaşlarını çatarak  masasına geri döndü. Badem bıyıklarını sıvazlayıp dışarıyı seyretti. Odasına ilk giren erkek memurun “Günaydın, hoş geldiniz.” sözüne yanıt vermedi. Genç  memur şaşkındı!  “Müdür bey,  hoş geldiniz, günaydın demiştim…”  Müdürden yanıt yoktu.  “Müdür bey, bir kabahat mi işledim?”  “Tabii ki kabahat işlediniz, hem de kabahatlerin en …

Size bir mutfak tanıtacağım ama öyle bildiğiniz ev mutfaklarına hiç benzemezdi. Burası bir kurumun  mutfağıydı. Yaklaşık dokuz bin kişiye yemek çıkartılan, içinde;  on metreyi aşan kuzine ocakları, iri butların saklandığı bir oda büyüklüğünde soğuk hava deposu olan bir mekandı. Bu mutfağın bulunduğu tarihi dört katlı bina, Ankara’nın Ulus semtinde ve iki tarafı da caddeye bakıyordu. Amirinden aşçısına kadar çalışanı altmış kişiyi geçiyordu. Her gün iki yüz elli kiloyu aşkın etin …

Hastanenin zemin katındaki dolambaçlı sakin bir o kadar da ürperten koridorlarında annemle birlikte ilerledikçe, koşuşturanlar da çevremizde gittikçe azalıyordu. Kalorifer boruları uzun tavan ise basıktı. Havalandırma cihazlarının gürültüsü arasında “Çamaşırhane” ve “Otopsi” yazan yön tabelalarına bakınca dayımın çalıştığı odasına yaklaştığımızı anlamıştım. Bir kıvrım daha dönünce “Otopsi” yazısı sırıtmıştı. Biraz sonra göreceğimiz dayımın çevresindeki lakabı “Kasap Sadık’tı. Dayım, kalın kaşlı, güzel gözleri önlerden açık ve arkaya doğru kıvırcık saçıyla kısa boylu …