Rampukar’ın Fotoğrafı

4800Suriye Savaşının simgesiydi Aylan Bebek. Anımsadınız mı?  Ailesiyle birlikte bir botla refah bir ülkeye umut yolculuğuna giderken denizde boğulmuştu.  Sonra da minicik cansız bedeni kıyıya vurmuştu, Jandarmaların ayak dibinde… Aylan Bebeğin deniz kenarındaki halini gördüğümüzde o günlerde hepimizin dilindeydi. Ah! Vah! Ettik. Sonra? Unutup gittik!  ‘İbretlik’ diye, bize  doğrulttukları o unutulmaz fotoğraf, siyasilerin de elindeydi. Bizlere gösterirken o fotoğrafın arkasını, onlar boşluk olarak görmüşlerdi! Aslında o fotoğraf ülkesini yönetmeye kalkanların makamlarına karşılarında her an görebilecekleri bir yere büyükçe asılacak bir fotoğraftı! Ona baktıkça savaşın ne beter bir şey olduğunu anlarlar mıydı? Hiç sanmam!

           Şimdilerde, perde gerisinde küresel güçlerin hazırladığı söylenen koronavirüs, insanlığı esir aldı. Oyun içinde oyunlar oynanıyor! İlaç sektörleri ağız sululuğunda… Hani derler ya, insanoğlunu kobay fare gibi kullanıyorlar. Gir eve, çık çalışmaya!  Bu virüsü öyle yapmışlar ki ne zengin ne de fakir ayırt ediyor. Ne de ülke. İçinde yeter ki insan olsun!

            Hindistan! Egzotik ve gizemli bir ülke… Yaşantıları başka hiç bir ülkeye benzemez. Fakirini bol biliriz. Trenlerini insan kalabalığından kaybeden ülkedir Hindistan. Dünyanın her yerinde olduğu gibi orada da ucuz işçi çalıştırmak adet olmuştur. Emekçiler, evlerinden binleri aşkın kilometrelerce uzakta ekmek peşindedirler aileleri için.

            İşte onlardan biri olan inşaat işçisi Rampukar Pandit.  (Küçük bir zamanınızı ayırıp önce fotoğrafına bir bakın.)  On bir aylık oğlunun ciddi bir rahatsızlığı vardı. Gittiği 1200 km uzaktaki bir iş yerinde yakalandı koronavirüs yasaklarına. Begusarai’deki evine bir an önce ulaşmak istiyordu. Ancak toplu ulaşım araçları yasaklanmıştı. Yürümek istedi tabanlarına kuvvet. Gitti… Gitti… Ancak günler geçtikçe evi sanki ondan uzaklaşıyordu. Bir rüya içinde olduğunu zannetti.  Yorgun ve açtı. Adımlarını zorlasa da bedeni artık müsaade etmiyordu adımlarını atmaya. Nizamuddin Köprüsü’ne zor da olsa, ulaşabilmişti.  Yolda bir gazeteciyle karşılaştı. Fotoğrafını çekerken Rampukar gözyaşlarını tutamadı. Baba için ağlamak zordu. Gazeteci ona bisküvi ve su vermek istedi. Kabul etmedi. Onları alırsa, boğazından geçmeyeceğini düşündü. Çünkü oğlu rahatsızken yemek yemiyordu. Üç gündür olduğu yerde kalmıştı. Rampukar gazeteciye “Biz emekçiler hiçbir ülkeye ait değiliz. Tek isteğim evime gidip oğlumu görebilmek. ”derken,  gözyaşlarını tozlanmış ayaklarına doğru döküyordu.

            O akşam gazetecinin attığı twiti görenler Rampukar’ın bulunduğu yere geldiler. İyi niyetli insanlar onu en yakın bir karakolda buldular.  Karısı biraz önce aramış ve oğullarının öldüğünü haber vermişti kocasına.  İyiliksever bir kadın, tren bileti için para verip kalabileceği bir ev ayarladı.

            Gazeteci Yadav’ın çektiği bu fotoğraf basına yansıyınca, Hindistan’da milyonlarca günlük ücretle çalışanların simgesi olmuştu bir anda. Hükumet onlara ulaşım sağlayabilmek için tren seferleri eklediler.  Binlerce işçi Hindistan’ın kavurucu sıcağında binleri aşan kilometrelik yolculuklarında aç ve susuzluktan evlerine ulaşamadan hayatlarını kaybediyorlardı.

           Siyasiler, bizlere gösterdikleri  fotoğrafların arkasına bakıp her şeyi tozpembe zannediyorlardı.

          Ve dünyanın birçok ülkesinde Rampukar gibi yüzüne acı öbeklenen o kadar emekçi ve ezilen insan var ki…

          Evet, ucuzdu emekçilerin hayatları…

 Ertuğrul ERDOĞAN

Ondokuzmayısikibinyirmi

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir