13 Numaralı Ev

Köy Enstitülerinde öğretmenlik ve müdürlük yapan İbrahim Amca’nın evi,  çocuklarınca satılmıştı.  İki numaraya kiracı olarak gelen İşçi Emeklisi Turgut – Maaşının yanı sıra babasından kalan İstanbul’un en işlek caddesindeki dükkânlarından iyi kira geliyordu.– ve Karısı Nursel Hanımın, Ela adındaki kızları,  evleneli beş yıl olmuştu. Uzun zamandır şeker hastasıydı. Çoğu günler, kocasıyla birlikte annesinde kalırlardı. Şimdilik çocuk da istemiyorlardı. Esmer ve yakışıklı oğulları Halit ise özel bir okulda bilgisayar uzmanı olarak çalışıyordu. Genelde aynı okulda öğretmenlik yapan sevgilisiyle birlikte, şehrin dışındaki bir semtte kalıyordu. Yalnızca hafta sonları evlerine uğruyordu.

Ölen İbrahim Amcanın yurtdışındaki kızı,  ‘hatıra olsun’ diye, kapının üstündeki  “2” yazan numaralığı almıştı. Yeni evin kiracılarından Turgut, evin diğer ihtiyaçlarına koşuşturmaktan bunu almayı unutmuştu.

Evin hanımı Nursel, eski evinde aldığı kilolarından dertliydi. Ne yapsa ne etse kilolarını bir türlü veremiyordu. Birkaç kilometre uzakta oturan en küçük kardeşi Seçil’le birlikte yürüyüşe çıksalar da, tansiyon ve panikatak oluşu yürüyüşlerini düzenli yapmasını engeldi.  Tatlı yemeyi kestiğinde içi kıyılıyor ve ardından titremesi geliyordu. O anda mutfakta ne bulduysa kıtlıktan çıkmışçasına atıştırıyordu. İşte ne oluyorsa bundan sonra oluyordu. Mide şişkinliğinin ardından tansiyonu on sekizlere fırlıyor, yirmi ikilere fırladığında hastanenin aciline yetiştiriliyordu.

Turgut altmış dört yaşına yeni girmişti. Onun da kilosu oldukçaydı ancak tansiyon veya herhangi belirgin bir hastalığı yoktu.  Eşi onu yürüyüşe davet ettiğinde istemezdi. Fırsat buldukça yatağına uzanıp yılların yorgunluğunu televizyon izleyerek geçirirdi.

Elektrik süpürgesinin sesinden evin içinde kimse kimseyi duymuyordu. Turgut temizlik işlerini yapmasının tek nedeni,  eşinin çabuk hastalanmasıydı.  Nursel, salonu temizledikten sonra “Artık gücüm kalmadı, sen devam et!” diyerek elektrik süpürgesini uzatıp komşulara bir şeyler hazırlamak için mutfağa geçti.  Mutfaktan eşine seslendi. Yanıt alamayınca elektrik süpürgesinin kordonunu takip ederek onu yatak odasında buldu,

“Ya çıkar şu kulaklığını! Zaten süpürgenin gürültüsü yetiyor! Tansiyonum çıkıp da bağırsam, duymayacaksın!”

Turgut,  karısını yine duymuyordu.  -kulakları biraz ağır işitiyordu- Nursel,  bu kez bağırırken kocasına dokundu. Turgut,   nefes nefese ter içinde baktı. Eliyle terini sildi.

“Efendim?”

“Misafirler, ne zaman gelecek?”

“Akşamüzeri saat sekize doğru…”

Turgut süpürgenin hortumunu yatağın altına uzattı. Cep telefonundan dinlediği müziği değiştirip, kulaklığını düzeltti. Odaları temizlediğinde, bitkindi. “Yaşlanmışız.” diyerek balkondaki kanepeye uzandı. Rüzgâr terli yüzünü hafifçe yalıyordu. Güneş ışınları rahatsız edince doğrulup plaj şemsiyesini yanına doğru çekti. Gözleri kapanmak üzereyken aklına eşinin ‘tansiyon’ sözleri gelince vaz geçti. Kalkıp onun yanına gitti.

“Aşkım,  temizlik tamamdır…”

“Sağ ol kocacığım, eline sağlık.” göz kırpmasıyla süzdüğü pirinçleri yağı kızaran tencereye aktardı.

Hazırladığı iki tepsi poğaça, fırına atılmaya hazırdı.

“Aşkım, gözlerin daldı. Karadeniz’de gemilerin mi battı?”

“Hiiiç… Aklıma babamla ava gittiğim günler geldi. O an hem sevinir hem de çok korkardım. İki duyguyu bir anda yaşamak kalbimi pır pır ettirirdi. Ama çok zevkliydi…”

“Tozları aldın mı?”

“Dur hanım ya! Biraz soluklanayım, dedim, ona bile müsaade etmiyorsun! Vallahi patron olsan işçilere nefes aldırmazsın…”

Karısı bu söze aldırmadı.

“Ela’yı arar mısın? Panik yaptım. Tek başıma yetiştiremeyeceğim. Daha yapacağım bir sürü iş var. Pastalar, patates salatası, masanın hazırlanması derken… Haydi,  ara da hemen gelsinler…”

Turgut telefonla aradıktan bir saat sonra Ela, kocasıyla birlikte geldi. Önlüğünü takıp annesine yardım etti.

Pilavın suyu da çekmişti…

***

Halit annesini telefonla arayıp birazdan çıkacağını, misafirler için bir ihtiyaçlarının olup olmadığını sordu.  Nursel, misafir sözünü duyunca telaşı depreşti, panik yaptı. Eli ayağı birbirine karıştı.

“Anne iyi misin? Alt tarafı binadakiler gelecek, toplasan on kişiyi geçmez herhalde.”

Ela genç kızlığından bu yana şeker hastasıydı. Şekeri düşünce yatak odasının yanındaki odaya geçti. Oda hamam gibiydi. Sızlanarak çantasında taşıdığı aletle parmak ucunu deldi. Bir pirinç tanesi kadar kanla şekerini ölçtü.

“Anne başım fena dönüyor, çabuk yetiş, şimdi bayılacağım!”

Annesi panikti. Odaya koştu. Alete baktı,  43 rakamını görünce mutfağa koştu. Buzdolabından getirdiği meyve suyu poşetini titreyen eliyle bardağa boşalttı. Yarısı da tezgâhın üstündeydi. Ela, boylu boyuna uzandığı kanepede ter içindeydi. İçtiği meyve suyundan beş-on dakika sonra kendine geldi. Kocasını sordu. Annesi, onun dışarıya çıktığını söyledi.

“İyiyim merak etmeyin.”

Nursel’in iri mavi gözleri kızına odaklanmış bir halde elleri hâlâ titriyordu.

Pilav ocaktan alınmış, üzerine kâğıt havlu kapatılmıştı.

Ela’nın şekeri iyiydi, zaten hareketlerinden de belliydi. Nursel, önlüğünü çıkartıp yatak odasına geçti. Üzerini değiştirirken kocasına seslendi,

“Haydi, bizi İkea’ya götür.”

“Hoppala… Nerden çıktı şimdi?”

“Orada çok güzel beşli bir şamdan gördüm.  Mumları yaktığımızda salon çok şık görünecek.”

“Ama yemekler?”

“Ocakta hiçbir şey yok. Böreğim de hazır.”

Dışarı çıktıklarında kızı aracın önündeydi. Babası “Hay Allah anahtarı unuttum!” diyerek karısına kızdı…

Ertuğrul Erdoğan

Not : “Tirşe Rengi Apartman” adlı kitap çalışmamdan bir bölüm… Devamı kitap çıktığında okumanız dileğimle…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir