Çocukluğumda Ankara’daki sağ-sol çatışmaları, hava kirliliği yoğun olan şehir hayatından ve yayınevimizdeki iş temposundan uzaklaşmak için yaz aylarında büyükbabamın emekliliğinden sonra oturduğu kasabadaki iki katlı evine on veya on beş günlüğüne giderdim.             İlk köy hayatını orada tatmıştım. İnekle çekilen altı çakmak taşı dediğimiz düvenin üstünde güneşin parlattığı samanların üstünde kayarak gitmenin keyfi bir başkaydı. Orak nedir, orada öğrenmiştim. Ankara özlemi olan birçok arkadaşım olmuştu. Onlara saatlerce Ankara’yı anlatsam …

Köy Enstitülerinde öğretmenlik ve müdürlük yapan İbrahim Amca’nın evi,  çocuklarınca satılmıştı.  İki numaraya kiracı olarak gelen İşçi Emeklisi Turgut – Maaşının yanı sıra babasından kalan İstanbul’un en işlek caddesindeki dükkânlarından iyi kira geliyordu.– ve Karısı Nursel Hanımın, Ela adındaki kızları,  evleneli beş yıl olmuştu. Uzun zamandır şeker hastasıydı. Çoğu günler, kocasıyla birlikte annesinde kalırlardı. Şimdilik çocuk da istemiyorlardı. Esmer ve yakışıklı oğulları Halit ise özel bir okulda bilgisayar uzmanı olarak …

Dış cephesi krom çelik kaplı olmasına rağmen parlaklığını yılların aldığı on katlı PTT Başmüdürlüğü’nün asansörleri sık sık arızalandığından çalışanların bir çoğu yürümeyi tercih ediyordu. Emekliliği yaklaşan ve şişman olanlar daha birinci kata ulaşamadan ter içinde kalıyorlardı. Dağıtıcılar şanslıydı. Çalıştıkları yer ikinci kat ve gün içinde sırtlarındaki ağır yüklerle yürüdüklerinden antrenmanlıydı! Dördüncü katta İdari İşler denilen bir servis vardı. Burada gelen ve giden evrak kayıtları yapılır. Fakstan gelen yazılar makama çıkartılırdı. …