Bir müddet sizlerden ayrıydım. Ah o ayrılıklar! Sebepli, sebepsiz çekip gittiğimiz ve ardına bile bakmadığımız ayrılıklar… Şu sıralar hastaneye tavla arkadaşımı ziyarete gidip geliyor, yanında kalıyor zaman zamanda hastanenin soğuk koridorunda sandalyede duvara kafamı yaslayıp uykuyu zorluyoruz. Evet, tavla arkadaşım hiç de iyi değil. Onun bal rengi gözlerine baktığımda göz bebeğinin derinliğinde yılların yorgunluğu var. Babasının omzunda tren garında gördüğü Atatürk’e bakan gözler artık kapaklarını kaldırmaya mecali yok… Sırtını döndürmekte …

         Birbirimize bağırır, çağırır yerine göre saç başa kavga eder, bazen de özgürlük alanımız diye bir metreden öteye kimseyi yaklaştırmama kararı alırız. Dinimizce yasaklanmasına rağmen çoğu zaman arkadan konuşur, bir birimize lakap bile takarız. Öyle zaman olur ki;  beğenmediğimiz fikirlerin suratına ne varsa atar, yeri gelir köşe başında pusu kurup, işimize gelmeyen beyinleri sustururuz.          “Ayrılık” sözcüğünü duyunca gevşeyip, içimiz bir tuhaf olur. Onca yaşanmış kötü anıları bir anda unutuver …

Henüz doğmamış bir bebek gibi, kitaba da Türkiye’de ilk kez kürtaj yapıldı.  Neşter cenini kanattı, yaraya tuz basıldı… Tutuklu gazeteci Ahmet Şık’ın “İmamın Ordusu” adlı kitap adayı yayımlanmadan mahkemenin kararıyla polis tarafından matbaa ve gazeteye baskın düzenlenerek bütün bilgi ve belgeler imha edildi. Bu kitapla ilgili elinde doküman olabileceklere de “Terör Örgütüne üye olmak suçundan ceza alabilecekleri” yönünde gözdağı verildi.          Şaşırdınız mı? Doğrusu ben hiç şaşırmadım. Kitap eğer birilerin …