Kitabın adı hikâyenin konusunu yeterince belli ediyor: Dünya’yı amansızca sarsan, yakaladığını telef eden, yakalanmayanları ise korkusundan evlerine hapseden Korona salgını! Romanımın kahramanı Vehbi adında bir ihtiyardır. Vakti ile bir giyim mağazası işleten, hali vakti yerinde, bir oğlan ve kız babası olan bu adam, işleri gayet iyi gidiyor gibi görünürken birdenbire iflasın eşiğine düşer. Vehbi, o güne kadar müsrifçe yaşamış, gününü gün edip alış veriş mağazalarından çıkmamış olan hanımına “dur deme …

Dünyanın hiçbir ülkesinde bizdeki kadar siyasilerin kullandığı ayrıştırıcı bir dil yoktur. Seçime gidilir,  kendilerine oy vermeyen muhalif partiler hemen paralel yapı ile ilişkilendirilir ve seçmenlerine kadar herkes terörist ilan edilir. Çünkü kendilerini vatanın tek sahibi olarak görürler. Onlar dışındakiler, bir hiçtir!  Şimdi de belediyeler üzerinden bu ayrıştırıcı dil, kaldığı yerden son sürat devam ediyor. Toplumlar ve onun uzantısı olan devletler birlik ve beraberlik diliyle ayakta kalırlar. Aksi durum, düşmanlarını sevindirir …

Bana çocukluğumun sokaklarını verin! Alın o kötü yıllarım savaş sevicilerin olsun. İstemiyorum tüfeğinizi, topunuzu! İnsanları boğan virüsünüzü… Ben bahçemdeki çiçekleri özledim. Akşamsefalarını Köşede masumca duran papatyaları Ve gecenin karanlığında Yıldızların altında kurulan  sofralarda Sarı yanan solgun ampulün etrafında dolaşan Böceklerin uçuşlarını özledim. Ah Annem! Kocaman bir leğen, Ve bir kalıp sabunla Gözlerim acıya acıya Yıkardı tertemiz, Güneşte parlayan damlacıklarla Boncuk, boncuk… Ah Annem, sen temizlerdin, Dışarısı pisletirdi körpe bedenlerimizi, Alın …