betonla örülmüş koca şehir, arasındaki sokaklarda, kimbilir ne salya sümük ve orospuluklar akıyordur çirkefcesine, hem de, irin, irin! Oysaki, yeşil bir köşede dokunmaktır aşk, kedi tüyünde yumuşak ve sessizce…

Gece zemheriydi Gökyüzü, bir an güneş gibi parladı, Bombalar, oyuncak misket gibi dağıldı, Küçücük çocukların üstüne. Evlerin duvarları un ufak, Betonlar arasında kayboldu Ecir. Bir anne az ötede feryat ediyor, “Yavrum şuracıkta, kurtarın onu!” diye, Toz, duman kanlı yüzlerde, Avuçlar kürek, Öylesine hızlı ki, Bir kedi hızlılığında. Birkaç dakika sonra Önce tozlu başı göründü, Toprak eşelendikçe, Sonra  elleri, Avuçları sımsıkıydı, Korkudan kilitlenmişti. Çevredeki kanlı yüzler üzüldü, Başları önünde, ‘Ecir öldü!’ …

Acıyan gözlerimi sımsıkı kapatıyorum, Yine de karanlıkta uçuşuyor Özgür kelebekler gibi; Acıkan, Yara bere içindeki bedenlerin, Solgun yüzlerindeki Feri gitmiş göz bebekleri. Ölgün bakışlarıyla, Yana düşmüş kafaları, Ve açlığı hapsederek, İnsan, insanlığın anıtını esir aldı. Bir anneyi yerlerde sürüklüyor, Evladı yaşındaki bir genç, İnsanlık nokta, İnsanlık ünlem! Ertuğrul Erdoğan 24 Mayıs 2017/Bursa