Birçoğumuz, kaçıyoruz kendimize doğru… Tek başına kalıp kuytu bir köşede, iki elimiz arasına aldığımız beynimizin yalnızlığındayız. Ne kadar kaçarsak kaçalım, yalnızlık, diken gibi her yanımıza batıyor. Acıtıyor, kanatıyor… Geceler uzun, bir türlü bitmiyor. Sabahın küçük bir ışığını umutsuzca beklemek ve son bir sigarayı, ucuz içkinin baş döndüren fondipliğinde, yatağa uzanıp  anlamsızca tavanın boşluğunda hayatın geçmişini tıpkı dramatik bir film şeridi uzunluğunda aramak. Bütün gizemler, sanki kapının ardına saklanmış, sonra da …

“Şehrin merkezindeki Devlet Hastanesinin dış cephesi yeni boyanmıştı.  Acilin girişi her zamanki gibi kalabalıktı. Ambulanslar kapının önüne hastalarını indirdiği gibi sirenlerini çalarak bir başka  göreve dönüyorlardı. Hasta yakınları yoğun bakımdan aldıkları ölüm haberleriyle ortalığı çınlatıyordu. Bazı hasta yakınları ise çömelmiş bir halde düşünceliydi. Burada yaşamın pamukluğu her an kopmaya hazırdı. Ziyaretçiler gittiğinde hasta ve refakatçısı yalnız kalır… Bu ıstıraplı mekânlarda kalmak, hastaya bakmak öyle kolay değildir.  Hastaların ilaç ve günlerce …

Bağdat seferinin ardından IV. Murat vezir ve saray erkânını toplayıp zaferin şerefine emir verdiğinde Topkapı Sarayı’nın içine Bağdat Köşkü, bir yıl gibi kısa bir sürede tamamlanmıştı. Çinilerle döşenmiş bu binanın iç tasarımı da muhteşemdi. Boğazın ihtişamlı sarayında Padişah IV. Murat, İran seferine çıkacağı gün her zamanki gibi erkenden kalkmıştı. Sabah namazını kılıp pencereden gökyüzüne uzunca bakmış, martıların keyifli uçuşlarını seyretmişti.  Aklından geçen savaş planlarının ardından Divan-ı Hümayun’un bulunduğu makamına geçip …