Kuru Ekmek Ve Kuru Soğan

Emek ve ekmek… Birisi ter içindeyken diğeri kuruyabiliyor. Ülkemizde ekmeğe saygı vardır ama emeğe saygı yoktur! Ekmeği yerde gördüğümüzde alıp başımız üstüne üç kere koyup bir kenara koyarız. Çünkü onun içinde emek vardır.  Anadolu’nun o güneşin yakıcı sıcaklarında emeğini ortaya koyan köylülerin sabahtan akşama kadar ter içinde kaldıkları çalışmaları vardır. O ekmek ki, bir siyasetçi tarafından askıya asılıp fakirlere öneriliyorsa, ülkede ekonomik bir yangın var demektir! Ekmeği üretene de asgari ücreti çok görürüz! Dünyanın birçok ülkesinde halkın ekmek olmasa da farklı ürünlere verdiği değerler vardır. Bizde ekmek kutsal olarak nitelenirken,  Hindistan’da da kutsal olan ineklerdir ve onların ürettikleri süttür. Diyelim aracınızla gidiyorsunuz ve onu yolun ortasında gördünüz,  onun gitmesini bekleyeceksiniz. Ona zarar verirseniz, zararın en büyüğünü görürsünüz.  Çünkü inek, Hindistan’da en vefalı dosttur. O, bereket kaynağıdır; sadece süt vermez, aynı zamanda tarımı mümkün kılar. O milyonlarca Hintlinin sütanasıdır. Daha yakın zamanda on beş yaşındaki bir çocuk, yanında biftek taşıdığı için öldürülmüştü. Bizler ise inek türü hayvanları hem kesiyoruz hem de süt fiyatlarının artışından şikâyet ediyoruz.

            Ülkemizdeki siyaset türü sanmıyorum ki başka ülkelerde olsun. Gündemi en bol ve öylesine hızlıdır ki, vatandaşlar hangi birisini kafasında tutacağını ve nasıl davranacağını şaşırır. Bir boksörden yumruk yemiş gibi sersem haldedir! Ücretlerin azlığını, adaletin olmadığı gibi konuları,  aile arasında, sosyal medyada hatta pazara gittiklerinde pazarcıya, markete gittiklerinde rafların önünde yakınırlar ama sesleri yalnızca orada kalır. Sokağa çıkıp Anayasa’da belirtilen haklarını kullanamazlar, hatta iktidarca kullandırılmazlar. Hani küçükken anneler bir yaramazlık yaptığında çocuklarına “Ağzına biber sürerim ha!” derler ya, işte siyasetçiler de annelerinin yolunda giderek, kendilerine karşı gelenleri biber gazı ve coplarıyla korkuturlar. Onunla kalsa iyidir, ütüne üstüne giderler. Bir güzel dayakla kalsanız iyidir. Sizi hemen terörist ilan ederler ve çalışıyorsanız işinizden bile olursunuz! Bir anda o askıdaki  kuru ekmeğe de muhtaç kalırsınız!

            Bakanlarımız bir tuhaf bakmaya başladılar son günlerde! Uzaktan eğitimle ilgili okulları da olan milli eğitim bakanının söylediklerini sanırım unutmamışsınızdır. Bilgisayarı ve internetleri olmayan öğrenciler için şöyle demişti. “Eğitimde asıl yük, öğretmen maaşı ile ilgilidir. Öğretmen maaşlarından dolayı yatırıma fırsat verilmiyor.”

            Özel hastaneleri olan Sağlık Bakanı ise koronanın ilk günlerinde yaptığı uyarı ve açıklamaları ile halka ekranlarda şirin görünmüştü.  Ancak ne zaman ikinci dalga ülkemizi vurduğunda Türkiye Tabipler Birliği ile muhalefet doktor vekillerin peş peşe yaptıkları rakamların fazlalığı bakanlığın tablolarına yansımaya başladığında bakan, eleştirilmiş hatta istifası bile gündeme gelmişti.  Sonbahar ayları ortasında vurulması gereken grip aşısı daha önceki yıllar eczanelerden insanlar alabilirken, sınırlı miktarda gelmesiyle ihtiyacı olanlar bile bundan mahrum kalmışlardı. Aklımıza şu soru gelmiyor değildi. Şu günlerde gelişmiş ülkeler bütün vatandaşları için birkaç kez dozda yapacağı korona aşısını stoklarlarken biz bunu başaracak mıyız? Hangi aşı daha iyi? Çin aşısı mı, yoksa iki Türk’ün bulduğu aşı mı? Bu aşıların tedariki için bir mastır planı yapıldı mı? -70 derecede aşıları koruyucu dondurucu alanlarımız var mı? Yoksa neler yapacağız? Yani artık bundan sonra oluşabilecek bu tür saldırılar için şimdiden neler yapıyoruz? Merkez Bankasının eksideki döviz durumu bunları sağlamaya yetecek mi? Sorular çok… Yanıt verecek yok!

            İktidarı denetleme yolları arasında yer alan yazılı soru önergeleri süreleri içinde cevaplandırılmadığını muhalefet ise 17 bin 24 yazılı soru önergesiyle ilgili bakanlıkların uyarıldığını belirtirken, bütçe görüşmeleri için meclise gelen bakanlar, kürsüde, vekillere karşı bağırıp çağırarak kısa bir zamanda sorulara yanıt vermeye çalıştılar. İşte onlardan birisi de Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu idi. İyi Parti Vekili Ahmet Erozan’ın “Bütçeyi kısıtlı kullanın. Yılın ikinci yarısı alacağız.” Sözlerine yanıt olarak, ”Siz de mi Biden’den umut bekliyorsunuz yoksa? Ülkede seçim yok. Seçim olsa da iktidarı size verilmeyeceğini biliyorsunuz. Yoksa darbe beklentisi mi var? Kimden devralanacaksınız?” dedi.  Şimdi iki konuşmayı vatandaşlar olarak nasıl anlayalım? Vekil, demiş olabilir mi? “Ülkede Merkez Bankası rezervleri ekside. Millet aç, Başkanım her tarafı gezip gördü, esnaflarla konuştu. Piyasalar berbat! Döviz artıyor, insanların alım gücü düşüyor. Esnaflar kan ağlıyor. Grip aşısını bile beceremediniz. Bu nedenle her an erken seçim olur ve sizler de gidersiniz mi?” demek istiyordu? Dış işleri bakanı da bu söze farklı yanıtlar veriyor ve darbeden söz ediyordu.  Oysaki “Milletin gücü büyüktür. Seçim zamanı halk kime oy verdiğiyse o parti iktidara gelir. Bu zaten demokrasinin gereğidir.” demesi, daha uygun olmaz mıydı? Herkesin baktığı siyaset  penceresi farklıydı!

            Gelelim, kuru ekmek konusuna. CHP’li Milletvekili Engin Altay, meclis kürsüsünden “Millet aç! Midesine sadece kuru ekmek giriyor.” şeklinde konuşmasına devam ederken araya giren AKP Denizli Milletvekili Şahin, “… Kuru ekmek yiyorlarsa, aç değillerdir.” diye, yanıt vermişti. Şahin daha sonra yaptığı açıklamalarla kendini savunmaya çalışsa da konuştukları tutanaklara geçmişti. Bu tür konular olduğunda aklıma Anton Çehov’un “Memurun Ölümü” hikâyesi gelir.

            Anton Çehov denilince edebiyatı çağrıştırdı. Pandemi süreci ile birlikte bütün esnaflar gibi yayıncılar da zora girdiler. Doğal olarak bunun yansıması okurlar ile yazarlara kadar ulaşabilmektedir. Son zamanlarda dergi sahipleri bunu dillendirmektedirler. Kapatmaya kadar giden ve kendilerini dijital ortama atan dergiler de yavaş yavaş kendilerini göstermeye başladılar. Peki, ülkenin yine ETS gibi turizm şirketi olan bakanı ne yapıyor? Kitap ve yayıncılara kâğıt, boya vs gibi ürünlerin alımlarında yayıncılara kolaylık sağlıyorlar mı? Yazarlara destek amaçlı tıpkı Norveç’in yaptığı gibi kitaplarını alıp kütüphanelere dağıtıyor mu? Yazarların bazı yayınevlerince aldanmamaları yönünde tedbirler alıyor mu? Örneğin, yazarların anlaştıkları yayınevlerinden mutlaka belirlenen bir oranda telif alma banka dekontlarını isteme mecburiyeti yönünde bir hazırlığı var mıdır? Yayınevi veya dağıtım şirketlerin kargo ile kitap veya dergi göndermede ücretlerinin çok düşük olması yönünde bir çalışmaları var mıdır? Veya pandemi sonrası açılacak olan kitap fuarlarındaki stant ücretlerini fahiş fiyatları makul bir düzeye çekilecek mi? Yalnız kitaplar mı, ya sanatın diğer kolları? Tiyatrolar da kapanma sınırına geldiler. Sanatçılar zorda. Müzisyenler de öyle… Sanatın damarları tek tek yok oluyor! Bakanlık ne yapıyor? Sanırım başka işlerle meşgul!

            Yani birçok bakanın kendilerine ait büyük şirketleri var. Ve yanlarında çalıştırdıkları binlerce asgari ücretli var. Şu günlerde asgari ücretin yıllık artış konusu gündemdedir. Yıllardır düşük ücret politikası ile Avrupa’nın en gerisinde olan ülkeyiz. Avrupa ile ücretlerimiz kıyaslanmayacak düzeydedir. Çünkü Euro’nun liramız karşılığındaki değeri bellidir. Ülkemiz çalışanları artık gittikçe asgari ücret kuyusuna tek tek düşmektedirler. Avrupa’da bu oran nüfuslara göre ortalama yüzde dokuz iken, ülkemizde yüzde elli dörtlerdedir. Yani yakın zamanda bu politika devam ederse tüm ülke çalışanları asgari ücrete mahkûm olacaklardır. Bu konuda bir teklifim var. Madem çalışanlara artık asgari ücret layık görülmeye başlandı. Bunu baştan başlatalım. Örneğin, saray, meclis, danışmanlar, bürokratların maaşları da en fazla dört hadi bilemediniz beş katı olsun. Onlar da işlerine yabancılar gibi imkânları varsa bisikletle gidip gelsinler. Mecliste çorbayı bir lira değil de piyasada neyse o fiyattan içsinler. Her bürokratın altında lüks araç olmasın. Dinimizce de israf haram değil miydi?

            Ozanımız Mahsuni Şerif ne güzel söylemiş: “Yoksulun sırtından doyan doyana/ Bunu gören yürek nasıl dayana, nasıl dayana…/ Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana / Bilmem söylesem mi, söylemesem mi?

            Kim halkına, kuru ekmek ve soğanı muhtaç bırakıyorsa, umarım onlarda bir gün muhtaç kalırlar!  Askıda ekmek bırakanlara da bir çift sözüm var. “Kesenize bereket, lütfen torbaları iyice bağlayın da ekmekler kurumasın!”

Ertuğrul ERDOĞAN

onaltıaralıkikibinyirmi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir