Güneş öylesine sıcaklığını hissettiriyordu ki sanki ortalık kavruluyordu. Hani asfalta yumurta konsa pişecek cinstendi. Yolda yürümek mümkün değildi. Kuşlar bile terki diyar etmişti şehri.          İşte böylesi bir günde ben de Ordu’nun dışına doğru yürüdüm.  Yürüdükçe dilim damağıma yapışıyor, terimi silmekten helak olmuştum.  Yolun kenarında gördüğüm ilk ağacın gölgesine kendimi zor bıraktım.  Soluklandığımda yolun karşı tarafındaki inşaatta karınca gibi çalışanları gördüm. İnsanın bile yolda zor yürüdüğü bir ortamda bu insanların …

Yazılarımızda hep yazın gelişinden, doğanın yeşilliği, denizin berraklığından  bahsetmiştik. Şu günlerde yağmur yağıyorsa, elbet vardır bir bereketi. Yaz denildiğinde aklınıza dinlence, turist ve turizm gelmez mi? Oteldeyiz, restoranın masaları birleştirilmiş uzundu. Misafirleri ise Fransızlardı.           Yağmur dışarı da öylesine hoş yağıyordu ki  sanki insanın o an,  şiir yazası gelirdi. Kendilerini işte bu yağmurun ortasında sırılsıklam ıslansalar da otelin lobisine zor atmışlardı. Odalarına çıkıp restorana inmişlerdi. Masalarındaki Türk Şarabı sohbetlerini kızıştırıyordu. …

Gözleri cam göbeği yeşil, üşüyen yanakları kırmızıydı. Üzerinde paltosu yoktu ama hayır için verildiğini söylediği hırkası vardı. Bir buçuk yaşındayken annesinin babasından ayrılmasıyla terk edilmişti. Anasının kötü yollara düştüğünü, babasının kendisini terk edip bakmadığını ve ‘taşı toprağı altın” dediğimiz İstanbul’da olduğunu, ortaokulu ise ancak komşularının yardımı ile bitirdiğini söyledi. Yaşlı ve şarap içen üvey analığının yanında kalırken  dövüldüğünü ve hayatın sillesini her an ensesinde bir tokat gibi hissettiğini söyleyen  Ç.T. …