1968 kuşağı televizyonu daha doğrusu ekran nedir bilmezdi. Radyomuz,  evimizin tek eğlencesiydi, demiştim. Ah o radyolar! İşte o eski radyoları bir Alışveriş Merkezinin zemin katında sergilemeleri çok ilgimi çekmişti. Orada, pamuksu saçları, zayıf suratı ve küçülen bedeniyle zorda olsa Alışveriş Merkezi’nin en alt katına yürüyen merdivenle inen yaşlı kadının yanında tanıdık kimsesi yoktu. Arkasındaki genç kız, tedirgin ve gözü,  yaşlı kadındaydı. İçinden “Onun kolundan ben tutacağım” der gibiydi. Öyle de …

Yorganını kafasına kadar geçirse de sokakta yürüyen atın nal sesleri Müge’nin içini bir tuhaf etti. Uykusunun en tatlı yerinde bu sesi duyar duymaz, kulağının birisini yastığa gömüp diğerini ise eliyle kapattı. “Ya sabır!” çekerek yatağının içinde bir solucan gibi büzüşüp öylece kalakaldı.  Çongara Fasulye! Çongara Fasülye!” diye atının kayışını tutarak avazı çıktığı kadar bağıran satıcının sokaklarından uzaklaşmasıyla Müge,  biraz olsun rahatlamıştı. Müge, küçük bir inatlaşma ve ardından gelen karşılıklı kaprislerin …