Süpürgelikteki Dostum

Tanıtım Yazısı:
Misafir bulunduğumuz yeryüzünde zaman zaman hanları değiştirerek gittiğimiz gurbette içimizdeki yalnızlığı oynarız. Hani, ‘Gurbet o kadar acı ki…” diye devam eden bir şarkımız vardır ya, işte o şarkıyı dinlediğimizde yüreğimizi sızlatıp bizi enginlere doğru yol aldırır. Bu otobiyografi eserimde neler okuyacaksınız? 

1954 yılında, annemle birlikte Anadolu’nun verimsiz topraklarından yokluklarla ayrılıp geldiği Ankara yaşamında, Türkiye edebiyatına otuz altı yayın veren bir yayınevi ve on beş kişinin çalıştığı bir matbaa açmayı başaran babamın mücadelesini,

1958-1968 yılları arasında Ankara’nın Akdere semtindeki gecekondu yaşantımı,

1968-1980 yılları arasında Türk edebiyatına aralarında Hasan Hüseyin Korkmazgil, Fikret Otyam ve Simone de Beauvoır gibi yazarların bulunduğu otuz altı eser sunan Doğan Yayınevi ve matbaamızda gözlemlediğim 68 kuşağı öğrenci olaylarındaki gençlik dönemlerimi,

Karadeniz’in şirin kenti Ordu’nun mahalli gazetesi “Karadeniz52” de önce dizgi operatörü olarak çalışırken, bir gazeteci arkadaşımızın ölümü üzerine yazdığım “Ağlayan Tuşlar” adlı yazımın yayın yönetmenimizce beğenilmesiyle,  aldığım teklifle hem mahalli hem de genel basında gazeteci olarak çalıştığım 1982-83 yıllarındaki olaylarla dolu ilginç anılarımı,

1983-2009 yılları arasında çalıştığım kamu kurumu anılarım ile 2000- 2020 yılına kadar ki yazarlık serüvenimi okuyacaksınız.

Tarihe de not düşecek bu romanımda; gurbetteki yalnızlığımı, sevdiklerimi, özlemlerimin bütünü olan anılarımı kısa öyküler halinde okurken, ayrıca Türkiye ve Dünya’nın 1954-2020 yılları arasındaki ilginç olaylarına da tanık olacaksınız.

Sayfa Sayısı:

A4 kâğıda tek yönlü 367 sayfadır

Kitapta Öne Çıkan Temalar:

Okur kitabı okuduğunda günümüz ile 1980 önceki yaşantıyı karşılaştıracak. Hem öykü hem de anılarımla keyiflenirken 1954-2020 arasındaki önemli olaylara da şahit olacak.

Kitapta Kullanılan Dil ve Üslup:

Çalışmamda öz Türkçe kullanmaya özen gösteririm. Ben nasıl okurken anlayabileceğim türde kitap okumayı istiyorsam, okurlarında olayları gözünün önünde canlandıracağı türde yazmayı seviyorum.

Kitabın Hedef Okur Kitlesi:

Özellikle anı türü romandan hoşlananların  ilgileneceğini, ayrıca tarihte neler olmuş? Sorularına yanıt arayanlar için de bir kaynak çalışmadır.

Aynı Türdeki Diğer Eserlerde Karşılaştırıldığında Söylenecekler:

Her yazar hayatını farklı türde yazabilir. Ancak kendi stilimi bularak eserler üretiyorum. Zaman zaman okuru şaşırtmak,  düşündürmek amaçlarımdan birisidir. Okur kitabı bitirdiğinde, ‘bir daha okumak isterim.’ veya bir başkasına tavsiye edeceğim.” Sözünü söyletmek isterim

Kitabın Adı Neden Süpürgelikteki Dostum?
Odam küçüktü ama hiç olmazsa bana aitti. Badanası yeni yapılmış, kokuyordu. Artık kendime ait ve içinde özgür olacağım küçücük bir dünyam olmuştu. Geceleri, odama istediğim saatte girebilecektim. Şükürler olsun ki gecenin on ikisinden önceki koşuşturmalarım da son bulmuştu. Odada bulunan malzemeleri dışarı çıkartıp komşudan aldığım süpürgeyle temizledim. Gazeteye geldiğimde, telefonla annemleri arayıp eşyaları hemen göndermelerini istedim. Birkaç gün sonra kamyonetle gelenleri  odama özenle yerleştirdim. Eşya dediysem; bir kanepe, yatak, yorgan, perde, leğen, havlu vs. Kitaplarım, daktilom ve fotoğraf makinesi ile sevdiğimin resmini kanepenin üst bölmesine yerleştirdim. Perdeleri  takıp kendimi dışarı attım. Şehre karıştığımda ayakkabılarım çamurdu. Bundan böyle her sabah bir çeşmede temizlemeden gazeteye giremeyecektim. Akşamları geç saatlere kadar dışarıda olmanın hıncını doyasıya alıyordum. Gerçi yeni kiraladığım ev, kaldığım ve gece saat on ikide dönmek zorunda kaldığım otelden hiç farkı yoktu. Karşımda yalnızca bozkırda benim gibi yalnız kalmış tek bir ağacı görüyordum. Uzaktaki evler ise, benim için sonsuzluk gibiydi. Her sabah araç ve şehrin gürültüsü yerini bu kez horozların ötüşüne bırakmıştı. Perdemin gerisinden güneş farklı doğuyordu.  Evde kaldığımda köy, gazetede çalıştığım anda şehir hayatını  yaşıyordum. Kaldığım oda, dış kapının yanındaydı. Yan komşumu rahatsız etmeden sessizce odama giriyordum. Onları rahatsız etmemek adına tek yaptığım anahtarı yavaşça yuvasına sokmak ve adımlarımı karınca inceliğinde yürütmekti.
100_1898
Bir gece uykuya dalacağım anda tıkırtıya kulak verdim. İçerisi serindi. Yatağımdan doğrulup elektrik ocağını yakıp kazağımı giydim. Uzun süre tıkırtıların kulaklarımdan  uzaklaşmasını  beklesem de nafileydi. Hırsız olabilir düşüncesiyle kapıyı her şeye rağmen usulca açıp bir kağıt büyüklüğündeki aralıktan baktım, kimseler yoktu. Perdeyi aralayıp dışarıyı radar gibi taradım, belirti yoktu. Tıkırtılar  yan odadan geliyordur, diyerek tekrar yatıp yorganı kafama çektim. Uyumaya çalışsam da tıkırtı bir türlü kesilmiyordu. Sinir bozucu ses kafama takılmıştı. En kısa zamanda nereden geldiğini bulmam gerekiyordu. Bulamadıkça geriliyordum. Akşamları ev geldiğimde gündüz iş yerinde hep bu ses kulağımı tırmalıyordu. Bir gece tıkırdayan sesi takip ederek kulağımı odanın içinde gezdirdim. Son hedef süpürgelikti. Orada bir farenin olduğuna karar vermiştim. Kaçıp gider miydi, yoksa uyurken ortalıkta dolaşır mıydı? Yoksa battaniye arasından süzülüp benimle yatar mıydı? Büyük mü, yoksa küçük müydü? Büyükse işim zordu. Zira uyuşturarak bir yerimi kaybetmekte vardı!  Huzursuz uyumak kadar kötü bir şey yoktu. Düşüncelerime takılan süpürgelikteki fare bir türlü ortalıkta görünmüyordu. Günler geçtikçe onunla sıkı dost olmuştuk. Ona artık hiç kızmıyordum. Odanın içinde görünmese de sesiyle anlaşıyorduk. Çoğu geceler ona ‘ne yeyip ne içtiğini’ bile soruyordum. Ben de özlemlerimi ona anlatıyor, bir insanın yapmadığı arkadaşlığı bana yapıyor ve beni içten dinliyordu. Artık seviyordum onu…
Ertuğrul Erdoğan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir