Badem Bıyıklı Müdür

Tayinle gelen müdür odasına memurlarından önce girdiğinde eski müdürün eşyalarına dudağını bükerek baktı. Dönerli koltuğunu arkasındaki Atatürk portresine doğru çevirip dik dik baktı. Kaşlarını çatarak  masasına geri döndü. Badem bıyıklarını sıvazlayıp dışarıyı seyretti. Odasına ilk giren erkek memurun “Günaydın, hoş geldiniz.” sözüne yanıt vermedi. Genç  memur şaşkındı!

 “Müdür bey,  hoş geldiniz, günaydın demiştim…”

 Müdürden yanıt yoktu.

 “Müdür bey, bir kabahat mi işledim?”

 “Tabii ki kabahat işlediniz, hem de kabahatlerin en büyüğünü!”

 Memur şaşkındı. “Neden ki?” sorusunu ürkek ve mahcupça sordu.

“Neden olacak! Günaydın demek de ne oluyormuş! Nereye girerseniz girin karşınızdakine mutlaka ‘Selamünaleyküm’ diyeceksin!”

Memur,  sabah sabah neye uğradığını şaşırdı. Alnında öbekleşen terini silerken cılızca “Selamünaleyküm” dedi. Müdür imza defterlerini kontrol ettikten sonra kadınların erkeklerden fazla olmasına şaşırdı. Odaya giren temizlik görevlisine askersi bir emir verdi,

“Evladım bana çay getir!”

Temizlik görevlisi içinden “Ne kaba adam, hiç görgü yok, insan önce bir hal hatır sorar. Daha adımı bile öğrenmeden ‘çay getir!’ denir mi?” diyerek odadan çıktığında dışarıda hâlâ söyleniyordu. Müdür, bir kez daha arkasında duran Atatürk tablosuna dönüp baktı. Kapısı tıklatılınca gergin ve kaşları çattık bir haldeydi. Kadın memur saçları yapılı, diz boyundaki eteği ve makyajlı yüzüyle gülümsedi,

“Müdürüm, günaydın, hoş geldiniz.”

Müdür ona da yanıt vermedi.  Kadın memur da şaşkındı.  “Günaydın” sözcüğünü tekrarladı. Yine yanıt alamayınca o da sordu,

 “Müdür bey bir sorun mu var? Günaydın,  demiştim…”

 “Adınız?”

 “Nilgün efendim.”

Müdür bir elinde  kalın taşlı kahverengi tespihini çekerken, diğer taraftan da kafasını iki yana sallıyordu. İçinden “Tövbe estağfurullah ne biçim isim? İnsan Kuran’dan veya Peygamber Efendimizin yakınlarından birinin ismini koymaz mı?” diyerek eliyle karşısındaki koltuğu gösterdi.  Nilgün, eteğini çekiştirerek oturdu.

“Hanımefendi bundan böyle sabahları odama girerken Allah’ın selamını yani ‘Selamunaleyküm.’ diyeceksiniz!”

Odasına giren bir başka memurla göz göze geldi. Kapıda dikilen Ayşe’ydi. Ayşe üşüyen ellerini ovuşturduktan sonra kafasına sardığı şalını yavaşça çıkarttı. Müdür kadını dikkatlice izliyordu. Ayşe, türbanını çıkartırken, “Evladım çıkartma, artık türban serbest, duymadınız mı? Değerli başbakanımız demokratik pakette kamuda türbanın serbest olacağını belirtti. Artık çıkartmayın. Hem pek de yakışmış…”

“Teveccühünüz Müdürüm. Allah sizden razı olsun.”

Müdür gülümsedi. Başı açık memura bakmasıyla yüzünü ekşitti. Odaya giren diğer memurlarla tek tek tanıştı. İçlerinden üç türbanlı memurla daha yakından ilgilendi. Onların hangi okuldan mezun olduklarını sordu. Çoğu zaman da onları odasına çağırıp dini konularda uzun uzun sohbet ettiler.

Günler günleri kovaladıkça servisteki huzursuzluk gittikçe ayyuka çıktı. Yazışmaları üst makama gönderen Aysel evrakları kayıt ederken yanındaki arkadaşı  Nilgün’e mırıldandı,

“Sanki aramızda bir istiyoncu var gibi… Her konuştuğumuz müdüre gidiyor…”

“Onun kim olduğunu çok iyi biliyorum… Bir daha onun yanında kesinlikle konuşmayalım. Yahu dinimizde laf götürüp getirmek günah değil miydi?”

“Kuran’ı yalnızca duvara asıp okumayan ve ne demek istediğini anlamayan birçok insan var aramızda. Veya kulaktan dolma hurafelerle dindar geçinenler çook…”

Badem bıyıklı müdür servise bir hışımla girdi. Kapıdan seslendi,

“Nilgün Hanım, odama gel bakalım!”

“Hayırdır müdür bey?”

“İçinizden birisi odamdaki  Atatürk tablosunu kaldırdığım için beni şikâyet etmiş!  Hem şikayet etse ne yazar? Kimseden korkum yok! Hani diyorum, acep onu tanıyor musun?”

“Şey… Ama müdür bey kim şikayet etti bilmem ama, Atamızın tablosunun kaldırılması…”

Müdür kaşlarını çatarak ses tonunu yükseltti,

“Yaptığımın doğru veya yanlış olacağını kimseden öğrenecek değilim!”

Nilgün düşüncelerinde inatçıydı,

“Ama müdür bey, ülkemizi düşmanlardan kurtaran modern Türkiye’mizin temellerini atana biraz saygı…”

“Lütfen tartışmayalım! Ama hiç dinle devlet işleri birbirinden ayrılır mı?”

Nilgün, ekmeğini düşündü. Başına tayin ve sicil notu gibi olumsuz şeyler gelmesini istemiyordu. Tartışmak istemedi. Sustu. Odasına geçti… Ağladı.

Müdür eli ardında koridorda bir ileri bir geri gezinirken İkindi ezanı  okunuyordu. Rahmetli babasından kalan yadigâr köstekli saatini şalvara benzeyen parlamış pantolonun küçük cebinden çıkartıp baktı. Saat 16.15’i gösteriyordu. Odasına geçti. Masanın altında sakladığı terlikleriyle lavaboda abdest aldı. Odasına  döndüğünde karısının yeni yıkadığı mendiliyle kurulandı. Mendili kuruması için dönerli koltuğunun üstüne koyup çalıştığı yerin üç kat altındaki mescite koşarak gitti. Nefes nefese namaza durduğunda, yanındaki memurlar göz ucuyla müdürlerine bakıp,  “Müdürüm, ben de namaz kılıyorum.” yağcılığın mesajını veriyorlardı.

Müdür namazdan sonra koltuğuna yaslandı. Radyoda dinlediği ilahinin sesi serviste yankılanıyordu. Memurlar neler olup bittiğine anlam veremeden birbirlerine şaşkınca baktılar.

Çaycı, tepsisine silme doldurduğu çayları masaya bıraktı.

Temizlikçi kadın camları silerken korkusuzca aşağıya baktı.

Müdür,  telefonla Ayşe’yi odasına çağırdı.

“Çok çalışıyorsun, otur biraz dinlen. Hem  dini konulardan da sohbet ederiz. Ne dersin?”

“Siz bilirsiniz efendim…”

Radyodaki ilahi bitince yumuşak sesli programcı dini sohbete başlamıştı. İkisinin sohbeti uzadıkça uzuyordu.

Nilgün, masasına bırakılan maaş bordrosuna baktı, başarı puanının düştüğünü görünce şaşırdı.  Sinirlendi, sinirlendikçe cinnet geçirircesine hızla müdürün odasına girdi. Suratı kıpkırmızıydı.  Gözlerini kısarak baktı… Hıçkırarak ağladı.

“Soframızdan çoluk çocuğumuzun bir kaç lokmasının eksilmesine sevindiniz mi Müdür Bey? Eşek gibi çalışıyoruz. Bu mu adaletiniz? Eğer adalet kaldıysa,  hakkımı İdare Mahkemesinde arayacağım! – Saçını tutarak gösterdi- Bütün mesele aha şu kıl mı? Onu görünce tahrik mi oluyorsunuz Müdür Bey? He? Başımı örtseydim bunlar olmayacaktı, değil mi?”

Müdür koltuğuna yaslanıp öylece kaldı. Ne yanıt vereceğini bilemedi. Sustu.

Radyoda spiker, adalet konusunu anlatmaya başladığında, müdür radyoyu kapatıp Ayşe’ye “Servise geçebilirsin evladım.” derken sesi  titrekti.

Ertuğrul Erdoğan

Ekim – 2013

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir