Sakarya Life Dergisine Verdiğim Röportaj

Not: Yazımı aşağıdaki linkten okuyabileceğiniz gibi aşağıya eklediğim bölümden de okuyabilirsiniz.

Bir Yazarın ve Edebiyatın Gücü

Edebiyatın tek bir dili vardır, o da ‘sevgidir’

Kendinizi tanıtır mısınız?

Ankara Akdere’de iki katlı bir gecekonduda 1958 yılının sonbahar ayında dünyaya gelmişim. Burada on yaşıma kadar geniş bahçesinde ve güzel komşuluk ilişkileri içinde özgür bir çocukluk hayatım oldu. Kiraz ağaçlarına çıktık, yaz aylarında varillerin içinde serinledik. Kümes tellerinden saz yapıp arkadaşlara serenat yaptık.

Babam SBF’de(Siyasi Bilimler Fakültesi) yayın işleri müdürü iken 1968 yılında Cebeci’ye taşındık. Altı katlı bina beni gökyüzünün maviliğine daha da yaklaştırmıştı. Babam SBF’ye yakın bir yerde bir kitapçı dükkanı açtığında ilk okuduğum ve bana kitap okuma alışkanlığını da kazandıran kitaplarım Teksas ve Tommiks gibi çizgi kitapları oldu. Daha sonra Kemalettin TUĞCU’nun kitapları ile tanıştım.

Babam yayıncılığa geçerek aralarında Simone de Beauvoir gibi birçok ünlü yazarın kitaplarını basmaya başladı. Dükkân küçük gelince yine SBF karşısında geniş bir dükkâna geçerek burada yayıncılığa devam ettik. 1978’de matbaamız kurulduğunda belki de hiç çırak olmadan hem dizgi hem baskı hem de mücellithane dediğimiz kitapların son aşamasındaki bölümü iki sene gibi kısa bir zamanda öğrendim. 1980 yılında yayın hayatına son vermemiz ve matbaamızın satılması sonrası farklı yerlerde bu mesleğimi devam ettirdim. 

Ordu şehrinde bir mahalli gazeteden teklif alınca anlaşıp gurbete gittim. Hürriyet muhabiri bir gazeteci ağabeyimizin ölümü üzerine yazdığım “Ağlayan Tuşlar” adlı yazımı beğenen Genel Yayın Yönetmenimiz, Tercüman Gazetesi’nin Ordu muhabirliğini teklif etti. Kabul edip bu mesleği de sürdürdüm.

1983 Ekim ayında gazetemden ayrılıp bir kamu kurumunda göreve başladım. 28 yıl sonra emekli oldum. 2000 yılında profesyonelce öykü ve roman yazmaya başladım. Birçok sitede köşe yazıları yazdım. Eserlerim hem edebiyat dergilerinde hem de bazı kitaplarda yayımlandı.

1996 yılında Bursa’da 23 yıl bulunduktan sonra oğlumun okulu nedeniyle Sakarya’ya geldik ve edebiyat çalışmalarıma halen burada devam etmekteyim.

Sakarya’yı edebi ve yaşamsal açıdan nasıl buldunuz?

Doğa güzelliği harika diyebilirim. Burada bulunmam henüz bir yılı geçti. Sapanca ve Poyrazlar, turizm açısından harikulade mekânlar. İlk aylarda bir okurum beni bir gün AKM’de engelli bireylerin bir etkinliğine davet etmişti. Kültür merkezine girdiğimde yüzüme çarpan köfte kokularına şaşırmıştım. Oysa sanat kokmasını isterdim.

Aşağı kata inerken engelli bir genç duvarlara tutunarak zor iniyordu. Kolundan tutarak indirirken, “Asansöre neden binmediniz?” diye sordum. Genelde çalışmadığını söyledi. Kokteylde beklerken bir ara tuvalete yöneldiğimde, aynı genci sıkışmış bir halde turnikelerin önünde kıvranırken gördüm. Sinirlendim. Koşarak yukarıdaki restorandan kontör alıp geldiğimde engelli kardeşimiz o sakat bacağı ile turnikenin altından geçmeye çalışıyordu. Kontörü attık, çalışmadı. Arkadaşı hep birlikte tutup turnikeden geçirebilmiştik. Sanat Merkezi’nde böyle bir şeylerin yaşanması hiç de yakışık alır bir durum değildi.

Ben bir şehrin tanıtımının sanat yönü ile yapılmasının daha etkin olacağını düşünüyorum. Sakarya Belediye Başkanı ile bir görüşme yapmak istedim ancak pandemi nedeniyle gerçekleşmedi. Başkan’a, Sakarya’da uluslararası bir kitap fuarı ve ünlü yazarları getirme teklifinde bulunacaktım. Dünyada ünlü yazarları okuyan kesim çoktur. Onlar, kitaplarında geldikleri ve iyi izlenimlerle ayrıldıkları yerleri yazarlar veya röportajlarında bahsederler.  Bu da turizm reklamlarından daha etkili olur diye düşünüyorum. Umarım bir gün gerçekleşir.

Kitaplarınızdan ve çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Şehrinizin güzide yazarlarından Sait Faik’in söylediği gibi, yazmazsam ben de çıldırırım. Ve bir gün “Şehrimizden bir Ertuğrul Erdoğan geçti.” dedirtebilirsem ne mutlu bana.  Kitaplarım piyasada kalmadı diyebilirim, sağ olsunlar okurlarım kısa süre içerisinde tükenmelerini sağladılar. Basımı bekleyenler ise;  Mülteci konulu ”Kavanozdaki Böcekler”, bir apartman hikayesi, “Tirşe Rengi Apartman”“Kuvöz Operasyonu” ve “Elma Şekeri” ve şu sıralarda düzeltmelerini yaptığım “Corona Yalnızlığı” romanlarımdır.

Aslında arada bir şiir yazarım. Ama kendimi şair olarak nitelenmekten çok öykü ve roman yazarı olarak anılmayı isterim. Zira öncelik onlarda… Yaz aylarında Küba, Japon, Hırvatistan ve Hindistanlı yazarlar ile röportajlar yaptım. Sırada başka ülkeler de var. Amacım, farklı kıtalardaki yazarlar ile edebiyatlarımızı tanıştırmaktır. Bir nevi kültür elçiliği yapıyorum. Şöyle ki, Japon TV ve Radyo Yazarları Birliği Başkanı Tamako Sarada ile çalışmalarımıza devam ederken, ona ülkelerini de ziyaret eden ve konserler veren sanat elçimiz Barış Manço’yu sormuştum. Tanımadığını söyledi.  Daha sonra bir gün mesajında onun “Kara Sevda” şarkısını dinlediğini ve çok sevdiğini belirtmişti. İşte sanatın gücü de buydu.

Gelelim bu kadar üretkenliğe karşın neden kitaplar okurlarla buluşmuyor.  Birinci neden ücret vererek kitap bastırmayı düşünmememdir. Zaten emekli olduğum için buna gücüm de yetmez.  Daha çok okura ulaşabilmek için üst yayınevlerini tercih etmek istiyorum. O da kolay olmuyor, zira o yayınevlerini parsellemiş ünlü yazarlardan bizlere sıra gelmiyor. Sizlere şunu söyleyeyim, ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. “Serlerin Kaybı” adlı kitabına destek verdiğim ve Ahmet Ümit’e de rakip olacağını düşündüğüm polisiye yazarı Mehmet Ali Özler,  çalışmaları için ünlü bir yayınevini aramış ve aldığı yanıt şu olmuş: “Biz esere değil, yazarın ünlü olup olmadığına bakıyoruz.” Edebiyatın arka bahçesinin romanı yazılsa sanırım ciltlerle dolu kitaplar olur! Bu yol dikenli bir yol. Ellerimi ve yüreğimi kanatsa da yazmaya devam edeceğim. Yazarlar genelde ölünce daha kıymete biniyor olsa gerek. Kimbilir, ya demlenmemizi ya da ölmemizi bekliyorlardır!  

Bu yıl röportaj yaptığım Hindistanlı Yazar Rati Saxena’dan Kritya Uluslararası Şiir Festivali’ne davet aldım. “Sen Gittin Ya” adlı şiirimi videoya çekip onunla katıldım. Festivale farklı ülkelerden 140’ı aşkın şair katıldı. Ülkemizi Ataol Behramoğlu, Yeşim Ağaoğlu ve Muhsine Arda ile birlikte temsil ettik.  Önümüzdeki yıl için dünyanın en büyük bütçeli şiir festivali olan Medellin Şiir Festivali’ni düzenleyen yönetici Fernando Rendon’dan teklif aldım. Kendisi ile bir de röportaj yapacağım. Festival Kolombiya’nın Medellin şehrinde organize ediliyor ve bu şehir festivalden önce uyuşturucu ile anılan bir şehirmiş. Şiir festivali sayesinde bu imajın yıkıldığı belirtiliyor. İşte edebiyatın gücü! “Edebiyatın tek bir dili vardır, o da “sevgidir”. O dil bir gün siyasetin kirli dilini yok edecektir.”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir