Bir Kadın Öğretmenin Penceresinden İran

images (1)

Halife Harun Reşit’in Eşi Zübeyde tarafından yeniden inşa edilmiştir. İpek Yolu üzerinde de bulunan bu şehirde aydın bir öğretmen var. Adı Nahide Soltani. Mesleğinde 400’ü aşkın başarı belgesi almış. İran’da katıldığı yarışmalarda birincilik ödülleri alan Nahide Hanım, yazılarımı sosyal medya üzerinden okuyup beğendiğini, izin vermem halinde Farsçaya çevirmek istediğini belirtince, seve seve kabul ettim. Bir yazısında Tebriz’in Tahran’dan farklı bir şehir olduğunu, öğrencilerine ise kitap okutma tekniklerinden söz edince, ilgimi çekmiş ve kendisiyle bir röportaj yapma isteğimi belirtmiştim. Kabul edince, sorularımı hazırlayıp gönderdim. Verdiği Türkçe yanıtların birçoğunu anlamama karşın, dillerine yakın Tebriz lehçesindeki bazı bir kaç sözcükte zorlansam da, onları karşılıklı çözümleyerek aşağıda okuyacağınız şekle getirdim. Nahide Hanım’a verdiği yanıtlardan dolayı teşekkür ederken, sizlere de keyifli okumalar diliyorum.

E.E.  Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

N.S.  Adım Nahide Soltani. İran’ın büyük ve tarihi şehirlerinden Tebriz’de yaşıyorum.  Burada öğretmenlik yapıyorum. Ülkemi çok seviyorum ve zorda kalmasını hiçbir zaman istemem. Türkçeyi yeni öğrendiğim için yeterli olmayabilir. Bunun için okuyanlardan şimdiden özür diliyorum.  Herkese selam ve sevgilerimi sunuyorum.

E.E. İran’da öğretmen olmak nasıldır? Öğrencilerinize eğitim verirken zorlandığınız noktalar var mı? Kitap okumayı geliştirmede neler yapıyorsunuz? Kitap çeşitliliği ve özgürlüğü bakımından çekinceleriniz var mı?

N.S.  Öğretmenlik onurlu bir meslektir. Bunun için mutluyum ve öğretmenler halkımız için en güvenli insanlardır.  Mutlaka her mesleğin kendine göre zorlukları vardır. Kim ne iş yapıyorsa işini severek yapmalıdır.  Hele öğretmenlik;  özveri isteyen, sevginin yoğunlaştığı ve fedakârlık isteyen bir meslektir. Bunu yapanlar mesleğine âşık olmalıdırlar. Yine her meslekte olduğu gibi öğretmen, kendini yenilemeli, yaratıcı olmalı ve mesleğinin sorunlarını çözmesini bilmelidir. Dünyada kişilerin sorunlarının bütünlüğü devletlerde yoğunlaşıyor. İşte bu sorunların çözümlenmesi, çocuklarımıza daha iyi bir dünya için gereklidir.  Onların hayatları ile oynamamalıyız.  Özverili bir öğretmen, fedakarlıkları ve çalışkanlığı ile bunların üstesinden gelmelidir. Şikayet yerine yeteneklerine göre çözüm odaklı işler yapmalıdır.  Üzülerek söyleyim, artık okul çağındakiler kitap okumak yerine akıllı telefonlarda sosyal medya ve oyun gibi zaman alıcı şeylerle uğraşmaktalar. Çocuklara kitap sevgisini aşılamak için çaba göstermeliyiz. Ben öğrencilerime ilgisini çekebilecek öyküler okuyorum ve merakını uyandıracak bir yerde öyküyü kesiyorum.  Çocuklar merak edip devamını kendileri okuyorlar.  Bir cümle ortaya atıyorum. Sonra onlar başka cümlelerle devam ediyorlar. Öğrencilerimden birisi bu cümleleri bir deftere yazıyor. Sonra hep birlikte karar veriyoruz ve ortaya çıkan kısa öyküye birlikte bir isim buluyoruz. Ardından öykü için resim çiziyoruz.  Sonuçta hep birlikte küçük bir kitap ortaya çıkartıyoruz.

Çocukları kitaplara teşvik etmek için her öğrenci sınıfa bir kitap hediye eder.  Her üç günde bir öğrenci kitabı emanet alıp okur ve özetini yazıp sınıfta okur.

Bizim bölgede Türk kitapları maalesef özgür değil ve kitap fuarlarında veya kitapçılarda satılması da yasaktır.  Bizler Türkçeyi okuyup yazmalıyız ama ne acı ki, Türk bölgesinde yaşıyorsun ve kendi dilini okuyup yazamıyorsun.

E.E. Bizlere yaşadığınız şehir Tebriz’den bahseder misiniz? Bir görüşmemizde Tebriz ile Tahran arasında kültür farkından bahsetmiştiniz. Bunu biraz açar mısınız? Edebiyat, sinema, tiyatro, müzik gibi sanatsal faaliyetler nasıldır? Rejim açısından bir sansür veya sakınca hissediyor musunuz? Bize İran edebiyatının dünü ve bugünü hakkında kısaca bilgi verebilir misiniz?  

N.S.  Yaşadığım Tebriz şehri dindar, yasalara muhalefet etmeyen ve kanunsuzluktan uzak bir halkı var.  Öyle ki, her yıl yapılan polis haftasında polis şefi Tebriz’de polise ihtiyaç duymadıklarını belirttiler.  Bunu da dindar ve kültürlü ailelere borçlu olduklarını söylediler.

1953-pic

Tebriz, Doğu Azerbaycan Eyaletinin en ünlü şehridir ve İran’da yaşamak için en iyi şehirdir. Merhamet, şefkat ve temizliği ile tanınır. Ayrıca turist çeken bir şehirdir. Bu nedenle buraya çok turist gelir.  Şehrimizde asla dilenci yoktur. Halk zorda olanlara yardım eder.  Tahran başkent olduğu için birçok insan buraya göç ediyor ve zorluk içinde yaşıyorlar. Büyük şehir onları yutuyor ve bu kez kötü işlere yönelip kendilerini bitiriyorlar.  Bu nedenle kalabalık Tahran’da yaşamak için uygun bir şehir değil.

E.E.  Biliyorsunuz İran yönetimi ile ABD arasında oldukça bir gerilim var. Hatta ABD ülkenize yaptırım uygulamaya başladı. İlaç, teknoloji vs. gibi ürünlerin gelmemesinden halk etkileniyor mu? Halkın bu konudaki bakış açısını öğrenebilir miyim?

N.S.  ABD’nin ülkemize karışma nedeni eskilere dayanmaktadır.  Amaçları ekonomik baskılardır. Buna yönetim eksikliği bu baskıyı iki katına çıkarmaktadır. Bana göre halk bu tür baskıların karşısında direnmelidir ve ülkesinin ilerlemesi için doğru düşünüp çözüm üretmeli ve yönetime yardımcı olmalıdır.  ABD’nin baskısını artırdığı bu dönemlerde şikâyet zamanı değildir. ABD Sömürü ülkesidir ve çıkarı olmadan hiçbir şey yapmaz.  Afganistan ve Irak’a girdi. Şimdi o ülkeler ne haldeler? İyi mi oldular?  Olmadılar. Ülkeler kendi insanlarının birlik ve beraberlik içindeki durumları ilerlemeyi sağlayacaktır.  Japonya gibi ülkeleri örnek almalıyız. Onlar da savaş durumundaydı. Şimdilerde ABD bile Japon teknolojisinden yararlanmaktadır.

E.E. İran’ın dününü yaşayan birisi olarak bugünle kıyasladığınızda artı veya eksileri nelerdir?

N.S.  Bu tür yaptırımlarla ülkenin ilerlemesi ve buna dayanması zor, ancak bu duruma dayanmak gerek. Ülkemizin bana göre en büyük eksikliği, beyin göçüdür.  Siz buna ne derseniz deyin, bunun adına ben ihanet diyeceğim.  Bunun nedeni, ABD’nin tutumu ile yönetim eksikliği diyebilirsiniz. Böyle olmasa aslında İran şimdi daha farklı yerlerde olacaktı.

E.E.  Şu anda iki eserim kadın şiddeti üzerine. Bu bağlamda kadınların toplumda özgür olmalarını isteyen bir yazar olarak kadınların İran’daki konumundan bahseder misiniz? 

N.S.  Kadınlar fiziksel zayıflıkları nedeniyle dünyanın her yerinde farklı şekillerde taciz edilmektedirler. Her kadın kendi iç dinamiğini keşfetmelidir. Baskılara karşı sessiz kalmak yerine gelişmeyi ve ayaklarının üstünde durmayı öğrenmelidir. Kadına şiddet gösteren ülkeler, kendi hukuk çerçevesi içinde cezalandırılmaktadır.

Ben kadın olarak haklarımın savunucusuyum.  Ancak bütün kadınların güçlü ve çalışkan olmalarını beklerim. Kadınların kendilerine göre bir geliri olmalıdır. Bunu en dürüst yollardan özgürlüklerini kendileri sağlamalıdır. Bunun için çok kafa yormalıdırlar. Belki benim ülkemde bazı yerlerde kadınlar baskı altında olabilirler ancak üniversiteleri en çok kazanan yine kızlardır. İş alanları az ancak, kendilerine iş yaratabilirler. Buna eminim. Ben ne dersem deyim, yine de zulüm altında olan maalesef bir çok kadın var.

E.E.  Türkiye’yi ziyaret ettiniz mi? Geldiyseniz nasıl buldunuz?  Türkçeyi yine de güzel yazıyorsunuz. İran’da Azerbaycan ve Türkiye’ye sınırdaş. Türkçeyi öğrenmede bunun etkisi oldu mu? Yazılarımı Farsçaya çevirip  Facebook Gruplarında paylaşmanızdan memnun oldum. Kitap çeviriyor musunuz? İran’daki yayın sektörü ve İranlıların kitap okuma oranları hakkında bilgi verebilir misiniz?  Ülkenizde kitaba sansür uygulanıyor mu?

N.S.  Türkiye’ye birkaç kez geldim ve bazı şehirlerinizi gördüm. İstanbul’a bayıldım!  Coğrafi konum olarak çok iyi bir konuma sahip bir şehir.  Oradaki Romalılardan kalma eserler şahane. Aslında Türkiye’nin dünyada harika bir konumu var. Denizleri deseniz bereketli. Sultan Ahmet deseniz, sanki bütün dünya insanları oraya toplanmış.  Tabiat güzelliğinden başka dikkatimi çeken üç şey oldu. Camiler oldukça çok ve birbirlerine de yakın.  Her yerden ezan sesini duymak mümkün.  İkincisi, insanların sanki çoğu sigara içiyor. İşsizliğin çok olduğu ülkenizde alışveriş merkezlerinde Türk’ten çok Rus kızları çalışıyor. Türkiye’yi çok seviyorum. Ben de Türküm ama kendi ana dilimi çok iyi bilmiyorum. Ne yazmasını ne de okumasını. Çünkü dilbilgisini hiç öğrenmedim. Okullarımızda etnik dil yasağı var. Ben İran’ımı da çok seviyorum. Parçalanmasını hiç istemem. Ancak ana dilimi öğrenmek benim ve başkalarının hakkı açısından okullarda bir ders olması, ana dilimi öğrenmeme faydası olacaktır. Kurslarda öğrenmek biraz zor olsa gerek. 5 ve 6. sınıflara öğretmenlik yapıyorum. İki yıldır da Türkçeyi kursa gitmeden kendi başıma öğreniyorum.

Sizinle tanıştığıma memnun oldum. Yazılarınız düşüncelerime tercüman oluyor. Ve bana yazılarınızı Farsçaya çevirmeme izin verdiğiniz için çok teşekkür ediyorum.  Çevirirken oldukça keyif alıyorum.  Kitap çevirmek şu sıralar zor. Çünkü kelime hazinem çevirmeye yeterli değil. Ama yakında çalışarak bunu da başaracağım.  Şu sıralar Türk Üniversitesinden bir öğrencinin yüksek lisans tezini Farsçadan Türkçe ’ye çeviriyorum.  Kitap yazmayı henüz düşünmüyorum. Seçtiğim eserleri okuyorum ve araştırmalarda bulunuyorum. Dünyanın birçok ülkesinde sansür uygulanmakta bunlara bizde dâhiliz.

E.E. Ortadoğu her zaman kaynayan bir kazan bölge halkı için. Bakınız Avrupa ve diğer gelişmiş ülkeler, birliklerini halletmiş durumdalar ve sınırlarında hemen hemen savaşı yaşamadıkları gibi uzak da tutmaya çalışıyorlar. Ancak bizim coğrafyada etnik ayrışımlar sömürü ülkelerin de kışkırtmaları, yine Ortadoğu ülkelerinin iki süper güç sistemler arasında ayrışması yanı sıra, idari yönden biat,  yöre halkının  cahil olması nedeniyle savaşlar tarihten bu yana hiç eksik olmamaktadır. Sizce Ortadoğu ülkeleri ne yapmalı da savaşı coğrafyalarından uzaklaştırmalıdır?

N.S.  Ortadoğu’da geri kalmışlık ve savaşların nedenleri sadece güçlü devletler ile bölgedeki zayıf devletler değildir. Sorun bu bölge halklarının genlerindedir. Bir türlü düşüncelerini değiştirmiyorlar. En büyük sorun cehalette kalıp inançlar içinde yaşamalarıdır. Bu konuda çok şeyler yazmak istiyorum ancak buna ne sayfalar yeter ne de okuyanlara zaman.  Türkçem de belki anlatmaya yetmez. Ancak en önemli etkenleri kısa başlıklar halinde belirteyim.

İstidatlarını yani yeteneklerini bilmiyorlar ve buna izin vermiyorlar.

Dünya dili olan İngilizceyi okullarda öğretmemek.

Sömürü ülkelerin insanların doğal kaynaklarına ve gelirlerine göz koymaları.

Basın yayının eksikliği ve kitap okuma eksikliği ve iyi kitap seçmemek.

Sömürü ülkelerin bu coğrafyaya müdahalesi.

Diktatörlükleri tanımamak ve buna izin vermemek gerek. İnsanlar ikiyüzlü, yalancı ve dalkavuk olmaları, seçkinlerle savaşma ve ebleh yani bilgisiz insanlar.

Sermayedarlar zenginleşiyor ve fakirler gittikçe yoksullaşıyor.

Eğitime önem verilmeden ithal teknoloji ile gelecek karartılıyor.

Fen bilimlerini tercih etmek.

Geri kalmışlığı kabul etmemek ve batının gelişmişliğini yakalamak.

Bizleri gelenek ile medeniyet arasında sıkıştırdılar. Geri kalmamak için gerçekleri iyi bilmek ve iyi yöneticileri seçmek gerekir.

E.E. Dünyanın belli kaynakları bir takım zenginlerin elinde kapitalizm dediğimiz sistem içinde hoyratça kullanılmakta ve insanların büyük bölümü bundan olumsuz şekilde etkilenmektedir. Hâl böyle olunca imha edilen ormanlar, betonlaşma vs. derken iklim değişikliği sonucu doğa intikamını feci şekilde almaktadır. Bu konudaki görüşleriniz nedir? Ülkenizde bu konuda çalışmalar ne düzeydedir?

N.S. Ne yazık ki ülkemizde de durum budur. Doğa ve kaynakları her zaman insanların hizmetindedir ancak gerçeği söylemek gerekirse hayvanların sığınacakları yaşam yerleri bile zenginlerin elindedir.  Kâinatın eylemi her ne yaparsak yapalım kendine döner ama bu konuda doğa intikamını fakir insanlardan alıyor. Başka ülkelerde olduğu gibi bizim ülkemizde de doğayı tahrip ediyorlar.  Ben buna çok üzülüyorum duyarlı her insan gibi.  Yapmayın!   Doğayı tahrip etmeyin!  Doğayı kendi haline bırakın!  Maalesef kendini bilmez insanlar gelecek kuşakların hayatlarını şimdiden karartıyorlar!  Yazık!

E.E.  Teknoloji baş döndürücü bir şekilde gelişmektedir. Yapay Zeka denilen gerçek, artık dünyanın her alanında kendini göstermektedir. Ve biz buna bilim ve gelişme derken yapay zekânın makineleşmeyi öne çıkarmasıyla gün gelecek, insanlar iş alanlarından soyutlanacak. İşsizlik, büyük bir sorunu haline gelecek. Bu konuda neler söylemek istersiniz? Ülkenizdeki işsizlik konusunda bilgi verir misiniz?

N.S.  Ülkeler gelecek için doğru planlar yapmalıdır. Teknolojinin gelişmesiyle gelecekte birçok kişi işsiz kalacaktır.  Çiftçiler tarlalarını bırakıp şehirlere kaçtılar.  Devlet bu ortamı sağlamayacak ve gerekli önlemleri alacaktı.  Çiftçilere tarım araçları, eğitim vs. gerekli donanımları verecekti.  İnsanlar teknolojiyle birlikte bilim almalı ve gelişmeli. Ancak üniversitelerde öğrenciler pratik yerine teorik bilgi alıyorlar.  Mezun olduklarında ise iş yapamıyorlar. Yetenekli olanlar ise kendilerini geliştirip başka ülkelere gidiyorlar. Dünyada en büyük profesörler İranlılar, ancak yapacak bir şey yok şu an!!!  Çok acı dertlerimiz var.  İçimiz kan ağlıyor ama…

E.E. İran ekonomisi hakkında neler söylemek istersiniz? Ücretler yeterli midir? Alım gücü nasıldır? Kira, benzin, gibi giderler İranlıları zorluyor mu? Malum doğalgazı sizlerden alıyoruz. Sizler bu ürünü ucuz kullanabiliyor musunuz?

N.S.  İnsanlar birbirlerine karşı sorumlu olmadıkları sürece adalet olmayacaktır. Kadınların boyun, kol ve parmaklarında altın ve mücevher gibi sermayeleri yatıyor. Evlerde deseniz, çok lüks halılar ve pahalı eşyalar var. Birçok kişi petrolün satılmasına göz dikip, üretimi düşünmüyor.  İnsanlar hep devleti ve ABD’yi sorumlu görüyor. Üretim eksikliğine karşı duracaklarına tüketim çılgınlığı ile evlerini doldurmakla meşguller.

Ücretler düşük ve alım gücü yok. Kiralar yüksek ve halk bundan şikayetçi. Varlıklı olanların paraları bankalarda ve birçok evi boş ve kimse oturmuyor.

Burada benzin ve doğalgaz ucuz ve zorluk yok ama halk bunları tüketirken bile tasarruf etmelidir.

Şu anda İran zor durumda.  Karşımızda düşman olarak  ABD ve yandaş ülkeler var. Bu durumda herkes birlik ve beraberlik içinde olmalıdırlar. İnsanlar arasında adalet olmalı ve her iki görüşte olanlar birbirine kenetlenmeli ve beyin göçü önlenmelidir. Hep birlikte üretimi geliştirmeli, gösterişli düğünler, kutlamalar ve lüksten evlerden uzak durmalıyız.  Avrupa ülkelerinde yaşayanlar böyle değiller. Devlet ve millet birbirine güvensin birlikte iş yapsınlar ve bu arada petrol da satılmazsa o zaman düşmanlar ne yapacak acaba? Maalesef düşman içimizde…

E.E.  Bana zaman ayırıp sorularıma içtenlikle yanıt verdiğiniz için çok teşekkür ediyorum.

N.S. Ben teşekkür ediyorum. Röportajdan çok, iki arkadaş olarak yürekli sözlerimiz oldu. Ben ülkem ve halkına saygım sonsuz… Sizden bir konuda yanıt istiyorum bu soruları Türk arkadaşlarıma da soruyorum. Dünyada her kesin mutlak bir kaç arzusu vardır. Benim arzum da, ülkem İran’da keşke ana dilim Türkçeyi, resmi dilim olan Farsçayı da okuyup yazabilseydim.

İkinci dileğim, Azeri dilde bir dil yok bizde. İran Türkleriyiz.  Eğer bizlerin yaşlılarından sorsanız, hiç Azeri kelimesini bilmiyorlar. Bu kelime siyasi bir kelimedir burada. Biz Türk’üz. Herkes kendi ülkesinde yaşıyor. Biz İran’dan ayrılmak istemiyoruz. İran’ımıza canımız feda!

Son olarak, Türkiye’de bazı erkekler zannediyorlar ki, İranlı kadınlar muta nikahı yapıyorlar. Asla böyle bir şey yok. Üç binde bir insan belki muta nikahı yapabilir. Ancak İranlılar bu durumu da kötü olarak bilirler. Belki imamlara bu durum hoş gelmeyecek ama biz de bu duruma şiddetle karşıyız. İranlı kadınlar çok namuslu ve üstün bilgilere sahiptir. Dünyanın her yerinde kötü insanlar olabileceği gibi burada da olacaktır. Sayıları az da olsa…

Ertuğrul ERDOĞAN

Yirmialtımayısikibinondokuz

 Not: Anıt Foto:  Tebrizli şair ve yazarlar anıtı.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir