3020 Yılına Mektup

Size nasıl hitap etmeliyim, onu bilmiyorum ama Atatürk’ün “Cumhuriyet ilelebet payidar olacaktır.” Söyleminden yola çıkarak parlamentonun önemini bilen ve yaşayan bir vatandaş olarak size Cumhurbaşkanım, diyebileceğimi zannediyorum. Belki de farklı bir kavram üretmiş de olabilirsiniz. Bilemiyorum… Ancak size şimdilik “Yöneten” diye hitap etmeyi daha uygun buluyorum.

            Merhaba Türkiye’yi Yöneten,

            Bu mektubumu okurken belki ‘payidar’ sözcüğüne takılmış olabilirsiniz. Yani Cumhuriyetin sonsuzluğa kadar devam etmesini ve bu Cumhuriyeti kurarak laik bir düzen ile çağdaşlaşmayı bizlere hedef olarak gösteren Atatürk’ü sanırım aynı saygı ve heyecanla anmaya devam ediyor ve Türkiye’yi çağdaş ülkeler seviyesine gururla taşıyorsunuzdur.  Tahmin edebiliyorum ki, Adalet, eğitim, basın özgürlüğü, teknoloji, üretim gibi konularda hep öndesinizdir. Bu durumdan en çok Atatürk ve onun gibi düşünenler mutlu olacaktır ve en önemlisi de bütün insanlık yararlanacaktır bu değerlerden.  Çünkü o gerek ülke içinde gerekse dünyada barışı, kalkınmayı ve özellikle de bağımsızlığı istemiştir her daim.

            İkinci Dünya Savaşı gören dünyamız şu günlerdeki en büyük problemlerinden birisi, silahlanma yanı sıra savaşların özellikle Ortadoğu coğrafyasında devam etmesidir. İkinci ise insanoğlunun dünyasını hoyratça kullanarak doğasını tahrip etmesidir. Bunun sonucu yaşadığı doğa felaketleriyle boğuşması da büyük bir problem olarak öne çıkmaktadır. Bu mektubu belki şikâyet olarak algılayabilirsiniz veya yaptığınız araştırmalarda da göreceğiniz gibi, ne dağ bıraktılar, ne orman, ne de akarsular… Kaynaklarını kuruttular. HES denen santrallarla köylülere can suyu olan temiz nehir ve akarsularını kuruttular. Şehirleri yaşanmaz hale getirdiler! İşsizlik, cahillik, para hırsı ve savaşlardan kaçan insanlar büyük şehirleri şişirerek yaşanmaz hale getirdiler. Böylesi kötü ortamı yaşatan da şu anda ülke yönetiminde bulunan dünya liderleridir. Sizlerde nasıl bir yönetim biçimi var bilemiyorum ancak tahmin ediyorum ki, toplumun büyük bölümü artık bilinçli ve teknolojiyi yakından takip eden insanlar çoğunluğudur. Yanılıyor muyum? Yoksa kapitalizm denen sistem cahil insan yetiştirmeye devam mı ediyor? Hiç sanmam…

            Teknoloji sürekli devingenlikle ilerleyen bir kavram olmaya devam ediyor günümüzde. İlk Çağdaki, hatta Orta Çağ’daki insanlar belki şu anda yaşadığımız yıllarda neler olacaklarını hayal edebiliyorlardı. Fikirlerini söyleyenleri o çağda bulunan dinler kabul etmeyip, birçoğu canlarıyla bedel ödemişlerdir. Düşünmek, yeni fikirler üretmek onların dinlerine ters geliyor ve insanları düşündürmemek için ellerinden gelen engeli yapıyorlardı. Günümüzde de aynı beyin yapısı devam etmektedir.  Aydın fikirler liderlere hep ters geldi. Onları eleştiren ve sisteme karşı fikir üretenleri benimsemediler ve hep cezalandırdılar.

            Biliyorum, yaşadığınız çağda nelerin olup bittiğini görebilsek, birçoğumuz şaşırır kalırız. Havadan giden şoförsüz araçları tahmin edebiliyorum. Depremlerin, savaşların, başka doğa felaketlerinin, susuzluğun veya başka etkenlerin ülkeleri ve kıtaları ne hale getirdiklerini bilemiyorum ancak, bir kapsül içine girerek yolculuk yapan bir insanın Avrupa’dan Amerika’ya yarım saatte gidebileceğini tahmin edebiliyorum. Aya hatta Mars’a gitmek,  dolmuşa binip gitmek gibi olsa gerek. Belki de bu ‘yarım saat’e güldünüz ve “Biz yolcularımızı beş dakikada gönderiyoruz.” diyebilirsiniz.  Akıllı şehirlerin örneği Japonya’da temelleri atılıyor. Biliyor musunuz, dünyada savaşlara karışmadan, teknolojisinin peşinde olan nadir ülkelerden birisi de bu ülke.  Bu projelerinin dünyaya yaygınlaşması sanırım uzun sürebilir, ancak gün gelecek bütün dünya şehirleri akıllı olacak.  Geç olmasının nedeni, günümüzde insanoğlunun tek yaptığı, şiddet ve birbirini öldürmektir. Başarılı olanları da sistem içinde yok ediyorlar.  

            Uzayla uğraşmak, Orta Çağ’da özellikle din adamları  ‘günah!’ diyerek, insanları bilimden uzaklaştırdılar. Ve hâlâ dünyanın düz olduğunu ve uzayla uğraşmanın günah olduğunu söyleyenlerin bulunması, insanlık adına üzüntü vericidir. Biliyor musunuz, şu anda dünyanın nüfusu yedi milyar ve okuma yazma bilmeyenlerin sayısı ise bir milyara yaklaşmaktadır. Bu utanç verici bir durum!  Okuma ve araştırmayı kendilerine rehber edinen ülkeler ise bu yolda büyük bir mesafe aldılar.  Araştırmalarında kara deliği bile fotoğrafladılar. Mars’a yakın zamanda insan göndermeyi düşünüyorlar. Sahi siz Aya bir boru sistemi ile dünyadaki zehirli atıkları veya çöpleri gönderme işini gerçekleştirdiniz mi?  Dünya temiz mi?

Kâhinler, Üçüncü Dünya Savaşının yakında çıkacağını söylüyorlar. Bu mektubumu okurken, kaçıncı dünya savaşı oldu?  Atomu parçalayan Albert Einstein adlı bilim insanını bilmem bilir misiniz? O, “Üçüncü Dünya Savaşı’nı bilmem ama Dördüncü Dünya Savaşı taş ve sopa ile olacak” demişti. Biliyorum, sizler savaşı değil, barışı tercih ederek, insanların barış içinde refah bir şekilde yaşaması için çalışıyor ve teknolojinizi ona göre geliştiriyorsunuzdur.  

            Kitaplar, evet kitaplar, günümüz insanlığını aydınlatan en önemli eğitim araçları. Neden güldünüz?  Gülmeyin! Şu anda müzelerinizde olan kitaplar sayesinde şu anda kullanmakta olduğunuz bilim ve teknolojinize bizler de omuz verdik. Her çağ teknolojiyi bir sonraki kuşaklara aktarmıştır.  Bir şey şöyleyim mi Sayın Yöneticim, şu anda ekranlardan kitap okuyan da var ancak kitaba alışmış birisi olarak onun zevki bambaşka. Yazarını karşınızda gibi hissediyorsunuz. Biliyorum, çocuklarınız kitap veya kalemi müzelerde görünce “Bu nedir?” diye sorduklarında rehberleriniz gerekli açıklamayı yapıyorlardır.  Kütüphaneleriniz dijital, onu da biliyorum. Bir yolculukta, insanlar belki de tablet bile taşımadan vücutlara yerleştirilen çiplerle onlarca bilgiyi gözleri yorulmadan beyinlerine aktarıyorlardır.  O çipler ki, insanlarınıza her alanda yardımcı olduklarını biliyorum. Kan değerlerini ölçüp bilgisayara aktararak, eksik değerleri göstererek, ona göre beslenmelerinin sağlandığını,  genlerindeki zararlı ne varsa anında tespit edilerek birçok hastalıklar önleniyor ve herkes kendinin doktoru olduğunu da tahmin ediyorum.  Ömrünüz 150 yılı geçti mi?  Geçti deseniz, nereden bileceğim ki?

            Sayın Yönetici, sizi politik olarak eleştirmek suç mu? Diye bir soru sorsam, tepkiniz nasıl olur bilemiyorum. Şaşırdınız mı?  Lütfen şaşırmayın. Yaşadığımız çağda bazı ülkelerde yöneticileri yaptıklarından dolayı eleştirdiğinizde veya onlar gibi düşünmediğinizde farklı tepkiler alabiliyor, hatta kanun karşısında suçlu duruma düşüyor da olabiliyorlar. 1000 Yıl! Yönetim politikalarında kim bilir neler değiştirmiştir, tahmin edebiliyorum. Umarım şu anda yaşadığımız dünya düzeni ile alakanız yoktur. Tarımınız bilimseldir. Nerede neyin ekileceğini, nasıl insanlara ulaştırılacağını ince ince hesap ediyorsunuzdur. Yapay zekâyı biz çağımızda başlattık. Tahmin ediyorum ki, ameliyatlarda, uzay çalışmalarınızda, fabrikalarda, yani her alanda ondan yararlanıyorsunuzdur. Fakat bu teknolojinin dünyada işsizliği artıracağı hatta gelecekte (ki siz onu tarih kitaplarından öğreniyorsunuzdur.) hangi kaoslar yaratacağı da tartışılmaktadır. Tartışılsa da teknoloji son sürat ilerliyor ve insanlar bunu kabul etmek zorundadır. Yaşamın kuralı bu.

            Yazım size ulaşır mı ulaşmaz mı bilemiyorum. Ben evrene sözcükleri bıraktım. Belki bir flash disk’e atabilirim. Yeryüzü belki depremlerden birbirine girmiş de olabilir. Yazdığımız kaynaklar belki de toprakların derinliklerinde uzun yıllar kalacaktır.  Veya dünya karadeliğin içine doğru yol alabilir. Olmaz olmaz demeyelim,  bir göktaşının çarpması ile evrende her şey toz haline de gelebilir.  Yazdığımız kaynakları bir kazı esnasında bulunma ihtimali olasıdır. Çünkü tarihte bizler, bu tür mektupları arkeolojik çalışmalardan bulmuş ve insanlığa sunmuşuzdur. Örneğin, Orhun Abideleri,  Sümerlerin taşlara yazdığı yazıtlar veya ilk felsefecilerden olan Aristoteles veya Sokrates gibi filozofların mektupları günümüze kadar gelmiştir. Neden bizim yazdıklarımız da sizlere ulaşmasın ki… Artık kaynaklar görsel ve teknolojik.

            Sizlerin doğayı kirletmeden, bir sonraki bin yıla insanların barış ve mutlu bir şekilde yaşayabileceği güzel bir dünya bırakacağınızı ümit eder,  dünya insanlığına en içten sevgilerimi gönderiyorum…

            Esen Kalın,

Ertuğrul ERDOĞAN/ Yazar.

Yirmibirocakikibinyirmi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir