Bana çocukluğumun sokaklarını verin! Alın o kötü yıllarım savaş sevicilerin olsun. İstemiyorum tüfeğinizi, topunuzu! İnsanları boğan virüsünüzü… Ben bahçemdeki çiçekleri özledim. Akşamsefalarını Köşede masumca duran papatyaları Ve gecenin karanlığında Yıldızların altında kurulan  sofralarda Sarı yanan solgun ampulün etrafında dolaşan Böceklerin uçuşlarını özledim. Ah Annem! Kocaman bir leğen, Ve bir kalıp sabunla Gözlerim acıya acıya Yıkardı tertemiz, Güneşte parlayan damlacıklarla Boncuk, boncuk… Ah Annem, sen temizlerdin, Dışarısı pisletirdi körpe bedenlerimizi, Alın …

Bir sabah ansızın gittin ya Boynu bükük öylece kala kaldım, Sokak ortasında. Odana gidip baktım, Yatağını bile toplamadım. Uzun süre öylece duruyor, Yere salınmış bir dudak bükümü gibi… Sen gittin ya, Sıcaklığın gitmesin, Nefesin uçmasın diye, Pencereyi bile açmadım. Biliyor musun bebeğim, Bu sabah ilk kez Bahçeye çıktım. Hani çok sevdiğin Küçük saksıdaki kaktüs çiçeği var ya, Ona baktım, uzun uzun… Onu okşadım, Ellerim kanarcasına… Sen gittin ya, İşte ben …

          kimbilir kaç kere kapatacağız rengarenk perdeleri kalın kalın… fanusta delicesine dolaşan balıklar gibi kaldığımız köhne odalarda, o gün ve saat geldiğinde, belki de hiç açılmayacak güçsüz kollarda rengi solmuş perdeler. ve kimbilir kaç sevdalar sabahın aydınlığında karanlıklara teslim olacak! Ertugrul Erdogan yirmialtımayısikibinonsekiz