GERÇEK Mİ TAKİYE Mİ?

Seçim anket çalışmaları son sürat devam ediyor şu günlerde… PİAR’ın yaptığı bir araştırmada AKP’nin yüzde 7 oy kaybı olduğu belirtilmekte. Anketlerin ülkemizde ne kadar doğru ne kadar yanlış olduğu seçim gecesi ortaya serilmekte… Bu konuyu beynimizin hipokampusa bırakıp bir başka konuya geçelim, buna bağlı olarak.

Yargının tartışıldığı ve güvenin düşük olduğu ülkemizde, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, Rektör atamaları yanı sıra,  Anayasa Mahkemesi Üyesi olarak Adalet Bakan Yardımcısı Yıldız Seferinoğlu’nu atadı. (Seferinoğlu kimdir? Kendisi hukukçu, AKP’nin 1 Kasım 2015 yılı seçimlerinde AKP’den vekil de seçilmişti.  Ayrıca,  AKP İstanbul İl Yönetim Kurulu Üyeliğini de yapmıştı.  Cumhurbaşkanı 15 Üyelik AYM’nin 12 üyesini atıyor.)

Gelelim, Sayın Erdoğan’ın Klasik Müzik ile ilgili açıklamalarına… Bu konuya geçmeden önce bu sözleri ne için söylemişti, onu bir yazalım.  Yılmaz Özdil, katıldığı Arena Programı’nda, “Erdoğan bir tane bira içmiş olsaydı bugün çok daha iyi bir Türkiye olurdu. ” Rutkay Aziz ise bir soruya verdiği yanıtta “Mozart ve Beethoven dinlesin. Belki iyi gelir.” demişlerdi. Sayın Erdoğan bunlara şöyle yanıt vermişti. “…Cumhurbaşkanını bira içmeye, Mozart dinlemeye zorlamak faşistliğin dik alasıdır.”

Evet, müzik evrenseldir.  Her ne kadar ruhsat konuları işletmelerin canını yaksa da içki içenlere de zorluklar çıkartılmamalıdır.  İsteyen Mozart dinler, istemeyen dinlemez. Kimisi Müslüm Baba’yı sever, kimisi de Vivaldi ve Mozart’ı. Her iki farklı kültürün kendine göre bir yaşam biçimi vardır. Bu konuda kimse kimseyi zorlamamalı ve saygı duymalıdır.  Bugün klasik müzik sevip de arabesk, sanat müziği veya türkü dinleyenler olduğu gibi,  türkülerden başka ömür boyu hiçbir müzik türünü dinlemeyenler de vardır. Hatta müziğin her türlüsüne karşı olup, yalnızca  tef ve ney dinleyenler de vardır. Yani sanat özgür olmalıdır.

Sayın Fazıl Say ile Sayın Erdoğan’ın araları bir ara politik söylemler nedeniyle nane molla olmuştu.  Daha sonra Fazıl Say’ın annesinin ölümünden sonra Sayın Erdoğan’ın taziye için telefonla araması ardından Cumhurbaşkanlığına  davet edilmesi, ilk yumuşamanın sinyallerini vermişti. Fazıl Say konserine Erdoğan’ı davet etmiş, Erdoğan ise heyetiyle birlikte bu davete icap etmişti. Konser sonrası yapılan açıklamalar, sanatın gergin halini bir nebze olsun yatıştırırken,  övgü ve eleştiriler de gündemi meşgul etmişti. Etmeye de devam ediyordu… Bana göre, bir ülkenin Cumhurbaşkanı ülkesindeki her türlü sanatı takip etmelidir. Sevse de sevmese de sanatı bütünleştirmek adına sanatçıları onurlandırmalıdır. Sanatın özgür bir kavram olduğunu topluma hissettirmelidir. Sanatta mutlaka çekişmeler ve muhalif bir durum olacaktır.  Yine siyasetçiler bu konuda evrensel düşünüp, söylemleri ve hareketleriyle hoş görülü olmalı ve her türlü eleştiriye de açık olmalıdırlar.

Sayın Erdoğan, yakında yaptığı bir konuşmada, “19 Mayıs Bayramı’nı bu yıl farklı kutlayacağız.” dedi. Bu sözü düşününce önce aklıma seçimler geldi. Daha sonra eskiden 19 Mayıs gibi milli bayramları nasıl coşkuyla kutladığımızı düşündüm. Bu ortamı elimizden alan kimlerdi? Tabi ki, Başbakan döneminde Erdoğan ve hükumetiydi. Yine T.C. ibareleri ile Atatürk’ün statlardan isimlerinin kaldırılması, okul kitaplarından Atatürk ilkelerinin tırpanlanarak yerine ritüel konularının eklenmesi, Atatürk Heykellerine yapılan saldırılar ve milli bayramlarda buralara halkın yaklaştırılmama kararları gibi konular üst üste gelince Sayın Erdoğan’ın bu sözüne, seçimlere yaklaştığımız şu günlerde kuşkuyla bakmadan edemiyorum. Sayın Erdoğan konuşmalarında veya yol arkadaşları için sık sık “Kutlu Davamız” diye bir söylemde bulunuyor. Bu kutlu davası neydi? Bunun ne olduğunu az çok birçoğumuz tahmin edebiliyoruz…

On bir bakanlığın bütçesinden fazla olan 117 bin 318 personelli ve çok büyük bir propaganda merkezi olan Diyanet İşleri Başkanlığının, Eski Başkanı Mehmet Görmez’in yaptığı açıklamalar seküler görüşteki insanlarca oldukça tepki toplamıştı.  Kurtuluş Savaşı için, “Keşke Yunan kazansaydı” diyen Atatürk Düşmanı Kadir Mısıroğlu’nu 9 Kasım günü ziyaret ederek ona Kur’an hediye etmesi ve bunu 10 Kasım günü internette paylaşması, yine sitelerinde, 9 yaşındaki çocukların ergen görünmeleri halinde evlenebileceklerini belirten, (tepkiler üzerine kaldırılmıştı.) Yine,  “Babanın kızını kalın elbiselerinden tutarak vücuduna bakıp düşünerek, şehvet duyması, bu tür bir haramlık oluşturmaz.”, “Telefon, faks, mektup mesaj ve İnternet ile de eşinden boşanabileceği gibi daha birçok çağ dışı fetvalar vermişti. Şimdi  yeni göreve elen Ali Erbaş’ın Başkanlığındaki Diyanet ise, çocuklar için hazırlattığı ve ücretsiz dağıttı “Peygamber ve Gençlik” adlı kitabında, tahsil ile dindarlık arasında ters yönlü ilişkiden bahsedildiği tespit edilmiş. Yani eğitim yükseldikçe dinden uzaklaşıldığını söylemek istiyorlar.

Yukarıda, Sayın Erdoğan’ın 19 Mayıs Bayramı ile ilgili açıklamasıyla Fazıl Say  Konseri ’ne gitmesini yazmıştım. Şimdi ikisini topladığımızda, Karşımıza Atatürk’ün ‘eğitim ve sanat’ konularına verdiği önem geliyor.  Atatürk özellikle “Eğitim” için birçok önemli sözler söylemiştir. Ben size içlerinden birkaç tanesini belirtmek istiyorum.

  • Milli eğitimde süratle yüksek bir seviyeye çıkacak olan bir milletin, hayat mücadelesinde maddi ve manevi bütün kudretlerinin artacağı muhakkaktır.
  • Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.
  • En önemli ve verimli vazifelerimiz milli eğitim işleridir. Milli eğitim işlerinde kesinlikle zafere ulaşmak lazımdır. Bir milletin gerçek kurtuluşu ancak bu şekilde olur.

Atatürk böylesi önemli sözleri söyleyerek eğitimin bir ülke için ne kadar önemli olduğunu vurgularken ve çalışmalarını da bu yönde yapmışken, Diyanet’in çocuklara böylesi vurgu yapması doğru mudur?  Şimdi Fazıl Say Konserine gidişler,  19 Mayıs’ı farklı kutlayacağız sözcükleri yanı sıra AKP’nin iktidarda olduğu süre içinde  Atatürk ile ilgili yaptıklarını alt alta topladığımızda çıkan rakam 31 Mart’ı gösteriyor mu, göstermiyor mu?  Daha doğrusu, Sayın Erdoğan’ın Diyanet İşleri Başkanı’nı çağırıp, “Bu çağda öyle yazılarla çocukların kafası karıştırılır mı?” demesi gerekmez mi?  Ona da siz karar verin!

Ertuğrul Erdoğan

yirmibeşocakikibinondokuz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir