“Erdoğanla Edebiyat” Sayfama Hoşgeldiniz

Altın Bilek Sözleşme

Edebiyatla tanışmamın en büyük etkenlerinden birisi de babam Hasan Erdoğan’ın 1968 yılında Ankara Cebeci’de SBF’nin yayında bir kitapçı dükkanı açması olmuştur. Doğan Yayınevi adını alan bu yayınevimiz;  aralarında Hasan Hüseyin Korkmazgil, Fikret Otyam, Mümtaz Sosyal, Simone de Beauvoir gibi yazarların 36 kitabını edebiyat dünyasına kazandırmıştır. Yayınevimiz döneminde Erdal Öz, Sevgi Soysal eşi Mümtaz Sosyal,   İlber Ortaylı, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Necip Hablemitoğlu, gibi daha birçok yazarı tanıma fırsatım oldu. Onların babamla yaptıkları sohbetlerine kulak verdim.

1978 yılında babamın yayınevimizin altında açtığı matbaamızda önce çırak olmadan klavye düzenini çizip üzerinde çalışarak Dizgi Operatörlüğünü öğrendim. Ardından baskı makinasını öğrendim. Kitapların yapıldığı mücellithanede harman çekmek, kitapları tutkallayıp kesip paket yapmak da öğrendiklerimin arasındaydı. Babamın söylediği gibi koluma bir altın bilezik sanatını takmıştım iki yıl içinde…

Bir yazarın olmazsa olmazı okumaktır. Okumayı nasıl sevdim? Evet, herkesin mutlaka bir yöntemi vardır. Hiçbir zaman ailem kitap oku diye baskı kurmadı. Kitap almalarına gerek yoktu. Hepsi fazlasıyla önümdeydi. On yaşlarında dükkânımızda önce Teksas Tommiks gibi çizgi romanlarını okudum. Ardından Kemalettin Tuğcu’nun kitaplarını okudum. Onun kitapları bana ezilen insanları ve iyi bir insan olmanın yolunu gösterdi. Sanırım bu nedenle toplumsal olaylara ve ezilen insanlara kalemimle ses olmaya çalışmaktayım. Yaşım ilerleyince artık raflarda seçtiğim romanları bir köşeye çekilerek okuyordum.  Nedense o yıllarda gazetecilik hep aklımdaydı. Bir harita metod dediğimiz deftere iki farklı görüşteki gazetelerden kestiğim köşe yazılarını yapıştırır arşiv yapardım. Yaşım henüz on beş. Ve bu yaşlarda bir de öykü yazmışım. Konusunu şu an bile anımsayamıyorum ancak okuyanların yüzlerindeki gülümsemeleri anımsıyorum.

Bir darbe yayınevimiz ve matbaamızın sonu oldu. Dört kamyon kitabı babamla annem bir gece yırttıktan sonra çuvallara koyup ertesi günü SEKA’ya göndermişlerdi. O yıllarda ben askerdeydim.

Ve asker dönüşü kapanan yayınevi ve matbaamız sonrası,  farklı matbaalarda koluma taktığım sanat bileziği olan dizgi operatörlüğünü yaptım.  Bir gün tanıdığım bir dizgi operatörü telefonda bana Ordu şehrindeki bir gazetenin dizgi operatörü aradıklarını söyleyip telefonunu verdi. Görüşmemiz olumlu geçmişti. İyi bir ücretle anlaşıp Karadeniz 52 Gazetesi’nde çalışmak üzere askerden sonra, ikinci gurbetime çıkmış oldum. Bir gün Ordu Hürriyet Muhabiri Erol Ataşan vefat ettiğinde onun anısına “Ağlayan Tuşlar” adında bir makale yazmıştım. Bunu beğenen Yazı İşleri Müdürümüz Uğur Gürsoy bana Tercüman, Bulvar Gazeteleri ile Ak Ajansın Ordu Muhabirliğini teklif etti. Gazete her ne kadar görüşlerime hitap etmese de mesleği icra etmek adına kabul etmiştim. Köhne bir otel sürecim ve bu gazetecilik günlerimi anlattığım “Süpürgelikteki Dostum” adlı otobiyografik çalışmam da hemen hemen hazır durumda. Bu 1982-83 yılları arasındaki gazetecilik dönemim bana çok şey kattı. Orada yine dönemin siyasileri, sporcuları ve sanatçıları ile tanışma fırsatım oldu. Röportaj tekniğimi geliştirdim.

İşte 1983-2009 yılları arasında yaşamadığım yıllar… Memurluk! Orhan Veli’nin de meslektaşı olarak PTT’de çalışırken bile aklımda hep edebiyat vardı. Zaman zaman denemeler yazardım. 2000 yılı geldiğinde ilk roman denememi yapıp bunu öğrendiğim matbaa tekniği ile kitap haline getirmiştim. (Ne heves olacak ki…)  O yıllarda birkaç ortak kitapta öyküler yazdım. Ve 2009 yılı emekliğimin ardından edebiyata hız verdiğim anlar oldu. “Vallahi Öptürmem” , “Mor Gözdeki Hüzün” ve  “Sonrasız Kadınlar” adlı eserlerim yayınevleri talepleri ile basıldı. Yazmaya devam ettim. “Tirşe Rengi Apartman”, “Elma Şekeri”, “Kavanozdaki Böcekler”, “Kuvöz Operasyonu” , “Corona Yalnızlığı” adlı eserlerim  yayınevlerinin kapris ve kriz dönemini atlatmaları halinde okurlarımla buluşturacağımı düşünmekteyim. Bunlardan başka, dünya yazar ve şairleri ile röportajlar yapmaktayım. Küba, Japon ve Hırvat yazarlarla röportajlarım Deliler Teknesi Dergisinde yayınlanmaya devam ediyor. Bittiğinde bunu da kitaplaştırmayı düşünüyorum. Unutuyordum. Araya bir de şiir kitabı ile öykülerinden oluşan bir eser katmayı düşünüyorum. Şiir çalışmamın ismi “Kuşların Milleti” kısa öykülerimin ise “Gizemli Zarf” olabilir.

Bu arada Kültür Bakanlığı ile Ahmet Yesevi Üniversitesi’nin ortaklaşa düzenlediği ve sekseni aşkın Prof, Doçent ve Araştırma Görevlilerinin üzerinde çalıştığı “Türk Edebiyat İsimleri Sözlüğü”nde bulunmaktan da onur duyuyorum. Hakkımdaki yazıyı bu linkten okuyabilirsiniz.

http://teis.yesevi.edu.tr/madde-detay/ertugrul-erdogan

Son söz olarak şunu söylemek isterim Sevgili Okurlarım, “Yaşadığım sürece üretmeye devam edeceğim. Biliyorum ki benim gibi birçok yazar,  yayınevlerinin kapris süreçlerini yaşadı. Yeri geldi küstüler. Yeri geldi on yıl yazmayı bıraktılar.  Kimileri kızıp tıpkı Nıetzsche gibi kitaplarını piyasadan toplattı. Bunları yazarlar yaşayacaktır Ve yazarların eserleri zamanı geldiğinde çay gibi demini almaya başladığında okurları keyifle eserlerini okuyacaklardır.  Sorun değil, öldükten sonra da olsa…

Esen kalın,

Ertuğrul ERDOĞAN

erterd@msn.com

Comments are closed.