Çocuktum. Bir yaz günü her tarafım sırılsıklamdı. Babam iki katlı evimizi Ermenilerden satın almıştı.  Eski ve ilginç bir mimarisi vardı. İlk kez içeri girdiğimde gördüğüm büyükçe bir hol ve altı odaya açılan kapılardı. Boyları yüksek ve oymaları vardı. Bahçeye bir odadan geçiliyordu. Bahçemizde ceviz ağaçları çoğunluktaydı.  Sonradan öğrendim ki, bu ağaçlar Ermeniler için bir nevi kutsalmış. Elma ve armut ağaçlarının bulunduğu yerde bir de kuyumuz vardı. Beş kız, üç erkekle …

Ankara’da geçen çocukluğumun küçük adımlarımın bulunduğu tozlu ve çamurlu sokaklarında dolaşan  minibüslerden atlı ve altı oklu küçük kâğıtlarla bayrakların atılışını izlerdik. Broşürlerdeki sıfatların kim olduğunu bilemezdik. Tek bildiğim, bababım iki katlı gecekondumuzda o siyasilerin belirlediği ücretlerle yaşam mücadelesi vermesiydi. Okullarda sınıf başkanı seçerken bu kadar zorluk çekmezdik. Aramızdan en çok oyu alan ve tahtaya ismi yazılan arkadaşımızı hep birlikte alkışlardık. Bizler o yaşta bunu başarırken, neden büyüklerimiz bir seçimi adaletli …

1976 yılının ilkbaharıydı. On bir yaşındaydım. Beni evlat edinen ailemle birlikte Bursa’nın eski otogarında otobüsten indiğimde köhne bir yerle karşılaştım.  ‘Anne’ diyeceğim kadınla birlikte merdivenlerinden indiğimde, dükkânların birçoğunda çeşit çeşit işlemeli havlular kapı önlerindeki yerlerini almıştı. Kiminde de kestane ve pişmaniye kutuları. Çeşit çeşit havluların raflarında dizili olduğu dükkânlardan birine girmiştik. Aldığımız havlunun üstündeki “Anneme Sevgiler” yazısını görünce, gözyaşlarım tutamadım. Ah Annem!  Müteahhit Babamın bütün mal varlığını kaybettikten sonra ani …