Ülke Olarak Kaybettiklerimiz

Gerek sanayide gerekse başka alanlarda ülke olarak değerlerimizi tek tek nasıl kaybediyoruz ve bunun olumsuz etkileri topluma nasıl yansıyor? İşte önemli soru bütünlüğü! Ülkeler, iş gücü başta olmak üzere her türlü değerlerini verimli olarak kullanmak zorundadırlar. Avrupa, yaşlanırken, genç nüfus oluşturabilmek için politikalarını değiştirmek zorunda kalmışlardır. Gelişmiş ekonomilerini daha da üst seviyeye taşımak için ya göç aldıkları kalifiyeli genç nüfusla ya da üretim maliyet girdilerinin minimum seviyede olduğu üçüncü dünya ülkelerine fabrikalarını kurmakla bu açıklarını kapatma yolunu denemişlerdir.

Ülkemiz, iktidara gelen partilerin ideolojilerini dayatma politikaları sonucu yaptıkları yanlışlar ve kısır çelişkiler yüzünden ülke ekonomisine büyük sekte verdikleri  Cumhuriyet tarihimizden bu yana görülmüş ve toplum olarak bunu hep birlikte yaşamışızdır. Örneğin, devlet dairelerine yerleştirilen torpilliler, kadroları şişirmişler ve insanlara çalışacakları iş bulunmadığında boş oturtulmuşlardır. Yine politikacıların yönetim alanını ticaret alanı zannedip buna göre hareket etmeleri ve beş altı yerden maaş alanlar ile yapılan israflar,   vergilerini ödeyen halkın üstünde büyük bir kambur oluşturmuşlardır.

Yine belediyeler ile resmi kurumlarda ihale hastalığının devam etmesi ve bütçelerin har vurulup savrulması sonucu milyarlar çöpe gitmiştir. Örneğin,  Ankara’da yapılan ve 750 milyon doları çöpe attığımız ANKAPARK bunlardan sadece bir tanesidir. Yapılan kaldırım, yol ve buna benzer inşaatların hangi maliyetle yapıldığını birçoğumuz bilememekteyiz.  Hatta neden kısa vadede hemen atıl duruma geldiklerini de sorgulamayız.  İki yıl geçmeden yenilenen kaldırım ve yollara verilen ihaleler yine trilyon liranın sokağa atılmasına neden olmuştur. Avrupa, bu tür ihtiyaçlarını elli yıl gidecek şekilde sağlam yaparken, bizler, sürekli ihale vererek zaten eksi veren bütçeyi boşaltırız.

İşte beyin göçü! En önemli değerlerimiz.  Düşünebiliyor musunuz, devlet ve aile olarak bir doktorun, pilotun, mühendisin veya önemli mesleklerdeki insanların yetiştirilme masraflarını? Yetişmiş bilim insanlarımıza ne kadar değer verip onları ülkemizde tutabiliyoruz?  Gelişmiş ülkeler, ARGE’ye verdikleri değerle ülkemizden kaptıkları değerlerimize rahat çalışma alanlarını sunabildikleri gibi verdikleri dolgun ücretlerle onları ülkelerinde uzun yıllar tutma becerilerini gösterebilmişlerdir. Bu madalyonun bir yüzüydü. Ya diğer yüzü? Okul hayatına yıllarını verip üniversitelerde kendini yetiştiren beyinlerden acaba kaçı istedikleri alanda iş bulabiliyorlardı? Şansı olanlar yurtdışına kapağı atarken, birçoğu da köşelerine çekilip asgari ücretle çalışmayı kabul edecek CV’lerin yanıtlarını bekliyor olacaklardı. Gelmediğinde ise bunalıma girerek hayattan kopacaklardı. Alın size milyonarca gencin iş kaybı!

Genç emeklilik ise ülkenin üstündeki bir başka kambur şeklidir.  Avrupa’da insanlar çalıştıkları dönemlerde aldıkları ücretle insanca yaşarlarken, ülkemizde ne yazık ki insanlarımız, yalnızca karın tokluğu ile ev geçindirmenin mucizesini yaşamaktadırlar. Düşük ücret karşılığında hayata küserek çalışmak zorunda kalanlar, amir veya patronları ile sürtüşmeler arasında istikrarlı bir çalışma alanını da ne yazık ki bulamamaktadırlar. Bu da verimliliği düşürmekte ve ülke ekonomisine de otomatik olarak olumsuz yansımaktadır.

Ülkemiz, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet döneminde tam bağımsızlık yolunda her alanda ilerlerken 1940’lı yıllardan sonra iktidara gelen Menderesli Demokrat Parti, Amerika ve Rusya arasındaki tercihte ikircikte kalmıştır. Daha sonra Amerika’dan alınan 100 milyon dolarlık yardım ile yönünü Amerika’ya çevirmesiyle ilerleyen zamanlarda Amerika her alanda içimize girerek ülkemizi bir nevi sömürmenin yolunu hem ekonomik hem de kültürel alanda bulacaktır. Zaman zaman yardımlarla zaman zaman ise sınırlarımız dışında çıkardığı savaşlara ülkemizi bu savaşlara dâhil ederek gizli politikalarını dayatma yollarını arayacaktır. Amerika ile ters düştüğümüz durumlarda başka büyük ülkelerin limanlarına yanaşılarak onlardan aldığımız savunma silahları, sorun yaratarak ekonomimiz tehdit edilmiştir. Örneğin ABD ile papaz olduğumuz bir dönemde alınan 2,5 milyar dolarlık S 400 füzelerinin ambarda saklanma durumlarının konuşulması söz konusu olmuştur.

Cumhuriyetten sonra gelen birçok sağ iktidarlar ile çok az bir sürede iktidara gelen koalisyonlu sol iktidarların hedefleri Avrupa Birliği’ne girmekti.  12 Eylül 1963 yılında başlayan bu yolculuk, 14 Nisan 1987 yılında tam üyelik başvurusu ile devam etti. En kısa sürede AB üyesi olmak için 29 Haziran 2011 tarihinde Avrupa Bakanlığını kurduk. Bakanı da ‘makara bakara’ diyen ve adı yolsuzluğa karışan Egemen Bağış olmuştu. Avrupa ile 2004-2005 yıllarında bir yakınlaşma olunca üyelik kapısının aralandığı düşünülüp havai fişeklerle kutlamalara başladık. Daha sonra üyelik süreci uzayıp Avrupa bizi dışlamaya başladığında 10 Temmuz 2018 yılında bakanlığı lav ettik. 2021 yılına gelindiğinde, Suriye Savaşı sonrası gelen 5 milyonu aşkın göçmen ile Afganistan’da ABD’nin Kabil Havaalanını Türkiye’ye devretme görüşmeleri sonrası Taliban’ın ülkeyi kontrol altına alma girişimleri sonucu ülkelerinden kaçan Afganlar (ki birçoğu çocuk ve kadın olmayan gençler) gruplar halinde ülkemize girişleri yeni bir tartışma yaratmıştır.   Almanya Başbakanı Merkel, Taliban’dan kaçan sığınmacıları ülkelerinden uzak tutmak için Türkiye ile göç anlaşması yapmayı ve karşılığında 3 milyar Euro verebileceklerini ve göçlere en iyi yakışan ülkenin de Türkiye olduğunu söylerken, Türkiye’nin AB’ye üye olmasını beklemiyorum, diyerek Avrupa’nın sözcülüğünü yapmıştı.

Bu ne demekti?

Cumhuriyet döneminden günümüze kadar yapılan Avrupa Birliği’ne giriş çabalarının çöpe gitmiş olmasıdır.  1963 yılından 2021 yılları arasında bu yolda Avrupa’ya gidiş- gelişler, yönetici harcırahları, kurulan bakanlık ve burada çalışan insanlar ile harcanan bütçeler toplamı alt alta toplanmış olsa ne tutardı? Bakanlığın sadece 2018 yılı bütçesinin 313 milyon 525 bin TL. olduğu düşünülürse, yedi yıldaki bütçesini çıkarmak zor olmazdı.

Sonuçta ülkemiz, Cumhuriyetten günümüze kadar Gayri Safi Milli Hasılasını çoğu yerde har vurup harman savurmuştur. Yetmedi dış borç yaptı! Yetmedi vergileri artırıp halkı zorladı! Eğer ikircikli politikaları bir kenara bırakıp vatandaşlarımıza verimli çalışma alanlarını bağımsızlık çerçevesi içinde gerçekleştirmiş olsaydık, bugün ülkemiz, her alanda dünyanın önde gelen ülkeleri arasında olacağı gibi milli geliri yüksek, istikrarlı, nüfusunun çoğunluğu üretken müreffeh bir ülke olur ve AB’ne de çoktan girmiş olurdu. Ancak ne yazık ki tüm bu olumsuz gelişmelerin yansıması olarak Gallup’ça yapılan değerlendirmede, ülkemiz,  2021 yılında dünyanın en sinirli insanların bulunduğu ikinci ülke olmuştur.  Adalette, basın özgürlüğünde ve demokraside sonlarda olduğumuzu söylemek bile istemezdim!

Ertuğrul ERDOĞAN

yirmidokuztemmuzikibinyirmi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir