Önceleri mahallemizdeki bisikletçiyi arşınladık. Üç, hatta dört tekerlekli bisikletlerin turu yirmi beş kuruştu yetmişli yıllarda… Gözümüz hep iki tekerlekliye binenlerde olurdu. Nasıl bindiklerine şaşırır, “Biz de bir gün böyle binebilecek miyiz?” diye kardeşlerimle söylenirdik. Neyse ki, yaşımız ilerledikçe iki tekerlekliyi de binmeyi öğrenmiştik. Bisikletçi Cebeci Tren İstasyonu’na yakındı. Yıl 1968 ve Yayınevimizin yeni açıldığı ve altmış sekiz kuşağının ABD’ye “Go Home!” diye bağırdığı yıllardı… Yıl 1977 ve anarşinin cafcaflı, silahların …

On kişilik korucu timi, askerler eşliğinde yol kenarında mayın taramasıyla ilerleyerek köyden adım adım uzaklaşıyorlardı. Dağlardan eriyen karlarla birlikte bahar yağmurları, bir hafta önce seli de beraberinde getirmişti.  Ancak bugün hava oldukça sıcaktı. Tepeler aşıldı, dağlardaki mağaraların içi kontrol edilip şüpheli bir duruma rastlanılmadığında, korucular, askerlerin yanından ayrılıp akşama doğru köylerine geri döndüler. Köylerinin girişindeki söğüt ağacının gölgesine hep birlikte oturdular. Devletin teslim ettiği Kalaşnikoflarını yanlarına bırakıp terden sırılsıklam olan …

Osmanlı, 4. Ordusuyla İngilizlere karşı Suriye çöllerinde çetin savaşmıştı. Yorgun askerler, piyade tüfekleriyle İngilizlerin yarı paletli araçlarına karşı daha fazla direnemeyince, 1918 yılındaki Megiddo Muharebesi hezimetle sonuçlanmıştı. İşte bu ordunun içinde Muhammed adında yaman bir asker vardı. Bu asker, girdiği çarpışmalardan birinde sağ kolundan vurulmuştu. Doktorların özverili müdahalelerine rağmen kolu sakat kalmıştı. Muhammed, cesurdu. Bölükteki arkadaşları artık ona ‘Çolak Muhammed” lakabını takmışlardı. Osmanlı Ordusunun geri çekilmesinin ardından Çolak Muhammed, memleketi …