Edebi Mektuplar Üzerine

Bir yazarın bir konu üzerindeki düşünceleri zamanla mektuba yansıdı. Bunun ilk örneklerini Antik Çağlarda görmek mümkün. Orta Çağ Rönesans döneminde ise (17. yy.) edebiyat dünyasında yaygınlaşmaya başlar ve süreç günümüze kadar devam eder. Ancak çağımızda iletişimin bilgisayar ve akıllı telefonlara dönüşmesiyle mektuplar  e-mail hatta mesaj şeklinde yazılmaya başlanınca, edebi mektuplar  ne yazık ki yazılı edebiyatın yerini tutmamıştır.

İlk çağlarda edebi adını verdiğimiz mektuplar politik içerikli yazılmaktaydı. En güçlü olanları Roma döneminde görülmektedir.  Bu döneme ait Cicero’nun ve Seneca’nın siyasi ve toplumsal, Ovidius’un sürgünde yazdığı “Karadeniz’den Mektuplar” edebi açıdan önemli olanlardır.

Batı’da özellikle; İngiliz, Fransız, Alman, Rus ve Amerikan edebiyatında ünlülerin birbirlerine yazdıkları mektuplar hâlâ güncelliğini korumaktadır. Örneğin, İngiliz edebiyatında Thomas More’nin 1478-1535 yılları arasında Londra Kulesi’ndeki tutsaklığı esnasında kızına bir kömür parçası ile yazdığı mektup, bir edebiyatçının kaleminden çıkan ilk ve özel bir mektup olarak anılır.

Fransız Edebiyatında, kızına günlük hayatla ilgili mektuplar yazan Mademe de Sevigne’dir. Yine 18. yy.’da Voltaire ve Diderot da felsefi olarak dostlarına mektup yazanlardandır.

Alman Edebiyatında, Din Adamları arasındaki mektuplaşmalar Orta Çağ’da görülür. 18. yy’da edebi alanda Lessing, Goethe, Schiller, Holderlin, Nietzsche, Zwing ve Kafka gibi yazarlar yanı sıra, kadın yazarlardan Caroline Schlefel ve Bettina Von Armin, romantik mektup yazanlar olarak tanınırlar.

Rus edebiyatında ise Tolstoy, Puşkin, Gorki, hem felsefi hem de dönemi eleştiren mektuplarını dostları ile paylaşmışlardır.

Peki bu yazarlar dostlarına veya sevgililerine neler yazmıştı?

Alman Edebiyatının güçlü kalemlerinden  Kafka, Sevgilisi Milena’ya birçok defalar mektup yazmış, daha sonra bir yakını ölümünden sonra bunları kitaplaştırmıştı.  Kafka bir mektubunda şöyle yazıyordu Milana’ya, “Benim için dünya binlerce ‘belki’ ile dolu. Dürüst bir insanım Milana. İçinde bulunduğum durumu kimseye anlatamam… sen de anlatamazsın… ben bile anlayamıyorum ki, başkalarına nasıl anlatırım,”  Bir başka mektubunda, “… ve gece yazdığım mektup orada işte, nasıl okunabileceğini aklım almıyor. Bir göğüs havayı solumak için böyle nasıl daralıp genişliyor aklım almıyor. Senden nasıl uzak kalınır, aklım almıyor.”

Rus Edebiyatının tartışmasız yazarlarından Dostoyevski 10 Mayıs 1838 tarihli mektubunda babasına şunları yazıyordu, “Benim Aziz ve İyi Babam, oğlun senden harçlık istemesi için sana başvurmasını bir fazlalık olarak kabul ediyor musun? Herhangi bir şekilde seni nasıl soyabilirim? Kendi kafam ve ellerim var. Özgür ve bağımsızım… Aslında senden bir kopek (Rus para birimi) bile istememem gerekir.” diye, devam ediyor ve mektubunun sonunda şunları yazıyor: “…Haziran’ın başında bana bu parayı gönder. Bu dileğimde ısrar etmeye cesaret edemiyorum. Fazla bir şey istediğim yok ama şükranım sınırsız olacaktır.”

Hindistan’ın özgürlük ve bağımsızlık timsali Gandi ise Tolstoy’a şunları yazar, “Sevgi, insanlığı tüm hastalıklardan kurtarmanın tek yoludur ve onun için de insanlarımızı köleleştirmekten kurtarmanın tek yolu vardır. Sevgi ve kötülük yapanlara karşı zorlu direniş, tümüyle duyuları yok etmek için böyle bir karşılıklı çelişkiyi içerir. “

Psikanaliz ve Nörolojinin de uzmanı olan Avusturyalı bilim insanı Freud, Einstein’e yazdığı mektupta şunları yazar: “Ben barış için mücadele etmek istiyorum. İnsan savaş hizmetini reddetmediği sürece hiçbir şeyin savaşları ortadan kaldırması mümkün olmayacaktır. Ders kitaplarımız savaşı yüceleştirmekte, dehşetlerini ise anlatmamaktadır. Bu yöntemlerle çocuklara nefret aşılanıyor. Ben onlara barışı öğretmek istiyorum, nefreti değil; sevgiyi öğretmek istiyorum, savaşı değil!”

Türk Edebiyatında Edebi Mektuplaşma Dönemi

  1. y.y. başlarında Posta Teşkilatının kurulmasıyla başlar. Bu dönemde Batı edebiyatının etkisiyle, özellikle Fransız Edebiyatının tanınmasıyla gelişir. Devrin yazarlarının yönetimlerce başka yerlere sürülmesi ve cezalandırılmasıyla mektup edebiyatı daha da anlam kazanır. İlk örnek Akif Paşa’nın sürgün yıllarını anlattığı mektuplardan oluşan ‘Muharrerât-ı Hususiye Akif Paşa’ (1885) adlı eserindeki mektuplardır.

Namık Kemal ve Abdulhak Hamid edebiyat tarihinde en çok mektup kaleme almış yazarlardandır.  Cahit Sıtkı Tarancı, Diyarbakır’dan Arkadaşı Ziya Osman Saba’ya, Nazım Hikmet, sürgün gittiği hapishanelerden, Sevgilisi Piraye’ye yazdığı mektuplar edebiyatımızın önemli mektuplarındandır. Yine Nazım, Kemal Tahir, Necip Fazıl Kısakürek gibi birçok yazar ve şairle mektuplaşmıştır. Bodrum’a begonya çiçeklerini getiren Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir)’de âşık olduğu Azra Erhat’a edebi mektuplarla duygularını anlatmıştı.

Birkaç yazarın mektuplarından sonra kendi mektuplarıma geçeceğim. Edebiyatımızda 36 yaşa 18 aşk sığdıran PTT den de Meslektaşım Orhan Veli Kınık, Sevgililerinden biri olan Nahit Fıratlı’ya ‘Yalnız Seni Arıyorum,’  adlı kitabında senelerce sakladığı mektupları için; “Bir de sevgilim vardır, pek muteber. İsmini söyleyemem. Edebiyat tarihçileri bulsun.” demişti. 20 Nisan 1947 tarihli mektubunun sonunda sevgilisi için, “Sen benim için daima tek var olan şeysin. Dikkat et, en çok demiyorum, tek diyorum. Senden başka hiçbir şeyim yok. Hiçbir şeyin olmasını da istemiyorum…” diye sonlandırmıştı mektubunu…

Cemal Süreya’dan eşi Zuhal’e 12.07.1972 yılında yazdığı mektupta, “Zuhal’im, Hayat! Hayatımsın. Bunu bilmeni isterim… Benden yanlış yere, yok yere kuşkulanıyorsun.  Sana hiçbir hayınlık etmedim.” diye başlayan yazısına, “… Ben de ekmek gibi öptüm anlıma koydum seni, kutsadım. Aşk büyüdü aşk! Sen hastanedeyken her gün yazacağım sana. Seni nice sevdiğimi anlatacağım. Yüzünden öperim.” diye mektubunu sonlandırıyor.

Özdemir Asaf, Sabahat Selma Tezakın’a, Sabahattin Ali, Ayşe Sıtkı İhlan’a, Cemal Meriç, Aşkı Lamia’ya, Bedri Rahmi Eyüpoğlu, Eren Eyüpoğlu’na, Abidin Dino, Güzin Dino’ya, Behçet Necatigil, Huriye’sine yazar da ben yazmaz mıyım?

1982 yılının 12 Ağustos’unda Ordu şehrinde çıkan Karadeniz 52 Gazetesi’ne çalışmaya gittiğimde hiç kimseyi tanımıyor, yapayalnızdım. Eşimle mektuplaştım.  Öyle zaman oldu ki, mektuplarımız,  “Kim daha fazla yazacak?” şekline dönüşmüştü. Fen Fakültesinde okuyan sevdiğim, mektup aralarına matematik formülleri doldursa da,  60 sayfa ile yarışı ben kazanmıştım. Belki de bir seferde sevgilisine en uzun mektup yazan ile dünya rekoru bendeydi!

Orhan Veli’yle de PTT’de meslektaş olan bir yazar olarak mektubun ruhunu bilirim.  Artık günümüzde mektuplar yerini icra tebligatlarına bıraktı. Postacıların yüzü gülmez oldu mektupları uzatırken… Bunu bildiğimden okurlarımdan birisine bir mektup yazacağımı duyurduğumda, yirmiyi aşkın okurum ‘Bana da yazar mısın?” dediğinde hiç birini kırmadım. Hepsine ayrı ayrı konular olmak üzere anı kalması için mektup yazdım. Karşılığını aldıklarım da oldu. Ancak, sosyal medyada tanıştığım Yazar Mario Levi’den aldığım bir koli içindeki mektup benim için çok değerliler arasına girmişti. “İçimdeki İstanbul Fotoğrafları” adlı kitabını da imzalı gönderen Mario Levi şunları yazmıştı yeşil mürekkepli kalem ile (kitap çalışmalarını hep yeşil kalemle yazdığını söylerdi.)

69298648_10157314801286897_1021685312838959104_n

69061306_10157314801451897_885314324459945984_n“Sayın Ertuğrul Erdoğan, geç de olsa size yazabiliyorum. Bu gecikmenin sebeplerinden biri sağlık sorunlarımdı, diğeri halen yazmakta olduğum zamanın beni çok meşgul etmesi… Sabrınız için teşekkür ederim. Bu mektubun içinde size birkaç yıl önce yayınlanmış romanımın yeni baskısını gönderiyorum.  Bir zaman yolculuğu bu.  Zamanın nasıl geçtiğini ve bizi nereden nereye getirdiğini anlatılması için. İçten gelen duyguları yazdığım için en az zorlanarak yazdığım bu roman… Hatırlamak zorunda kaldığım için de en zor yazdığım romanlardan biri. Okurken duygulanacağınızı ve gülümseyeceğinizi umarak…  Saygılarımla Mario Levi (Islak İmza)

Bir roman çalışmam esnasında Twıtter’da Poula Coelho’nun yazılarını çeviri ile okuyordum. Orada kendisine ait bir enstitüyü görünce Google üzerinden sitesine girip aldığım e-mail adresine edebi bir şeyler karalayıp gönderdim. Bir ay sonra posta kutumda uzunca bir mektup gördüm. Baktım, Poulo’dan geliyordu. Çalışma odama geçip heyecanla açtım. Bir kartta şunları yazmıştı ünlü yazarımız;

20191112_175347

“Dear Erdoğan, Follow your path with courage, don’t fear the criticism of others. Above all, do not allow self criticism stop you from following your dreams. (İslak imza)  Türkçeye çevirdiğimde,  Poulo bana şunları söylüyordu; Êrdoğan, cesaretle yolunu izle. Başkalarının eleştirilerinden korkmayın. Her şeyden önce senin hayallerin öz eleştiriye izin vermez.”

 

Daha önce bahsettiğim mektuplaşmalar arasında Bursa’da yaşayan ve zaman zaman da kitap fuarlarında birlikte olduğumuz,  857 Sayfalık “Angela” adlı romanın Yazarı Sayın İnci Germenliler’e talebi üzerine bir mektup yazmıştım. Kendisi de 17.12.2018 tarihinde bir mektupla yanıt vermişti.  Mektubunda, mektuplaşmanın öneminden bahsederken Marlo Morgan’ın “Bir Çift Yürek” adlı kitabını okuduğunu ve yeni bir roman yazdığını, giderayak bir eserim daha olmasını istediğini belirtmişti. Mektubuna şöyle devam etmişti:

20191112_174908

“Sizin imza gününüze BKM’ye geldiğimde “Angela” için ilk ve son romanım demiştim. Siz de ‘Niçin öyle diyorsunuz, yine yazarsınız,’ demiştiniz.” Mektubunu romanlarımızın çıkması dileği ile sonlandırmıştı.

Yazar adaylarının kitabı çıkmadan önce gönderdikleri orijinallerini okuduklarım olmuştur. Onlara destek vermekten keyif alıyorum. Edebiyatın da bu dayanışma ile en iyi yerlere geleceğine inananlardanım. Sosyal Medya’da tanıştığım Leyla Küçük Ülker Hanım, “Önce Yeşildi Kiraz” adlı yeni bir roman yazmış ve imzalı göndermişti. Kitabı okuduktan sonra ona, şu satırları yazmıştım. “Edebiyat Dünyası’na hoş geldiniz. Şiirsel satırlarınız, kurguyla birlikte hoş olmuş. Ancak, hep söylerim; ‘o ilk sayfa her yazan için oldukça zor olur’ diye. Çünkü o sayfada okura ‘merhaba’ vardır. Okuru nasıl ileriki sayfalara taşıyabilirim? Sorusuna yanıt vardır.  Okurken notlar aldım. Örneğin, ‘hâlâ’ sözcüğü birçok yerde ‘hala’ olarak geçiyor. Bazı yerlerde cümle düşüklüğü demeyelim de, karmaşıklığı var. Belki sıradan okurlar için önemli olmayabilir ancak edebiyat eleştirmenleri için hemen göze batabilir. Aslında daha önce sıkı bir editörden geçirmenizi söylemiştim. Bu eseri ve sizi edebiyatta ileriye taşıyacaktır. Eleştiriden hiçbir zaman çekinmeyin ve eleştirenleri de sakın ola ki, dikkate almamazlık yapmayın. Hepimiz ilk eserlerimizde hatalar yapabiliriz. Her gün yeni yeni şeyler öğreniyoruz. Edebiyat yolculuğu çok meşakkatlidir… Romandaki kahraman Yıldız’lar hiçbir zaman sönmesin. Sevgiyle kalın Ertuğrul Erdoğan.”

Edebi mektuplar önemlidir. Şu anda ünlü olsun veya olmasın,  yazanların bir zarf edinerek bir şeyler karalayıp sevdiklerine göndermeleri, edebi mektuplara bırakabileceği en güzel katkıdır, diye düşünüyorum.

Ertuğrul ERDOĞAN

Ondörtkasımikibinondokuz.


Not: Bu yazım, Deliler Teknesi Edebiyat ve Sanat Dergisinin Ocak- Şubat 2020 sayısında yayınlanmıştır.

85109532_3499246720148382_7406628650495246336_o

86190752_179324876655089_1521893172819525632_n

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir