Nerede o eski bayramlar, Maytapların patladığı, Sokak aralarında Meleyen koyunların Ölüm korkusu… Radyo’da oyun havaları, Eşliğinde bekleyen Yaşlıların umutlu bakışları. Kapıda ise naylon torbalı Çocukların gülücükleri Arasında açılan avuçlar Ve büyüklerin etrafında Toplanan küçükler… Şimdi büyükler Sonsuzlukta, Küçükler çil yavrusu gibi Savruldu hayatın Bilinmezliğine… Hey gidi günler hey!   Ertuğrul Erdoğan 5 Kasım 2011

Köşe başları tutulmuş, İnsanın ümüğünü sıkarcasına, Maskeli gözler katran karası Ağızlarda salya Ha düştü, ha düşecek! Bir okka yere, Savulun sinmesin size de Şeytanın pis kokusu!   Ertuğrul Erdoğan Ağustos 2011

Düştük ana rahmine bir kez, Emmeyi, yemeği, adımları öğrendik gün boyu, Konuşunca “Artık Büyüdün” dediler… Kapkara bir önlük giydirdiler Üstüne de beyaz bir yaka taktılar, Sonra da tahta çantayla okula bıraktılar, Öğretmen “Ali Koş”, “Ayşe İpi Tut” diye Öğrendik ABC’yi… Seneler geçti, atladık sınıfları tek tek, “Türküm, Doğruyum, Çalışkanım, Yasağım…” diyerek Çocukluğumuzu yaşamadan, Girdik dükkân kapısından Gece, gündüz demeden Çalış Babam Çalış, kaçamak top oynamalarda. Kömür karası ince bir bıyık …