Babamın elleri nasıldı? Nasırlı mı yoksa pamuksu mu? diye, Sıcak mıydı, Hani o sımsıcak olandan. Bilemedim… bilemedim. Hiç dokunmadı saçlarıma, Belki de ben hissetmedim. Dokunmadı, tenime, Birkaç güzel söz söylemiş midir? Duymadım ki… Dövmez ve azarlamazdı. Sanırım vakti yoktu çalışmaktan. Gezip tozmayı da bilmezdi. Büyüdükçe anladım onu, “Huyu öyledir” dedim. İçinden severdi bizleri, Korudu, Kolladı, Namusu öğretti. Haram yemedi, “Yemeyin” diye tembihledi. Ayaklarını öptüm onun Ölüme iki adım mesafede Ve …

Hıçkıra hıçkıra ağlıyoruz Gözyaşlarımız içimize ağışlıyor. Ve yaşlar dindiğinde, Kendimize geleceğiz. Acı bedenimize yapışmış, Bir çocuk gibi çığlık atıyor! Kursaklar boş, Mideler isyanda, Nasırlı eller nadasta. Peri masallarındaki O parlak ve iri elmayı bekliyoruz Zehirli de olsa, Bekliyoruz işte Uzun burunlu yaşlı cadının sinsi gülüşünde… Ölüm gülüyor ve el sallıyor uzaklardan, Sabırsız ve alaycı… İnsanlar aslında biliyor, İdam mahkûmunun vaktini beklediği gibi. Uçsuz bucaksız buğday tarlaları, Şafağa kadar uzanmış Neredeyse …