Kedi ve Köpeklerin Ahı

“Hayvan sevmeyen insan sevmez.” derler.  Kimimiz kediyi, kimimiz de köpekleri daha çok severiz. Kimimiz de hayvanlardan korkarız. Onları koruyan da vardır, ruh hali bozuk olanların şiddet uygulayanları da… Onlar bizim can yoldaşlarımız. Tanrı’nın sessiz kullarıdır. Soğuk havalarda bir köşeye sinmiş bir kedi, aç olduğunu söyleyemez.  İnsanoğlu gibi hırslı da değildir. Önüne konulanı yer ve tabakta bırakarak sessizce uzaklaşır.  

Lila şimdi hayatta değil…

Son günlerde PitBull cinsi köpeklerin küçük bir kız çocuğunu komaya sokmasının ardından Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın “Beyaz Türkler, hayvanlarınıza sahip çıkın! Belediyeleri sahipsiz hayvanları sokaktan alacak adımları atmaya çağırıyorum.” söylemi kamuoyunda tartışma konusu yarattı. Beyaz veya siyah Türk nedir? Onu da yeni işitiyorum. Hepimiz biriz, zengin ve fakir halimizle… Hayvanseverler bu söyleme karşı gelerek, köpeklerin barınaklara alınmaları halinde orada kötü koşullarda yaşayacakları ve ölümlerine neden olacaklarını belirttiler.

Bu tartışmaları ve gelecekte neler olacağını bir kenara bırakıp kedi ve köpeklerin tarihteki serüvenlerine kısa bir yolculuk yapalım. Önce köpeklerden başlayalım. Bizans döneminde kedi ve köpekler çok seviliyormuş. İstanbul’un fethinden sonra da hayatlarına devam etmişler. Ne zaman II. Mahmut döneminde İngiliz bir turist gece dolaşırken köpeklerin saldırısına uğrayıp kaçarken yüksek bir yerden düşer ve ölür. Bunun üzerine İngiltere ültimatom verir ve padişah köpekler için ilk emrini verir: ”Sokak köpekleri tez elden toplana, teknelere konula ve Sivriada’ya bırakıla!” İkinci olay ise Sultan Abdülaziz döneminde meydana gelir.

İstanbul’da her kişiye on köpek düşünce Sultan bundan rahatsız olur ve köpeklerin toplatılmasını emreder. Akla gelen ilk iş, köpekleri sürgüne götürmektir. İstanbul’da ne kadar köpek varsa Hayırsızada’ya gönderilmesi emredilir. İstanbullular, “Hayvanlara eziyet etmek uğursuzluk getirir, başımıza iş açılır köpekleri oraya bırakmayalım” diyerek, itiraz ederler. İkinci kez hayata geçirilen sürgün tam bir katliama dönüşür. 1910 yılında İstanbul Belediye Başkanı Suphi Bey, seksen bin köpeği günümüzde Sivriada olarak bilinen Hayırsızada’ya gönderir. Bu ada gerçekten çok ıssızdı. O kadar ki, tek bir ağaç bile olmadığı gibi su da yoktur. Hayvanlar burada aç ve susuz bir şekilde terk edilmişlerdi. Hatta köpeklerin acı bağırışları  İstanbul’a kadar ulaştığı söylenmiştir. Bir süre sonra hayvanlar açlıktan birbirlerini yemeye başlarlar.  Türkiye aşığı olan Yazar Pierre Loti bu olayı şöyle anlatır: “Hiçbir Türk, Hilâl’e uğursuzluk getireceği söylenen bu onur kırıcı görevi üstlenmek istemedi. Bu yüzden serseriler, işsiz güçsüzler ve haydutlar görevlendirildi. Bunlar işlerini demir kıskaçlarla yapıyorlar, zavallı kurbanlarını boyunlarından, ayaklarından ya da kuyruklarından yakalıyorlar ve onları rastgele kan-revan içinde Hayırsızada’ya götürecek olan mavnalara atıyorlardı. İstanbul’un diğer bütün köpeklerinden yüzlercesinin yer aldığı Hayırsızada, Marmara’nın ortasında çöle benzeyen bir kayaydı. İçecek bir damla su yoktu, köpekler orada açlıktan ve susuzluktan öldüler ve bu arada bilinçlerini yitirdiklerinden birbirlerini yediler. Adanın yakınlarından bir kayık geçerken hepsi kıyıya geliyorlardı ve yürekleri parçalayan iniltileri duyuluyordu. Bu, iki ay sürdü. Kayıkları ve insanları ne kadar uzakta olursa olsun gördüklerinde, bütün saflıklarıyla yardıma çağırıyorlardı.

…Ve ben de bu köyün insanları gibiydim… Bütün bunların Türkiye’ye uğursuzluk getirmesinden korkuyorum.”

Gerçekten uğursuzluk gelmişti. Büyük bir deprem ve ardından gelen yangınlar İstanbul’un her tarafını sarmıştı. 5 Haziran 1870 yılında Galata ve Beyoğlu semtinde beş bin ev ve dükkân kül olur ve burada yüz elli kişi ölür. Halk bu felaketlerin sebebini köpeklerin adaya gönderilmesine bağlarlar ve “Köpekler olsaydı, yangın erken fark edilirdi.” diye,  isyan ederler.

Gelelim kedilere…

Birbirinden sevimli halleriyle birçok kişinin ev ve sokaklarda dostudur. Koynumuza alıp birlikte yattığımız da olur. Oyunları psikolojimizi düzeltir ve patileriyle bastırdığı vücudumuza şifa olduğu söylenir. Tarihte veba salgınını, şu günlerde yaşadığımız Covid-19 salgınından sonra duymayan belki de kalmamıştır. Hatta bu konuda kitap okuyup filmlerini bile seyredenler olmuştur. Kediler, IX. Gregorius tarafından 1233’de yayınlanan “Vox In Roma” adlı papalık bildirgesinde öldürülmelerine karar verilmiş. Özellikle siyah kedilerin uğursuzluk getireceği düşünülerek bütün kediler öldürülmüş. Kedilerin ölümlerinden sonra fareler ortalığa çıkarak hızla yiyecek olan yerleri talan etmeye başlamışlar ve insanlara veba bulaştırarak ölümlerine neden olmuşlardır. Avrupa’da başlayan bu hastalık hızla tıpkı günümüzde yaşadığımız Covid-19 virüsü gibi hızla yayılmış. Ve o yıllarda yaklaşık olarak yetmiş beş milyon insanın öldüğü belirtilmiştir.

Evet bazı köpek cinsleri insanı korkutabilir. Hatta insanlara sokak değiştirebilir. Şu günlerde köpeklerin barınaklara gönderilmesi gündemdedir. Peki, köpek veya kediler sokaklardan çekildiğinde insanlar huzurlu olacaklar mı? Bu kararı verenlerin vicdanları rahat edecek midir? PitBull denilen cinslerin ağız kısımlarına sokakta dolaştırılırken kafes mecburiyeti gibi önlemler getirilemez mi? Kedileri de götürdüğümüzde yeraltında veya evlerde, insandan fazla nüfusları olan fareler etrafa dağıldıklarında bir veba salgını daha insanlıkla yüz yüze gelebilir mi? Bu kez Covid-19’dan daha mı beter olur? Hayvan sevmezlere duyurulur!

Ertuğrul ERDOĞAN

Yermisekizaralıkikibinyirmibir.

Comments are closed.