Gıda Tüketirken Devlete Güveniyor musunuz?

20180304_112450
Devletlerin Görevleri Nedir? Uzun uzadıya, insan hakları, hukuk ve özgürlük gibi önemli normları sıralayacak değilim! Zaten onlar olması gerekenler…
Devletin  en önemli görevlerinden birisi de, sağlıklı topluma katkı vermesi ve halkının da bu konuda kendisine güven duymasını sağlamasıdır. Sizlere bir soru, “Gıda konusunda devletimize güveniyor musunuz?” Bana soracak olursanız, güvenmiyorum! Çünkü, devlet, gıda denetimi konusunda üzerine düşen görevi yaptığını bana hissettirmiyor. Örneğin, fotoğrafta gördüğünüz 25 santimi geçen sivri biberi geçenlerde mahallemizin perşembe pazarından aldım. (mevsimi değildi ama lanet olsun insanın canı çekiyor işte!)  Sivri biber üretimiyle ilgili geçenlerde bir video seyretmiştim. Genç bir delikanlı, seralarda olup biteni anlatmıştı. Anlattıkları dehşet vericiydi! Sivri biberleri bir gecede büyütmeleri için içeriye kezzap gibi zehirli gazların verildiğini anlatıyordu…
 
Aldığımız reçel, salça gibi ürünlerin içine neler konulduğunu biliyor muyuz? Gül reçelinin rengi bir başka! Salça deseniz, domatesin kilosunun 4 veya 5 TL’den aşağı düşmediği bir ortamda kutusu 3,5 Tl’den başlıyor!
 
Geçenlerde bir haber. Sizler de duymuşsunuzdur. Rusya 23 bin tavuğumuzu geri gönderdi. Gerekçesi ise laboratuvarlarda inceledikleri antibiyotiklerin fazla oluşuymuş! Şimdi soruyorum, bu konuda kamuoyundan tavukların imha edildiğine dair bir haber işittiniz mi? Ben duymadım. Duyan varsa haberi yazımın altındaki yorumlarda paylaşsın!
 
Eskiden bir Uğur Dündar’ımız vardı. Fırın gibi gıda üretimi yapılan işletmelere  ani baskınlar yapardı. Burada kameraya yakalanan  haşaratları bizlere izleterek  neler yediğimizi ekranda gözlerimizin içine soka soka gösterir ve yetkilileri daha duyarlı olmaya davet ederdi. Neden bu tür programlara müsaade edilmiyor dersiniz?
 
2017 yılının sonlarında Berlin’e gitmiştim. Orada marketleri gezerken içimde bir huzur olurdu. Bir ülkede, demokrasi olunca insana güven geliyordu. Çünkü, demokrasinin olduğu ülkelerde her türlü eleştiri açıkça yapılırdı. Devletin halkın sağlığını koruyan gıda denetimleri topluma güven verirdi. Şimdi ülkemde, maalesef bu güveni hissetmiyorum!
 
Bir başka yazım için Sağlık Bakanlığı’nın yıllık raporlarını incelemiştim. Bir bölümde hastaneye gelen vatandaşların toplam sayısını bir yılda 600 milyonun üzerinde, acile giden hasta sayısını da 100 milyondan fazla olduğunu belirtiyordu. Bir ülkede, hasta sayısını  ne kadar azaltırsanız hükumet olarak başarılı bir hizmet yapmış olursunuz. Ve bu hastalara harcanan ilaç, tıbbi malzeme gibi giderlerin tutarını düşünebiliyor musunuz? Belki buralara yaptığımız yatırım veya harcamaları halkımıza verip onların sağlıklı beslenmelerini sağlasak, daha sağlıklı bir gelecek inşa etmiş olurduk.
 
Aslında basit önlemlerle halka sağlık konusunda güven verebiliriz. Örneğin, TV’leri bu konuda serbest bırakacaksınız. Denetlenen şirketler buralarda teşhir edilebilinir. Tüketici dernekleri daha etkin bir şekilde faaliyet gösterebilirler. Belediyelerin ilgili birimleri eğitilerek  denetimleri daha da sıklaştırabilirler. Köy veya ilçelerde kurulacak denetim birimlerine alınacak ziraat mühendislerle, sera ve  tarlalar daha ürün üretimdeyken kullanılan ilaç vs. denetlenerek kontrol altına alınabilir. Köylüler ilaç vs. gibi sağlık yönünden eğitime tabi tutulabilirler.
 
Brezilya’dan ithal edilen 25 bin büyükbaş hayvanı sağlıksız koşullarda ve hayvanlara eziyet edecek şekilde taşıdığı için gündeme gelen Nada isimli gemi Mersin Limanı’na ulaştığı ve gemide sağlıksız koşullarda taşınan hayvanların karantinaya alınıp alınmayacağı konusunda Tarım Gıda ve Hayvancılık Bakanlığı bilgi vermemiş.  Mersin Barosu’nun da bu konuda suç duyurusundan da sonuç alınamadığı gibi, Hayvan Hakları İzleme Komitesi Koordinatörü Veteriner Hekim Burak Özgüner, “Bu gemi işkence, zulüm gemisidir, aynı zamanda hastalık gemisidir” dediği haberi medyadan okumuş ve izlemiştik. Şimdi bu habere göre sizler, yetkililere daha doğrusu devlete güvenir misiniz? Ve o etleri yarın hepimiz sorgusuz bir şekilde tüketeceğiz. Çünkü marketlerde o etleri alırken, onların fiyatına bakacağız. Onların sağlıksız olup olmadığını, “Atın ölümü arpadan olsun” diyerek yalnızca pembe ambalajlar içinde olduğunu fark edeceğiz!
 
Bu konuda Soner Yalçın beş yılda çok ciddi bir çalışma yaparak, “Saklı Seçilmişler” adlı kitabında; “Milletimize domuz eti yedirdiler, Türk tarımını bitirdiler ve bizlere zehir yediriyorlar.” derken ne kadar haklı olduğu ortaya çıkıyor. Kitabında yalnız bizi beslenme konusunda aydınlatmakla kalmıyor, meselenin ekonomi-politiğini de ele alırken bu zehir düzenini kimlerin nasıl kurduğunu ayrıntılarıyla ortaya seriyor. 
 
Hani eski adamlar, gençlerin solgun hallerini gördüklerinde “Evladım, biz eski toprağız.” dediklerinde,  o dönemin toprak ve insanları da dürüsttü. Şimdi aynı şeyi söyleyebilir miyiz? Kapitalizm insanları insanlıktan çıkardı. Kendine uydurdu.  Ortalıkta ekilecek ne sağlam bir toprak, ne bilinçli çiftçi, ne de dürüst insan kaldı! Gelecek nesil, “Eski toprak.” sözcüğünü artık hiç kullanamayacak!
 
Sahi bu gelişmeleri görmenize rağmen gıda tüketirken, işletmelere ve devlete güven duyuyor musunuz? Veya bu konuda neler yapıyorsunuz? Yoksa bir şeyler yapmadan yalnızca önünüze konulanları mı yiyorsunuz?
 
Afiyet olsun!
 
Ertuğrul Erdoğan
Mart 2018

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir