Dünyanın hiçbir ülkesinde bizdeki kadar siyasilerin kullandığı ayrıştırıcı bir dil yoktur. Seçime gidilir,  kendilerine oy vermeyen muhalif partiler hemen paralel yapı ile ilişkilendirilir ve seçmenlerine kadar herkes terörist ilan edilir. Çünkü kendilerini vatanın tek sahibi olarak görürler. Onlar dışındakiler, bir hiçtir!  Şimdi de belediyeler üzerinden bu ayrıştırıcı dil, kaldığı yerden son sürat devam ediyor. Toplumlar ve onun uzantısı olan devletler birlik ve beraberlik diliyle ayakta kalırlar. Aksi durum, düşmanlarını sevindirir …

Ey Krallar, hükümdarlar, Cumhurbaşkanları, Başbakanlar ve Dünyayı bir şekilde Yönetenler! İnsanlara siz mi can verdiniz ki, onların canları üzerinden kumar oynuyorsunuz? Ve onları piyon gibi kullanıyorsunuz! Taşı ve toprağı siz mi yarattınız ki, o insanların alın terlerini dökerek ürettikleri ve kazançlarıyla şaşalı yaşayıp çaka satarsınız! Hiç toprakla uğraşanların yanına uğrayıp onlar nasıl üretiyorlar diye birkaç gününüzü ayırdınız mı? Onlara misafir oldunuz mu o emek kokan odalarında? Onlarla bir gün sabah …

Korona dünyanın bir ucunda duyulduğunda önemsemedik. Ne zaman İran’dan giriş yapıp Avrupa’da yayıldığını işittiğimizde gerçeklerle karşılaştık. Öcü görmüş gibi hemen evlere kapandık. Ve bir anda yaşadıklarımızı rüya zannettik.  Bu kâbustan bizleri birilerinin uyandırmasını bekledik. Dilimiz damağımız kurumuş bir halde karanlıkta ışığı yaktığımızda kendimizi çimdikledik, yaşıyoruz mu? diye… Bu illet ortamı seyrettiğimiz fantastik bir filmin sahnesinde gördüğümüzü düşündük. Umursamadık. Sokaklara çıktık. Sosyal yaşam alanı dediler,  dinlemedik. Mikrofon uzatana sırıtarak “Bize bir …