Taciz Her Yerde!

            Hani bir şarkı vardır, “Her Yerde Kar Var…” diye, devam eder.  Yeryüzünde uçkuruna sahip olmayıp kadınlara, hayvanlara hatta hem cinslerine taciz veya tecavüz eden o kadar çok kansızlar vardır ki, onlar her yerdedirler! Evlerde, iş yerlerinde, okullarda, otobüslerde, eşeklerin üstünde ve dünyanın her yerindeler…

            Bunların cahillikle, okur-yazar veya unvan sahibi olmalarıyla da ilgisi yoktur. Hele bir ünlü oldular mı, artık elinden tuttuğu ve kendisinden yardım isteyen kadınları bir köşeye sıkıştırıp emellerine ulaşmak için neler yapmazlar neler… Tam bir şerefsizdir onlar!   Devlet onlara makam vermiştir, oturup da çevresine ve ülkesine iyi hizmetler yapsın diye, ama o makamı öyle kullanır ki, gözüne kestirdiği çalışanı  taciz eder, pas vermediğinde  hemen sicili ile oynar ve uyguladığı mobbigle hayatını  zehir edip psikologlar ile ilaç sektörlerinin kucaklarına atarlar… Bunlar bazen sanatçı da olurlar.  Eğer bir film yapımcı ise evinden artist olacağım diye kaçan genç kızar tam da bu tipler için biçilmiş kaftandır! “Yatağımda olmadan seni filmde oynatmam!” diyerek, bütün kozunu kullanırlar.   Onlar da tam katıksız şerefsizdirler!

            Aralarında imam olanlar da vardır. Onlar ki, Tanrı’nın insanlığa sunduğu kutsal kitapları kullanarak önce göbek üstüne mürekkebi, daha sonra da cahilce odasına giren kadınların bilmem neresine basar hokkalarını!  Civciv çıkacak kuş çıkacak, diye cinle korkutarak emellerine ulaşırlar.  Bu tipler de katıksız şerefsizlerdir!

            Siyasiler içinde de çapkınlar vardır. Yeter ki üst makamlardan birisini kapmasınlar. Artık işe girmek de onların onayından geçer. Aralarında öyle pislikler vardır ki, gözüne kestirdiği kadınla baş başa yemek yemeden ve iki kadeh içki içip evinde ağırlamadıktan sonra ne ihale verirler ne de bir başka şey! Onlar da şerefsizler listesindedirler!

            Bu tacizciliğin kültürle de ilişkisi yoktur. İstediğin kadar kitap yut veya onlarca kitap yazarak meşhur ol. İşte o meşhurluk bazı şerefsizleri kötü yola sevk eder. Yanına yaklaşıp kendisinden yardım isteyen yazın hayatına başlayanları gözüne kestirip yazılarını düzeltme ayağına başka düzeltmelere girişirler. İşte onlar da su katılmamış şerefsizler arasındadır!

            Bir de ritüelliğe sığınarak küçük yaşta aldıkları kızları ezen, dayak atan ve onlara sapkın teklifler yapan şerefsizler vardır ki, birçok kadını ölümle tehdit ederek dünya ile ilişkisini keserek susturmayı becermişlerdir.  O tip şerefsizlerin de yatacak yerleri yoktur! Yalnız taciz mi? Kadını yok sayarak tacizlerin en büyüğünü de sinsice uygularlar bu tipi bozuklardır!

            Kadınlar her yerde tacize uğruyorlar. Kimisi bunları kamuoyu önünde ifşa ederken, kimileri de gizleyip ilerleyen zamanlarda ruhlarını yaralayarak yaşamlarına devam edeceklerdir. İşte onlardan birisi de Yazar Hasan Ali Toptaş adlı yazar olacaktı.  10 Aralık ‘İnsan Hakları Günü’nde medyaya taciz ile ilgili bir haber düştüğünde sosyal medyanın manşet konusu bu olacaktı.  Haberi okuyunca sinirimden ne yapacağımı bilemedim. Bursa Nilüfer’deki BKM’ye imzaya geldiği bir gün, yazara saygı adına gidip kitabını imzalatırken küçük bir de sohbet etmiştik. Kitabı aklıma gelince, kitaplığımdan alıp yırttım ve çöpe atmıştım. Kitap yakmak ve yırtmaya karşı olan bir yazar olarak yaptığım belki iyi bir davranış biçimi değildi ama o kitabın kitaplığımı kirleteceğini düşünmüştüm bir an.  Pelin Buzluk adlı kadın yazar, olayın tacizden çok bir cinsel saldırı olduğunu vurguladığı twitinden sonra yirmiyi aşkın kadının Hasan Ali Toptaş’ın kendilerini taciz ettiklerini açıklayacaklardı. Yazar, kendini şöyle savunacaktı: “İnsan eril failliğinin ne olduğunu anlayana kadar karşı tarafta ne büyük yaralar açtığını bilmeden, fark etmeden, düşünmeden hatalar yapabiliyor. Failliğin ne olduğunu bugün kadınlardan öğreniyoruz. Bilmeden, farkında olmadan yaptığım davranışlar nedeniyle kırdığım, üzdüğüm, yaraladığım bütün insanlardan samimiyetle özür diliyorum.” Ne kolaydı, özür dilemek. Her şeyi çözüyor muydu?

            Yazarın çalıştığı yayınevleri yazarla ilişkilerinin kesildiğini belirtmiş, ona ödül veren kuruluşlar da ödüllerini iptal ettiği türdeki açıklamaları arka arkaya duyuruyorlardı.   Gerçekten bir yazan için zor bir durumdu.  Zan altındaki yazarla isimleri geçen Pelin Buzluk’un iki,  Aslı Tohumcu’nun ise dört kitabının, Hasan Ali Toptaş’ın da çalıştığı İletişim Yayınlarından kitaplarını çıkarmaları da düşündürücüdür. Tavsiye var mıdır, varsa bunun sayesinde diğer ünlü yayınevlerine açılmaları olabilir miydi? Onu edebiyat dünyasının arka penceresi,  daha iyi bilecektir! Kalemler güçlü olabilir, ancak tarihte birçok ünlü editör ve yayınevi engelini yıllardır aşamadığında küserek yazmayı bırakan ünlülerle doludur. Yazar-editör ve yayınevi ilişkileri!  Şimdi daha iyi anlayabiliriz, ünlü yayınevlerinden neden birçok yazarın dosyalarının geri döndüğünü!  Bir diğer konu da, her insan ne iş yaparsa yapsın veya yapmasın, önce ahlaklı ve dürüst olmalıdır. Ancak, toplum önünde olanlar daha dikkatli olmak zorundadırlar. Her an oyuna getirilme gibi bir durumlarının olma ihtimalleri de oldukça yüksektir.  Özellikle siyasi arenada bulunanların işi daha zordur.  Siyasette af diye bir şey yoktur.  Birçok siyasiler, yanlış yola saptıklarında bulundukları yağlı ballı makamlarından “Pat!” diye düşmüşlerdir.

            Siyasetten söz açılmışken taciz yalnızca bir kadına olan saldırı şekli midir? Ya siyasilerin seçim meydanlarında veya programlarında söz verip de yerine getirmedikleri de bir taciz şekli değil midir? Veya insan hakları yanı sıra Anayasal hakları da olan insanların protesto yürüyüş hakları olmalarına karşın, iktidarlarca engellenerek, onları biber gazı veya coplarla dövmek de tacize girmez mi? Veya kadınlar haklarını aramak için sokağa çıktıklarında polislerce dayak yemeleri de bir taciz şekli değil midir? Ya o  birkaç üniversiteyi bitirip yüksek puan almalarına karşın sözlü de elenip yerine düşük puan alıp iktidara yakın olanların alınarak  işsiz bırakılmaları  veya yanlış politikalarla ücretlerini kısmak da tacizin bir başka şekli değil midir? Bir de madalyonun diğer yüzü vardır. Erkekler bunları yaparken, kadınlar arasında taciz edenler veya karşısındakileri oyuna getirmek isteyenler olamaz mıydı? Mutlaka vardır ama o da; gazetecilikte bir kurala benzer.  “Köpek insanı ısırırsa haber olmaz ama insan köpeği ısırırsa haber niteliği taşır.” türündeki benzetme gibi olacaktır. Yeteneği olmadığı halde meşhur erkeklere yanaşıp işlerini yürütenler yok mudur? Mutlaka bu tipler de olacaktır. İnsan beşer de şaşar da…  Tüm mesele içimizdeki nefs ile iyi mücadele edebilmektir. 

            Yazar Hasan Ali Toptaş’ın taciz olayı çıktığında konuyu hem yurt içi hem de yabancı yazar arkadaşlarımdan bazılarına sorarak görüşlerini almak istedim. Mario Levi şunları yazmıştı: “Çok kızgın ve öfkeliyim. Tüm olup bitenler için… O kadar ki çok konuşmak istemiyorum. Beni mazur görün.” Daha önce röportaj yaptığım Japon Televizyon ve Radyo Yazarlar Birliği Başkanı Tamako Sarada ise şunları söylemişti.  “Japonya’da, benzer cinsel taciz sorunları, küçük tiyatro şirketlerinin yönetmenleri ve sinema sahipleri tarafından gerçekleşmektedir. Gerçek şu ki, potansiyel taciz çok yaygındır. Son olarak, kurban kadınlar, Gazeteci Shiori İto’nun ardından bir sosyal hareket başlattı.” Yazısına ek olarak da tacize uğrayan İto’nun Fransız Gazeteci ve Aktivist Mieko Hiyama’ya Paris’te Elle Dergisi’ne verdiği röportajı çeviri yolu ile okudum. İto, röportajında; başından geçenler konusunda kafasının çok karışık olduğunu, tecavüzden sonra banyo yaparak tüm delilleri yitirdiğini ve günlerce kendini suçladığını belirtmişti. İto, tecavüz sonrası doğum kontrol hapı içmesine rağmen hamilelikten korktuğunu, o dönemlerde medyada iş aradığını ve saldırganın başbakan da dâhil olmak üzere güçlü politikacılarla bağlantısının olduğunu bildiğini ve hukuk sürecinin de zor olacağını tahmin etmiş. Ancak daha sonra polise gitmeye karar vererek bu süreci başlattığını söylemiş. 2013 de yapılan bir istatistikte Japonya’da tecavüz kurbanlarının yalnızca yüzde dördünün polise bildirildiğini belirtirken, konuyu kamuoyuna taşımaya karar verdiğini ve bu konuda bir kitap yazdığını belirtiyor ve dünyadaki tüm kadınları “ME TOO” hareketine davet ediyordu.

            Nefsini kontrol edemeyenler dün olduğu gibi bugün ve yarın da dünyanın başına bela olmaya devam edeceklerdir. Bunun önüne ne siyasetçiler ne de sanatçılar geçebilecektir. Bu oluşumu tek durduracak olanlar,  kadınların birliğidir. O birlik ve beraberlik varsa,  kadınlar güçlüdür.

Ertuğrul ERDOĞAN

Ondokuzaralıkikibinyirmi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir