Öğretmen Kurye

Gittiği konferans salonu kalabalıktı. Uğultular arasında sahnedeki görevli, birazdan butona basarak atanacak öğretmenlerin belirleneceğini duyurunca herkes bir anda sus pus olmuştu.

Bir kaç kez aynı durumu yaşayan ve her seferinde atanamayan yirmi yedi yaşındaki Hakan, bir inşaat firmasında çalışıyordu. İşi ağırdı. Her gün erkenden yola çıkıp gittiği inşaatta yerine göre tuğla taşıyor ve zaman zaman da ustalara yardım ediyordu. Bir ağabeyi ile ablası evli, başka şehirlerde yaşıyorlardı. Hakan, emekli babasıyla birlikte kalıyordu. Annesi ev hanımıydı. Neyse ki evleri kira değildi. Hakan, genelde eve geç saatlerde gelir, yemeğini yedikten sonra yorgun bedeni, ailesiyle iki çift laf etmesine müsaade etmez, erkenden uyurdu.

Bir gün çalıştığı inşaat firması ekonomik zorluklar yaşayınca beş yıl çalışmanın karşılığını alamadan ayrılmak zorunda kalmıştı. Firma, işçilere tazminatlarını ödeyeceklerini söylese de oldukça geciktirmişti. Hakan, özel okulları araştırsa da kadrolar genelde dolmuş, sorumlular telefon numarasını alarak haber vereceklerini söylüyorlar veya atlatıyorlardı.

Arkadaşlarıyla uğradığı kahvede gazetelerdeki iş ilanlarını inceledi. Tanınmış bir firmanın “Motorlu kurye aranıyor.” ilandaki telefonu not alıp aradı. Motorun gerekli olduğunu öğrenince babası vasıtasıyla bankadan kredi çekip ikinci el bir motor almayı düşündü. Motor sürmeyi yıllar önce öğrenmiş, hatta ehliyetini bile almıştı.

Kahveden eve dönerken yolda telefon çalınca baktı. İnşatta çalıştığı arkadaşı Kenan’dı. Tazminatların verileceği haberi ile mutlu oldu. Ertesi sabah firmanın bürosuna gidip parasını almıştı. Kuryede kullanabileceği modeldeki motor sahiplerini arayıp birisiyle anlaştı. Motoru görmeye gitti. Bir kaç tur attıktan sonra notere gidip satış işlemlerini gerçekleştirdi. Motoruyla eve döndü.

Salonda atandığını öğrenenler çığlık atıp yakınlarına sarılarak ağlıyorlardı. Hakan dev ekranda ismini göremeyince bir hayal kırıklığı daha yaşamıştı. Üzgün bir halde eve gelmiş, onun bu halini gören anne ve babası oldukça üzülmüşlerdi. “Tanrıdan ümit kesilmez. Gün doğmadan neler doğar.” diye oğullarına teselli vererek onu yaşama bağlamak için ümitlendirmişlerdi.

Ertesi sabah Hakan firmayı tekrar arayıp motoru ile geleceğini söyledi. Gittiğinde sorumlu müdür hemen işe başlamasını söyledi. İşletmede lahmacun, çiğ köfte ve pide çeşitleri yapılıyordu. Çalışacağı bölge ise mahallesiydi. Sokaklarına yabancı değildi. Peş peşe verilen siparişleri götürüyor, sorumlu şefi gelip gitmelerini kontrol ediyor ve buna göre performansını cetvele işliyordu. En zorlandığı yüksek katlardaki evler ile trafiğin belirli saatlerde sıkışık olmasıydı. Onu da araçların aralarından geçerek gitmeye çalışsa da bazı şoförlerin dengesiz hareketleri ile zorluklar yaşamış hatta kavga edecek duruma geldiği durumlar da oluyordu. Ayıranlar olmasa, mahkemelik olmak içten bile değildi.

Müşteriler arasında ilginç tipler çıkmıyor da değildi. Havalı havalı konuşanlar, kapıya sinirli ve biçimsiz giyimleriyle çıkanlar olduğu gibi bahşiş verenler yanı sıra kuruşuna kadar onlarca bozuk para verenler de oluyordu. Pos cihazında kartlarında yeterli bakiye olmayanlarla kapı önündeki mücadelesi de bir başka sorundu. Bu durum oldukça zamanını alıyor ve performansını olumsuz yönde etkiliyordu.

Bir akşamüstü üçüncü katta bir evin kapısını çaldı. Kapıyı yirmi beş yaşlarında güzel bir kız açtı. Üstünde geceliği ile ağlıyordu. Hakan, siparişi uzatırken kız içeri davet etmiş ve biraz dertleşmeyi istemişti. Hakan ne diyeceğini bilemedi. Şefi işe başlarken, böylesi durumlarda dikkatli olması için uyarmış ve kim davet ederse etsin, içeri kesinlikle girmemesini, aksi halde olumsuz şeyler başına gelebileceğini söylemişti.

Hakan, içeri girmeden kapı önünde kızla kısa da olsa konuşmuştu. Ona fakülde de gördüğü derslerin pratiklerinden örnekler sundu. Kız rahatlamış ve ağlamasını kesmişti.  Kız, konuşmadan etkilenmiş ve telefon numarasını Hakan’a vererek aramasını istemişti. Hakan, akşam trafiğine karıştığında yağmur da hafiften çiselemeye başlamıştı. Yerler tozlardan sabun gibi kaygandı. Hakan oyalandığı dakikaları kapatmak için gaza yüklense de trafik ışıklarının uzun süreli yanmasına takılı kalıyordu.  Yeşil ışık yanıp hareket ettiğinde bir aracın dokunması ile kendini yerde buldu. Araçtan inen adam sinirliydi, “Dikkat etsene, önüme doğru ne kırıyorsun!” diye,  bağırınca Hakan, yamulan kaskını düzeltip ayağa kalktı. “Ben doğru yolumda gidiyordum, siz direksiyonu bana doğru kırdınız!” dediğinde adam, bağırışlar arasında arka bagajdan kalın bir sopayla Hakan’ın üstüne doğru yürüdü. Araya girenler onu zor teskin ediyordu. Bir ihtiyar, “Haydi oğlum sen uyma buna, yoluna devam et.” dediğinde, Hakan motorunu düzeltip yoluna devam etti.

Dükkana geldiğinde hamur tezgahının yanı başında bir süre dikildi. Biriken paketlerin üstündeki adresleri kontrol ederken tombulca kısa boylu müdürü yanına yaklaşıp sorgulamaya başladı.

“Hakan, yirmi dakika geciktin. “

“Müdürüm, trafik sıkışıktı, bir araç dokununca düştüm,  şoför neredeyse sopayla bana girişecekti, araya girenler sayesinde kurtuldum.”

“Ben mazeret filan anlamam! Altında motor var, araçların arasından kayarak son sürat buraya geleceksin. Bak siparişler soğudu. Haydi, oyalanma da şunları hemen teslim edip gel!” 

“Tamam efendim.”

Hakan paketleri motorun arka bölmedeki kutuya yerleştirip motorunu çalıştırmak üzereyken yanına bir kız yaklaştı. Güzeldi. Elindeki adres notunu uzatarak gülümsedi.

“Ben yan komşunuz Çiğdem, işe yeni başladım. Sizden bir şey rica etsem yapar mısınız?”

“Yapacağım bir şeyse, neden olmasın?”

“Bir müşterimizin tabletini yapmıştık. Yine arızalanmış, onu alıp gelebilir misiniz? Telefonla aradı, biraz münakaşa ettik. Merak etmeyin uzak değil,  evleri buraya çok yakın bir yerde, he ne dersiniz?”

Hakan, ‘müdürü bakıyor mu?’ diye, dükkana bakarken kızın gözlerinin içi gülümsüyordu.

“Tabi neden olmasın, siparişleri dağıttıktan sonra uğrarım.”

“Önce onu alabilir misin? Müşterimiz daha fazla sinirlenmesin.”

“Peki…”         

Hakan, yola çıktığında müdürü pencereden onu gözetliyordu. Sıkışık trafikte araçların arasından geçerek kızın verdiği adrese ulaşmıştı. Motoru uygun yere park edip hızla villaya yöneldiğinde bir köpeğin havlaması ile irkildi. Neyse ki köpek bağlıydı. Kapının ziline dokunup bekledi. “Geldim!” sözü sinirliydi. Kapıyı orta yaşlarda sarışın ve bakımlı bir kadın ellerini ovuşturarak açtı.

“Elim kirli lütfen tableti masanın üzerinden alır mısın?”

Hakan, müdürün söyledikleri aklına gelse de villa sahibinden ne zarar gelebilir düşüncesiyle içeri girdi.

“Nerede?”

“Koridorun sonundaki odada…”

Hakan, kafasındaki kaskı çıkartıp koltuğunun altına alarak gösterilen odaya doğru yöneldi.  Tablet, masanın üzerindeydi. Kadın, kapıyı birkaç kez kilitleyip Hakan’ın yanına geldi. Üst kattan gelen iki adamla birlikte bir odada birlikteydiler.

Kadın sinirlice bağırmaya başladı.

“Lanet olsun sizin gibi firmaya! Beni rezil ettiniz. O patronunuz var ya! Ona yapacağımı biliyorum. Hepiniz aynısınız hepiniz!”

Kadının siniri gittikçe artıyordu.

“Patronunu ara, çabuk buraya gelsin.”

“Ben onlarla hiç görüşmedim. İnsanlık olsun diye, geldim.”

Kadın telefonundan tamirciyi arayıp “Hepiniz dolandırıcısınız! Yaptığınız iş yerin dibine batsın! İşlerim sizin yüzünüzden aksadı!” diyerek, telefonu Hakan’a uzattı.

“Ağabey, siz gelinceye kadar beni bırakmaya niyetleri yok. Lütfen gelir misiniz? Ben yan tarafta çalışan bir kuryeyim. Benim bu işlerle hiç alakam yok. Hemen gelir misiniz?”

Hakan dışarı yönelmek isterken adamlar iki kolundan tutup sandalyeye oturttular.  Kadın, “Sizi üçkâğıtçılar! Benimle dalga mı geçiyorsunuz? Onlarca parayı alıp tabletimi tamir etmemenin ne demek olduğunu size göstereceğim!” diye bağırıp çağırdıkça cinnet geçirir bir moda giriyordu. Kadın, Hakan’ın telefonunu alıp fırlattığında telefon duvara çarpıp üç parça halinde yerlere saçılmıştı. Hakan’ı sandalyeden kaldırıp köpeğin dışkı yaptığı yere oturttu. Hep birlikte patronun gelmesini bekliyorlardı. Üç saatin sonunda kapı çalınmıştı. Kadın, kapıya yöneldi.

“Kim o?”

“Polis! Kapıyı hemen açın, yoksa biz zorla açacağız…”

Ertuğrul ERDOĞAN

yirmimartikibinyirmibir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir