Sekiz Daireli Apartman

20170226_111257

“Sekiz Daireli Apartman” adını verdiğim bu çalışmamda; Doğunun en ücra köylerinden birinde yaşayan Behran Ağa, bir ırgat tarafından, karısıyla seviştiği bir gece, vurularak  öldürülür.  Katili Bursa’ya kaçar. Bunu öğrenen Dila, kocasının ölümünden sonra üç köydeki arazilerini ucuz pahalı demeden satarak çocuklarıyla birlikte Bursa’da uzak ve yoksul bir semte yerleşir. Çocuklarını da yurt dışında tanıdıklarının yanına gönderir. Onlar orada iş ve para sahibi olur, daha sonra da evlenirler. Zaman zaman da annelerine para gönderirler. Kiracı olarak oturdukları ev satılınca, sekiz daireli bir apartmanın  bodrum katına yerleşen Dila, yaptığı poğaçaları satarak geçinmeye çalışır. Kahvelere daha rahat girebilmek için çeyiz sandığında sakladığı kocasının kıyafetlerini giyer. Bıyık takmayı da unutmaz. Bütün derdi kocasının katilini bulmaktır. Onu, kırk yılın sonunda Gölyazı’da çaycılık yaparken bulur…

Dila’yla birlikte Bursa’yı dolaşırken daha yakından tanıyacak, Türkiye’nin son yıllarını yeniden yaşayacaksınız.

Bu eserimde  kimler yok ki?  İsterseniz onları, tanıştırayım. Üç yaşlı var bu apartmanda. Hüseyin Amca ile Şaziye Teyze’ye dönüşümlü olarak çocukları bakıyor. Onların yaşamlarını okurken 1950’li yıllara gideceksiniz. Diğeri ise iki numarada oturan Köy Enstitülerinde müdürlük yapmış İbrahim Amca.   Anlattıklarıyla dünün ve bugünün eğitim sistemi arasındaki farkı da göreceksiniz.  Dört numarada Yüzbaşı Eren ve eşi Betül, Ergenekon’dan zıpkın yiyecekler ama onurlarından hiç bir şey kaybetmeyecekler. Lise öğrencesi Yasemin ise üç numarada oturuyor. Hafif meşrep annesiyle birlikte yaşıyor. Babasının uyuşturucudan ölmesiyle başından iğrenç bir tecavüz olayı geçiyor. Gazeteci Engin, Yaseminlerin karşısındaki altı numarada oturuyor. Hem yazarlık yapıyor  hem de Genel Basında yazıyor.  Gazetecilik yapan babasının yazdıklarını okuması için Yasemin’e verir. Babasının yazdıklarında, gurbette köhne bir otelde başlayan ve daha sonra aynı dairede kiraladığı küçük bir odada devam eden yaşamını öğreneceksiniz. Ayrıca, onun ilginç gazetecilik anıları yanı sıra 1965-1980 yıllarının Türkiye’sine yolculuk yapacaksınız. Bu arada Yaseminle Engin birbirine âşık olurlar. Ayberk ise giriş katında dedesi ölünce yalnız oturur. Annesiyle babası, Almanya’da ayrı yaşadığı ve eşleri kedisini kabul etmediği için yalnızlıktan bunalıma girer ve uyuşturucuya alışır. En üst katın sekiz numarasında barda garsonluk yapan ve zaman zamanda şarkı söyleyen şuh bir kadın oturur. Şeyda adlı bu genç kadın, bir gece ansızın ortadan kaybolur. Uzun bir süre bulunamaz. Cesedini, Ayberklerin bahçesinde polis köpekleri bulur.

              Bu roman belki de hepimizin hikayesi…

              Çıktığında, şimdiden keyifli okumalar diliyorum.

“Bu eser, TASDİX Firmasının 27 Ocak 2017 Cuma Saat 16.36.04 itibariyle 5070 Sayılı Elektronik İmza Kanunu kapsamında onaylanarak güvence altına alınmıştır.  Bütün hakları saklıdır.”

Ertuğrul Erdoğan

Ocak 2017


Romanımdan küçük bir bölüm:

         Banyonun aynası pusluydu… Yüzüne baktı, kendisini göremedi. Sanki kayıptı yarınlara… Yatak odasına geçti. Kocasının öldürüldükten sonra giyecek, saat, kehribar tespih ve kasket gibi eşyalarını hatıra olarak sakladığı ceviz kaplamalı sandığını açtı. Bohçanın içine düğümlediği kasketi, siyah içinde gri kırçıllı pantolon ile ceketini çıkartıp yatağının üstüne bıraktı. Yeleğinin içine baktı, köstekli saati, vurulduğu dakikaları gösteriyordu. Yeleğini de ceketinin yanına iliştirdi. Behran Ağanın o gece giydiği ve kurşundan delik deşik olan kanlı fanilasını alıp koklarken ağladı. Kocasının ten kokusu,  kurşunun barut kokusunu bastırmıştı. Makyaj masasına geçip aynaya baktı, küçük pencereden yansıyan loş ışıkta, siyah beyazdı gördükleri. Dudakları solmuş ve çöldeki barkanlar gibi kat kat büzüşmüştü. Gözlerinin altına çöken morlukları da siyah gösteriyordu ayna.

 Bir okur yorumu:

            Sekiz Daireli Apartman’da; dört duvar arasının sessizliği, yıpranmışlığı, unutulmuşluğu yazarın usta kalemiyle nefes almaya başlıyor. O eski apartmanın capcanlı betimlenen tarihi ile sevgi yüreğinize uğruyor, acılar gözlerinizi sızlatıyor, bazen de çaresizliği kabullenmemek için direniyorsunuz. Yazarın çoklu karakterleri iç içe geçirme yeteneği ile bir oraya bir buraya sürükleniyorsunuz. Derin betimlemelerle acı, şiddet, huzur ve sevgi damarlarınıza karışıyor.

        Bu romanı okurken, içindeki gerçekliğe, samimiyete ve ustalığa hayran kalmamak mümkün değil. Yazar, hem tarihinize, hem de kendi benliğinize ışık tutmayı başarıyor. Edebiyatın gücünü üzerinizde hissediyorsunuz. Farklı insanların hikayelerini, onların gönlünden kopmuşçasına taptaze dinleme imkanı buluyorsunuz. Rafa kaldırılmak istenen konuların aslında hayatın en önemli parçaları olduğunu öğreniyorsunuz. Benim gibi genç okuyucular bu romanda; bin bir hikaye değil bin bir yaşam katacaklar zihinlerine. Yazarın araştırmacı ruhuyla; geçmişlerini en objektif şekilde günümüzle bağdaştıracaklar.

              Bu kitap bittiğinde bile elinizden bırakmak istemeyeceksiniz …

                                                                                                                             Gizem A.

           “Yavaş yavaş yok oluyoruz hayatın girdabında, hem de dibe öylesine vuruyoruz ki bir zıpkın yemişçesine… ve sessizce gömülüyoruz, tıpkı bir ölünün içine sakladığı günah ve sevaplarıyla kaybolup gidiyoruz ince kum tanelerinin bilinmezliğinde…”

Çok teşekkür ediyorum, kendimi çok şanslı hissediyorum.

Kaleminize sağlık…

One Comment

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir