Diktatör Acısı Çeken Ülke, Şili ve Edebiyatı

Röportajın İngilizcesi yazının altındadır

The English version of the interview is below the article.

Şili denilince aklıma bir zamanlar ülkesini on yedi yıl demir yumruk gibi yöneten Augosto Pioncehet gelir.  11 Eylül 1973 tarihinde Şili’nin Sosyalist Başkanı Salvador Allende Gossens,  General Pinochet’e bağlı uçaklar tarafından tepesine bomba yağdırılmıştı. İktidarı ele geçirdiğinde Şili halkına,  daha iyi bir toplum vaat ediyordu. Diktatörlerin zulmü ile karşılaşmak o yıllarda birçok Güney Amerika ülkesinin ortak kaderiydi. Şili’de özgürce yazmak isteyen yazar ve şairler işkence gördüler. Bazıları ise öldürüldüler. Birçoğu da doğup büyüdükleri toprakları terk edip başka ülkelerin özgürlüğüne gitmek zorunda kaldılar. Ülkelerinde olup bitenleri üzüntüyle izlediler. Uzak da olsa diktatörlükten kurtulmaları için bıkmadan yazıp çizdiler.     Şili, Güney Amerika’nın pasifik okyanusunda Arjantin’i sahil şeridinden mahrum etmiştir. Sınırları, Amerika kıtasının en güneyinden başlayıp şahane sahilleri, doğa güzellikleriyle Peru ve Bolivya sınırlarına kadar uzanır. Şiddetli depremler yaşayan ancak aldıkları önlemler sayesinde ölüm oranlarını düşüren bu ülkenin insanları danslarıyla sıcakkanlıdırlar.  On beş bin yıl önce Mapuche Kızılderililerin de yaşadığı bu topraklara Avrupalılar, özellikle İspanyollar gelmeye başlayınca, ülkenin yerlileri olan Kızıldereliler, bütün güçleriyle savaştılar. 19. Yüz yılın başlarına kadar Şili henüz bir ülke değildi. Sadece Peru Krallığı içinde küçük bir koloniydi. On yıl süren savaşların ardından bağımsızlıklarını alarak ülke oldular ve Santiago’yu başkent yaptılar.  İsterseniz lafı daha fazla uzatmadan Şili ve edebiyatını daha yakından tanımak için Diktatör Pinochet döneminin zulmünden ülkesini terk etmek zorunda kalıp Avusturalya’ya yerleşen Şair ve Yazar Sayın Juan Garrido Salgado ile röportajımıza başlayalım.

E.E. (1)  Kendinizi  tanıtır mısınız?

Şili-Avustralya, iki dilli şair ve çevirmenim. 1957’de Şili’de doğdum ve Avustralya’da siyasi mülteci statüsü verilen 1990 yılına kadar orada yaşadım. Pinochet diktatörlüğüne karşı direniş hareketine 1976’da, anayasal, demokratik olarak seçilmiş Şili başkanı Salvador Allende’ye karşı faşist-CIA darbesinden sadece üç yıl sonra katıldım. 1985’te diktatörlük döneminde Şili’deki binlerce siyasi mahkûmdan biri oldum.

E.E. (2) Diktatörle yönetilen bir dönemde ülkenizde sanatla uğraşan ve özellikle şair ve yazar olmak nasıl bir şeydi? Bu dönemi anlatır mısınız?

Sorunuzun cevabına kısa bir şiirle başlamak istiyorum: ‘Evimin çatısının üstünde’: “11 Eylül sabahı/ Tutuldum / duman ve alev duvarlarının arkasında/ unutulmayı bekliyorum/ Korkunun çatılara yükseldiği, ufuk çizgisinin gözümün önünden kapatıldığı/ bombardıman uçaklarıyla dolu / inşa ettiğimi yıkıyorum.” (Samuel Lafferte)(çeviri: Kate Cooper) Çok gençtim, liseye başlamak üzereydim, o gün – 11 Eylül 1973 – dünyamızın etrafımızda çöktüğü gündü. O andan itibaren korku ve ölüm hayatımıza egemen oldu. 1976’da tamamen yeraltında faaliyet gösteren komünist gençlik hareketine katıldım. Ölüm, işkence ve kayıplar günlük rutinimizin bir parçasıydı. Bazı geceler sokağa çıkma yasağı esnasında Neruda okurdum ve sokaklarda yabancılara havlayan köpekleri andıran silah sesleri duyardım.

E. E. (3) Diktatörlük döneminde neden ülkenizden kaçma ihtiyacı hissettiniz? Kalıp mücadele etmek zor muydu? Kalan sanatçıların akıbetleri hakkında bilgi verebilir misiniz? Hangi bedelleri ödemek zorunda kaldılar?

Diktatörlük döneminde Şili’den ayrılmadım, direniş hareketinin bir parçası olarak savaşmak ve farklı siyasi görev ve sorumlulukları yerine getirmek için kaldım. Gelişim yıllarımda gizli bir lider ve halkımın şairi oldum. 1976’dan itibaren, yeraltı toplantılarına ve sokak eylemlerine ilk katıldığımda, rollerimden biri, Santiago’da yaşadığım bölgede Parti’nin temel yapısını örgütlemekti. Yıllar geçtikçe, organizasyonda daha zorlu roller ve sorumluluklar üstlendim. O dönemde şiir yazmaya pek vakit ayırmadım ama Pablo Neruda, Che Guevara, Roque Dalton ve Rus şair Serguei Esenin’in birçok eserini okudum. Şili’nin güneyindeki Rancagua şehrinde yaşarken tutuklandım. Gizli polis: Casa Borgoño’da, vücudumuzun her yerine elektrik şoklarıyla beş gün işkence yaptılar, siyasi faaliyetlerimiz hakkında bilgi almak için sorguya çektiler. Cachapoal bölgesindeki Askeri Savcı daha sonra bana Şili’yi üç aylığına terk etme izni verdi, bu süre zarfında Avustralya Hükümeti bana ve aileme Avustralya’da yaşayabilmemiz için kalıcı oturma vizesi verdi.

E. E. (4)  Önce Şili edebiyatınız hakkında, daha sonra yaşadığınız Avusturalya edebiyatı hakkında bilgi verir misiniz? Daha sonra edebiyat çalışmalarınız hakkında bizi kısaca bilgilendirir misiniz?  Kitaplarınızdan da söz ederseniz memnun olurum.

Mapuçe (Yerli) yazarlar ve şairler, 1990’larda diktatörlüğün son on yılında ortaya çıktı. Bunlar arasında 1973 askeri darbesinden sonra doğan, kendi atalarının kültürünü ve Mapudungun dilini yetiştiren şairler var. Avustralya edebiyatı, Avrupa işgali ve Aborijin halklarına karşı soykırım yerleşiminden sonra kuruldu, ancak Avustralya’daki Aborijin tarihi altmış bin yıldan daha eskiye dayanıyor. Patrick White, David Malouf, Peter Carey veya JM Coetzee gibi yazarların Avustralya ile pek akrabalıkları yok. Şairler arasında: Judith Wright, Les Murray, Peter Porter ve John Kinsella az çok tanıdık gelebilir. Beyaz İngilizce, Aborijin halkının dillerinin kullanımını bastıran bir asimilasyon politikası uyguladı. 1967’de Avustralya, Aborijin halkının Avustralya vatandaşı olma hakkı konusunda bir referandum düzenledi. Oy ezici bir çoğunlukla lehteydi. Birçok ünlü Aborijin şair, yazar var. Oodgeroo Noonuccal, genellikle Kath Walker, Kevin Gilbert, Roberta ‘Bobbi’ Sykes, Lionel Fogarty olarak anılır. Ali Cobby Eckermann. Kendi edebiyatım hakkında sekiz şiir kitabı yayınladım ve çalışmalarım geniş çapta çevrildi. Ayrıca önde gelen Avustralyalı ve Aborijin şairlerinin eserlerini İspanyolca’ya, Espejo de Tierra/Earth Mirror (2008) antolojisine çevirdim. Talking to Neruda’s Question dahil John Kinsella, Mike Ladd, Judith Beveridge, Dorothy Porter ve MTC Cronin’in eserlerini tercüme ettim. Steve Brock ve Sergio Holas ile birlikte, İspanyolca, İngilizce ve Mapudungun’da yayınlanan Jaime Luis Huenun Villa tarafından düzenlenen English Poetry of the Earth: Mapuche Trilingual Anthology’ye çevirdim. Avustralya’da Samuel Lafferte ile Diyalogum 2016’da Blank Rune Press tarafından yayınlandı. When I was Clandestine kitabı 2019’da Nikaragua, Meksika ve Küba’da düzenlenen Granada Uluslararası Şiir Festivali’nde düzenlenen şiirsel bir turun parçasıydı. İş, Mürekkebinde Çiçek Açan Umut -2020.

E. E. (5) Türkiye hakkında bilginiz var mı? Bulunduğunuz yerden ülkemiz nasıl görünüyor?  Edebiyatımız, yemeklerimiz, tarihimiz hakkında bilginiz var mı?

Haberlerde çıkanlar dışında, örneğin Amerika Birleşik Devletleri ile siyasi çatışma hakkında Türkiye hakkında fazla bilgim yok. Ancak ben her zaman ilham verici ‘halk şairi’ne hayran kaldım: Türkiye’de on sekiz yıldır siyasi tutuklu olan ve hayatının son on üç yılını sürgünde geçiren en büyük modern Türk şairi Nazım Hikmet.

E.E. (6) Bizlere Şili’nin sanatı, yemek kültürü ve özelliklerinden kısaca bahseder misiniz? Örneğin ülkenizin dünyaya sunduğu ünlü şairlerden Pablo Neruda’yı bilirim. Onun hakkında bilmediklerimizi yazmanız mümkün mü? Kendisiyle tanışma fırsatınız oldu mu?

Neruda’nın sadece politika hakkında değil, pek çok şey hakkında tutkulu olduğunu düşünüyorum. Nadir nesnelerin ve figürlerin harika bir koleksiyoncusuydu. Tutkulu bir gezgindi, dünya gezilerinden eve her zaman yeni ve nadir nesneler getirdiği için  evleri bu kadar güzel şiir ve sanat müzeleri olmuştur. Neruda ayrıca partiler düzenlemeyi ve abartılı giyinmeyi severdi ve bu popüler Şili yemeğinin nasıl yapılacağına dair bir tarif içeren bir şiir olan conger chowder’a bir övgü yazmasıyla da ünlüydü.

E.E. ( 7) Öykü ve roman dalında dünya yazarları arasında hangi yazarları severek okursunuz? Türk yazarlarını tanır mısınız? Okuduğunuz kitapları var mıdır?

Rus yazarlar Sergei Yesenin, Vladimir Mayakovski ve Leon Tolstoy’u seviyorum. En sevdiğim Fransız yazarlar Victor Hugo, Charles Baudelaire, Arthur Rimbaud, Paul Éluard ve Paul Valery. Alman yazarlar Walter Benjamin, Bertold Brecht ve Goethe’yi okumak bana büyüleyici geliyor. Daha önce de belirttiğim gibi, Türk şair Nazım Hikmet’in eserini çok seviyorum ve “İnsan Manzaraları” kitabını çok beğeniyorum. Bana okumaktan büyük zevk veren Avustralyalı yazarlar ve şairler Patrick White, JM Coetzee, Les Murray, John Kinsella, Peter Boley ve Aborijin romancı ve şairleridir. Hayran olduğum diğer dünya yazarları ve şairleri Nikos Kazancakis, TS Eliot, Dante ve Rainer Maria Rilke’dir.

E. E. (8) Son zamanlarda pandemi nedeniyle artık şiir festivalleri on-line üzerinden yapılmakta ve bunun da şair ve yazarları birbirlerine daha da yaklaştırdığını düşünüyorum. Örneğin sizi bu festivallerden birinde tanıdım. Siz neler söylemek istersiniz?

Tüm insanlık, özellikle de siyasi, ekonomik ve sağlık sistemleri tarafından en az korunanlar için büyük endişe, acı ve belirsizlik dönemi oldu. Sosyal farklılıkların birkaç kişi için bir ayrıcalık uçurumu yarattığı yerlerde, dünya nüfusunun büyük bir kısmının, Covid 19’a karşı korunmanın çok zor olduğu aşırı kalabalık konutlarda açlık, acı ve sosyal güvenlik eksikliğinden mustarip olduğunu gördük. Müzik, edebiyat ve sanat yaratıcıları da bu etkiden muaf değildir. Şiirin ve genel olarak sanatın, kırılmış insanlığımızın sesi olduğuna inanıyorum. Yeni bir barış, eşitlik, onur ve mutluluk dili yaratma sorumluluğumuz var. İnsanlık artık yoksulluk, adaletsizlik ve yıkım arasında yaşamak zorunda değil.

E.E. ( 9 )  Dünyanın küresel gidişatı hakkında neler söylemek istersiniz? Savaşlar, silahlanma, çevre kirliliği, açlık, işsizlik,  orman yangınları, seller ve pandemi gibi sorunlar,  insanların yaşamlarını ne yazık ki olumsuz yönde etkiliyor. Sizce insanlık mutluluğa nasıl ulaşır? Bunun formülü nedir? Özellikle sanatla uğraşanlar neler yapmalıdır? Örneğin, Avusturalya’da geçen yıl feci orman yangınları oldu ve hem insanlar hem de milyonlarca hayvan ölürken dünyanın ciğerleri de zarar gördü.  Bunun insanlığın bir ayıbı olarak görüyorum. Bir fikrimi sürekli dile getirmek istiyorum. “Dünya İtfaiye Birliği” kurulmuş olsaydı. Uçak filoları ile bütün ülkeler bu yangını büyümeden önleme imkânı olmaz mıydı?

Bizi hem meslektaşlarımıza hem de topluluklardaki insanlara daha da yakınlaştıran teknoloji aracılığıyla başka yollar icat ettik veya yarattık. Bununla birlikte, büyük bir boşluk da var ve daha önce kurulmuş olan mekânları geri almak, edebi, müzikal ve sanatsal çalışmalarımız için yeniden alanlar yaratmak zorundayız. Covid tarafından dünyaya dayatılan hapsetme, hayatımızın anlamı ve edebi ve sanatsal yaratımımız hakkında daha derinlemesine hissetmemizi ve düşünmemizi sağladı. Temel insan haklarının herkes için temel bir koşul olması ve doğal kaynaklarımızla ilişkimizin daha adil olması için daha adil sosyal koşullar yaratma ve insanların birbirine davranış biçimlerinde devrim yapma konusunda yeni bir kolektif ve ortaya çıkan derin bir sosyal sorumluluk duygusu var. Artık doğayı avlamaktan değil, sahip olduklarımıza, saygı ve eşitlikle yaklaşmak gerek. Kapitalizmin yarattığı insanlığa karşı savaşın sona ermesi gerektiğine inanıyorum. Eski soğuk savaşlar sona erdi. Sovyetler Birliği 1991’de çöktü, ancak kapitalizm ülkeleri işgal etmeye, doğal kaynakları yağmalamaya ve Yemen, Irak, Suriye, Filistin, Latin Amerika ve başka yerlerde milyonlarca masum insanı öldürmeye devam ediyor. Bu ekonomik felaketten, dünyanın doğal kaynaklarının tahrip edilmesinden, yoksulluk ve baskıdan ve dünya nüfusunun çoğunluğunun iyi sağlık hizmetlerine erişiminin engellenmesinden ABD tarzı kapitalizm sorumludur. Zengin seçkinler, bankacılar ve çok uluslu şirketler dünya servetinin çoğunu biriktirdi. Tüm kapanışlar, birkaç gün içinde milyonlarca ölüm ve dünyanın birçok yerinde sağlık sistemlerinin çökmesi veya çökmeye yakın olmasıyla birlikte, yıkıma giden yol daha yakındır ve Covid 19 tarafından açığa çıkarılmıştır.

E.E.  (10) Dünyanın en büyük sorunlarından birisi de insanların eğitimsiz ve cahil olmalarıdır. Yeryüzünde neredeyse bir milyara yakın insan okur-yazar değiller. Yapay zekâ çağına girdiğimiz yüz yılda neden cahil insan üretiyoruz?

Tarihsel bir bakış açısıyla okur-yazarlık seviyeleri son iki yüz yılda toplamda artmış olsa da, bugün dünyada hâlâ okuma yazma bilmeyen yaklaşık 800 milyon yetişkin olduğu konusunda haklısınız. UNESCO’ya göre bunların çoğu kadın. Bu, yarım yüzyıldan fazla süredir mevcut olan birçok mükemmel ve uygun okuma yazma programlarına ve yöntemlerine rağmen. Öne çıkanlardan biri, Küba’da yaratılan ve devrimin zaferinden sonra kitlesel yetişkin okur-yazarlık kampanyalarından edinilen bilgilere dayanan “Evet, Yapabilirim”. Bugüne kadar, bu program 30 ülkede 10.611.282 kişiye okuma yazma becerileri öğretti (Küba Eğitim Bakanlığı Bilim ve Teknoloji Direktörü Eva Escalona’ya göre). Metodoloji orada, yani eksik olan, dünyanın dört bir yanındaki hükümetlerin okur-yazarlık ve eğitimi dünyanın her yerindeki herkes için erişilebilir hale getirme konusundaki siyasi taahhüdüdür.

E.E.  (11) “Sanatın dili ‘sevgidir’ o dil bir gün siyasetin kirli dilini yok edecektir.” sloganımın dünyaya yayılmasını isterim. Şiir de onlardan birisidir. Şiir sizce nedir? Bize en sevdiğiniz bir şiirinizi paylaşmanız mümkün mü?

GAZZE /Şafakta kafese giren bir kuş gibi giriyorum zihnime, GAZZE GECESİ’NDE ÇOCUKLAR/Istırabın sessizliğinin rengiyle yatak odasına gidiyorum, GAZZE SOKAKLARINDA HAMİLE BİR KADIN/ Mahmud Derviş’ten okudum karanlık ayın ritmidir. Şiirin etine iki kör yıldız bırakarak, sessizlik rüyalarımın ulumaları içinde doğar. YARALANMIŞ BİR MİLİTANT/ Ben duvarlar arasındaki sessizliği ve açık yaralarımı yiyen bir Filistinliyim. Hapishanem benim ülkemdir. Sessizlik, acımı savuran nehirdir. ( Bu şiir, MÜREKKEBİNDE UMUT YUVARLIYOR adlı kitabımdan.)

Dilim bir özgürlük şiiriydi ve olmaya devam edecek. Ruhun sevgi yoluyla özgürleşmesi için her gün kendimi eğitiyorum. Cehalet, korku ve nefret, kendimizi ve başkalarını ezmek için kullanılır, bu nedenle yazarken baskı dilini bilinçli olarak reddetmek şairlerin görevidir. Bunun yerine, yeni şiirler yaratmak için kurtuluş dilini kullanmalıyız.

E.E.  (12) Ülkenizde (Şili ve Avusturalya) kitap okuma oranları ne durumdadır? Kütüphaneler yeterli midir? Bir yazarın kitap basma süreci zor mudur? Edebiyatla uğraşanlara ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz? 

Bence şu anda Şili’de insanların edebiyat okumaya erişmesinin ana yolları ikinci el kitap pazarı, korsan kitaplar ve yerleşik pazardır. Avustralya’da insanların kitap ödünç alabileceği çok sayıda iyi halk kütüphanesi vardır ve edebiyat piyasası da kitap satın almak isteyenler için daha erişilebilirdir. Bununla birlikte, ekonomik koşulları nedeniyle düzenli olarak kitap satın alamayan nüfusun hâlâ bir yüzdesi var – yoksulluk içinde yaşayan çocuklar, gençler ve yetişkinler. Avustralya’da edebiyat piyasasına, özellikle şiirle girmek zordur. Bununla birlikte, şiir dergilerinde veya kitap yayıncılarında çalışma yayınlamak zor olsa da, fırsatların olduğunu ve iyi bir İngilizce bilgisine sahip olmanın yardımcı olduğunu düşünüyorum. Bir şair olarak, kariyerinizi inşa etmek ve kaliteli özgün eserler üretmek için her zaman sebat etmelisiniz.

E.E.  (13) Biliyorsunuz şu günlerde Covid-19 ile ilgili dünya büyük bir sorun yumağı içindedir.  Neyse ki covid-19 aşısı 2021 yılında umut olarak görülüyor. Zengin ülkeler, vatandaşları için üç kez aşı olacak miktarda aşı stoklarken, fakir ülkeler aşıyı tedarik etmede zorlanmaktadırlar. Oysa ki pandeminin bitmesi için dünyada son bir kişinin bile aşı olması gerekmektedir. Dünya Sağlık Örgütü ülkelere adaletli aşı dağıtımını organize etmeli midir? Aşı sektörü bunun neresindedir? Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Bence Covid 19, milyonlarca insanın öldüğü, milyonlarca insanın işe veya gıdaya erişiminin olmadığı ve dünyanın dört bir yanındaki sağlık sistemlerinin bıçak sırtında olduğu insanlık için büyük bir trajedi olmaya devam edecek. Halk sağlığı sistemleri kaynaklardan yoksundur, özel sağlık sistemleri hala büyük bir verimlilikle ve bunu karşılayabilenlere bakma kapasitesiyle yürütülmektedir. Dünya hükümetlerinin ahlakı nerede? Covid 19, sağlık, iş, yeterli hijyen, yiyecek ve barınma açısından zengin ve fakir arasında daha keskin ve daha da büyük bir uçurum yarattı. En zengin ülkeler vatandaşlarına güvenlik sağlarken, daha fakir ülkelerde yaşayanlar her gün adaletsizliklerle karşı karşıya kalıyor. Bugün dünya çapında sağlık kurumlarının sorgulandığı açıktır. Ekonomik, politik ve sağlık değişiklikleri yaratmalıyız – pandeminin insani maliyeti yıkıcı oldu.

E.E. (14) Avusturalya’da yaşıyorsunuz ama size Şili bağlamında sormak istiyorum. Şili’nin son siyasal yapısından bahseder misiniz? Demokratik bir ortam var mıdır? Halk bu mücadelenin neresindedir?  Halkınızın yaşam düzeyini öğrenebilir miyim? Adalet, eğitim ve basın özgürlüğü hakkında bilgi verebilir misiniz?

Şili halkı 1973’ten günümüze kadar uzun bir diktatörlük gecesi yaşamaya devam etti. 1980 Anayasası, elit bir sağcı politikacı tarafından oluşturulmuştur ve terörün ortasında silahlı kuvvetlerin, ekonomik grupların ve sağ ve merkezin siyasi partilerinin çoğunun onayıyla dayatılan iktidar yapısıyla özünde aynıdır.  Silahlı kuvvetler hâlâ cezasız kalıyor ve birkaç istisna dışında insan haklarını ihlal etmekten adalet önüne çıkarılmadı. Şili’ye dayatılan neoliberal model başarısız oldu. Sosyal salgın, 18 Ekim 2019 ile 18 Mart 2020 tarihleri arasında Şili’de gerçekleştirilen büyük ve vahim gösteriler dizisine verilen isimdir. Bunun katalizörü, yüzlerce öğrencinin toplu taşıma eylemleri düzenlemesine yol açan toplu taşıma maliyetlerindeki artıştı. Santiago Metrosu’nda kaçış…

E.E. (15)  Son olarak “Sanat”  dünyanın tek umududur diyerek vedalaşmak istiyorum. Röportaj için teşekkür ediyorum.

Umarım sanat dünyaya güzellik saçar. Röportaj için ben teşekkür ederim. Türk halkına selamlar.

Ertuğrul ERDOĞAN

erterd@msn.com

The Dictator Suffering Country, Chile and Its Literature

When talking about Chile, I think of Augosto Pioncehet, who once ruled his country like an iron fist for seventeen years. September 11 is an effective date in the destiny of the world. On September 11, 1973, the legendary Chilean Socialist President, General Pinochet, dropped bombs on him by planes, and he likened the path where free people would walk in the future as a wide road that would be opened by pulling aside large poplars. He always stated to the Chilean people that a better society would be achieved by following this route.

Confronting the persecution of dictators was the common fate of many South American countries in those years. Writers and poets who wanted to write freely in their country were tortured, some were killed. And many of them would have to leave their lands where they were born and grow up and go for the freedom of other countries. They watched with sadness what was happening in their country. They wrote and drew tirelessly to get rid of the dictatorship, albeit far away.

Chile has deprived Argentina of its coastline in the pacific ocean of South America. Its borders extend from the southernmost point of the American continent to the borders of Peru and Bolivia with beautiful beaches and natural beauties. The people of this country, which has experienced severe earthquakes but reduced death rates with the precautions they take, are warm-blooded with their dances.

Fifteen thousand years ago, when Europeans, especially Spaniards, began to come to this land where Mapuche Indians lived, the Indians, the owners of the country, fought with all their might. Until the beginning of the 19th century, Chile was not yet a country. It was a small colony only within the Kingdom of Peru. After ten years of wars, they became a country and made Santiago the capital.

Let’s start our interview with the poet and writer Juan Garrido, who had to leave his country due to the tyranny of the dictator Pinochet period and settled in Australia in order to get to know Chile and its literature without further ado.

E.E. (1) Would you briefly introduce yourself?

Chilean-Australian bilingual poet and translator. I was born in Chile in 1957 and lived there until 1990, when I was granted political refugee status in Australia. I joined the resistance movement against the Pinochet dictatorship in 1976, just three years after the fascist-CIA coup against the constitutional, democratically elected Chilean president Salvador Allende. In 1985 I became one of thousands of political prisoners in Chile during the dictatorship.

E.E. (2) Would you describe what was it like to be an artist and especially a poet and a writer in your country during a period of dictatorship?

I would like to start my answer to your question with a short poem: ‘Over the roof of my house’: “The morning of the 11th/ I was trapped / behind walls of smoke and flames/ waiting for oblivion/ Fear rising to the rafters where the skyline, blocked from my gaze/ is filled with bomber planes/ destroying what I have built.” (Samuel Lafferte)(translation: Kate Cooper) I was very young, about to start high school, on that day – 11 September 1973 – the day when our world collapsed around us.  From that time, fear and death dominated our lives. In 1976 I joined the communist youth movement, which operated completely underground. Death, torture and disappearances were part of our daily routine. Some nights I would read Neruda during the curfew, and I would hear guns in the streets that sounded like dogs barking at strangers.

E. E. (3) Why did you feel the need to flee your country during the period of the dictatorship? Was it difficult to stay and fight? Could you tell us about the fate of the remaining artists? What price did they have to pay?

I didn’t leave Chile during the dictatorship, but stayed to fight and carry out different political tasks and responsibilities as part of the resistance movement. In my formative years I became a clandestine leader and a poet of my people. From 1976, when I first took part in underground meetings and street actions, one of my roles was to organize the basic structure of the Party in the area where I lived in Santiago. Over the years, I took on more challenging roles and responsibilities in the organization. I didn’t spend much time writing poetry during that period. but I did read a lot of works by Pablo Neruda, Che Guevara, Roque Dalton and the Russian poet Serguei Esenin. I was arrested while living in the city of Rancagua in the south of Chile. At the secret police: Casa Borgoño, they tortured us for five days with electric shocks all over our bodies, they interrogated us for information on our political activities. The Military Prosecutor in the Cachapoal region then gave me permission to leave Chile for three months, by which time the Australian Government had given me and my family a permanent residence visa so we could come to live in Australia.

E. E. (4) Could you tell us first about Chilean literature, then about the Australian literature you have become familiar with through your literature studies? Please also mention your own books and your work as a translator.

The Mapuche (Indigenous) writers and poets emerged in the last decade of the dictatorship in the 1990s. They include poets who were born after the 1973 military coup, who educated themselves their own ancestral culture and Mapudungun language.   Australian literature itself was established after the European invasion and genocidal settlement against the Aboriginal peoples, but Aboriginal history in Australia goes back over sixty thousand years.  Writers like Patrick White, David Malouf, Peter Carey or JM Coetzee are hardly related to Australia. Among the poets: Judith Wright, Les Murray, Peter Porter and John Kinsella may be more or less familiar.  White English imposed an assimilation policy that suppressed the use of Aboriginal people’s languages.  In 1967 Australia held a referendum on the right of Aboriginal people to become Australian citizens. The vote was overwhelmingly in favour. There are many renowned Aboriginal poets, writers. Oodgeroo Noonuccal, often referred to as Kath Walker, Kevin Gilbert, Roberta ‘Bobbi’ Sykes,  Lionel Fogarty. Ali Cobby Eckermann. About my own literature I have published eight books of poetry and my work has been widely translated. I have also translated works by a number of leading Australian and Aboriginal poets into Spanish, the anthology Espejo de Tierra/ Earth Mirror (2008). I have translated works by John Kinsella, Mike Ladd, Judith Beveridge, Dorothy Porter and MTC Cronin, including Talking to Neruda’s Question. With Steve Brock and Sergio Holas, I  translated into English Poetry of the Earth: Mapuche Trilingual Anthology, edited by Jaime Luis Huenun Villa, which was published in Spanish, English and Mapudungun. My Dialogue with Samuel Lafferte in Australia was published by Blank Rune Press in 2016. The book When I was Clandestine was part of a poetical tour at the Granada International Poetry Festival in Nicaragua, Mexico and Cuba in 2019. Puncher & Wattmann published my most recent work, Hope Blossoming in Their Ink -2020.

B. E. (5) Do you have access to information about Turkey, for example, about our literature and history? How does our country look from where you are?

I don’t have much information about Turkey, except from what is reported on the news, for example about the political confrontation with the United States. However, I have always admired the inspirational ‘poet of the people’: Nazim Hikmet – the greatest modern Turkish poet, who was a political prisoner in Turkey for eighteen years and spent the last thirteen years of his life in exile.

 E.E. (6) Could you briefly tell us about Chile’s art, food, and culture? For example, I know of Pablo Neruda, one of the famous poets your country has given the world. Do you have any insights into his life and work that we might not have heard before? Did you have the opportunity to meet him?

I think Neruda was passionate about so many things, not just about politics. He was a great collector of rare objects and figureheads. He was a passionate traveller who, from his travels around the world, would always bring home new and rare objects, which is why his houses are such beautiful museums of poetry and art. Neruda also loved to organize parties and dress up extravagantly, and was famous for writing an ode to conger chowder – a poem that included a recipe for how to make this popular Chilean dish.

E.E. (7) Which authors do you like to read among world fiction writers, including Turkish writers? You mentioned Nazim Hikmet before. What are your favourite books?

I love the Russian writers Sergei Yesenin, Vladimir Mayakovski and Leon Tolstoy. My favorite French writers are Victor Hugo, Charles Baudelaire, Arthur Rimbaud, Paul Éluard and Paul Valery. I find it fascinating to read the German writers Walter Benjamin, Bertold Brecht and Goethe. As mentioned before, I love the work of Turkish poet Nazim Hikmet and very much admire his book “Human Landscapes”. The Australian writers and poets who give me great pleasure to read are Patrick White, JM Coetzee, Les Murray, John Kinsella, Peter Boley and Aboriginal novelists and poets. Other world writers and poets who I admire are Nikos Kazantzakis, TS Eliot, Dante and Rainer Maria Rilke.

 E. E. (8) Recently, due to the pandemic, poetry festivals are being held online and I think this brings poets and writers closer to each other. For example, I got to know you at one of these festivals. Do you think we are coming closer together?

It has been a time of great concern, pain and uncertainty for the whole of humanity, especially for those least protected by the political, economic and health systems. Where social differences create an abyss of privileges for a few, we have seen a huge proportion of the world’s population suffer from hunger, pain and lack of social security in overcrowded housing, where it is very difficult to keep safe against Covid 19. The world’s music, literature and artistic creators have not been exempt from this impact, either.

I believe that poetry and the arts in general are the voice of our broken humanity. We have a responsibility to create a new language of peace, equality, dignity and happiness. Humanity no longer has to live amid poverty, injustice and destruction.

E.E. (9) What would you like to say about the future course of the world? Problems such as wars, armament, environmental pollution, hunger, unemployment, forest fires, floods and pandemics unfortunately affect people’s lives negatively. How do you think humanity achieves happiness? What is the formula for this? What should those who are especially interested in art do? For example, there were terrible forest fires in Australia last year and both humans and millions of animals died while the world’s lungs were damaged. I see this as a shame of humanity. I want to keep expressing my opinions. If a ‘World Fire Brigade had been established, wouldn’t all countries have the opportunity to prevent fires from spreading by sharing aircraft fleets? What are your thoughts?

We have invented or created other avenues through technology that bring us closer both to our peers and to people across communities. However, there is also a great void and we must recover the spaces that had already been established, to re-create spaces for our literary, musical and artistic work. The imposed confinement forced on the world by Covid has made us feel and think more deeply about the meaning of our lives and about our literary and artistic creation. There is a new collective and an emerging sense of profound social responsibility about creating more just social conditions and revolutionizing the ways in which humans treat one another, so that basic human rights are a fundamental condition for all, and our relationship with our natural resources is no longer one of preying on nature, but of treating what we have with respect and equality. I believe that the war against humanity, created by capitalism, has to end. The old Cold War has ended. The Soviet Union collapsed in 1991, yet capitalism continues to invade countries, loot natural resources, and kill millions of innocent human beings in Yemen, Iraq, Syria, Palestine, Latin America, and elsewhere. US-style capitalism is responsible for this economic disaster, for the devastation of the world’s natural resources, for poverty and oppression, and for denial of access to good health care for the majority of the world’s population. The rich elite, bankers and multinationals have accumulated most the world’s wealth. The road to destruction moving is closer and has been exposed by Covid 19, with all the closures, millions of deaths in a few days, and the collapse or near-collapse of health systems in many parts of the world.

E.E. (10) One of the biggest problems in the world is that people are illiterate – almost a billion of the world’s population. Why is there such a tremendous lack of access to education in this century when we have already entered the age of artificial intelligence?

Although from a historical perspective literacy levels have increased in total over the past two hundred years or so, you are right that there are still around 800 million adults in the world who are illiterate today. According to UNESCO, the majority of these are women. This is in spite of the many excellent and appropriate literacy programs and methods that have been around now for more than half a century. One that stands out is ‘Yes, I Can’, created in Cuba and based on learnings from the mass adult literacy campaigns after the triumph of the revolution. To date, this program has taught literacy skills to 10,611,282 people in 30 countries (according to Eva Escalona, director of Science and Technology at the Cuban Ministry of Education). The methodology is there, so what is missing is the political commitment from governments around the world to make literacy and education accessible to everyone around the world.  

 E.E. (11) “The language of art is ‘love’, that language will one day destroy the dirty language of politics.” I want my slogan to spread around the world. Poetry is one of the ways this can be done. What is poetry in your opinion? Is it possible for you to share a favorite poem with us?

Variations on moments of silence;  GAZA 1 I enter my mind like a bird entering a cage at dawn CHILDREN AT GAZA’S NIGHT 2 I am going into its bedroom with the color of agony’s silence A PREGNANT WOMAN IN GAZA STREETS 3 I read from Mahmoud Darwish darkness is a rhythm of the moon dropping two blind stars into the flesh of the poem. silence is born within the howls of my dreams. A WOUNDED MILITANT 4 I am a Palestinian eating the silence between the walls and my open wounds. My prison is my country. Silence is the river to swing away my pain. 

* This poem is from my new book: HOPE BLOSSOMING IN THEIR INK

My language was and will continue to be a poetry for liberation. I am educating myself day by day for a liberation of the soul through love. Ignorance, fear and hatred are used to oppress ourselves and others, so it is the duty of poets to consciously reject the language of oppression when we write. Instead, we should use the language of liberation to create new poems.

E.E. (12) What are the reading rates in your country (Chile and Australia)? Are there adequate libraries? Is the book publishing process difficult for an author? What advice would you like to give to those involved in literature?

I think that in Chile now, the main ways that people can gain access to reading literature are through the secondhand book market, pirated books and the established market. In Australia, there are lots of good public libraries where people can borrow books, and the literature market is also more accessible for people who want to buy books. That said, there is still a percentage of the population who cannot afford to buy books regularly due to their economic circumstances – children, youth and adults who live in poverty.  In Australia it is difficult to break into the literature market, in particular with poetry. However, although it can be hard to get work published in poetry magazines or by book publishers, I feel that there are opportunities and it helps to have a good knowledge of English. As a poet, you always have to persevere in building your career and producing good-quality original work.

E.E. (13) As we have commented, the world has a major problem with Covid-19 these days. Fortunately, the Covid-19 vaccine is seen as a beacon of hope in 2021. While rich countries stock enough vaccines for their citizens to be vaccinated three times over, poor countries find it difficult to get basic supplies of the vaccine. However, for the pandemic to end, every last person in the world must be vaccinated. Should the World Health Organization organize the fair distribution of vaccines to countries? Where is the vaccine industry in this? What is your view?

I think Covid 19 is and will continue to be a great tragedy for humanity with millions of people dead, millions more without access to work or food, and health systems around the world on a knife-edge. Public health systems lack resources, while private health systems are still run with great efficiency and the capacity to attend to those who can afford it. Where is the morality of the world’s governments? Covid 19 has created a starker and even more immense gap between rich and poor in terms of health, work, adequate hygiene, food and housing. The richest countries can give their citizens security while those living in poorer countries face daily injustices. Today it is clear that health agencies around the world are being called into question. We must create economic, political and health changes – the human cost of the pandemic has been devastating.

 E.E. (14) You live in Australia but I would like to ask you about the current situation in Chile, especially about the political structure? Is there a democratic environment now? Where are the people in this struggle? What are living standards like, and what can you tell us about access to justice and education?

The Chilean people have continued to live a long dictatorial night from 1973 to the present time. The 1980 Constitution was created by an elite right-wing politician, and is essentially the same as the ruling structure imposed in the midst of the terror with the approval of the armed forces, economic groups and most of the political parties of the right and centre left. The armed forces still enjoy impunity and, with a few exceptions, have not been brought to justice for violating human rights. The neoliberal model imposed on Chile has failed. The Social Outbreak is the name given to the series of massive and grave demonstrations in Chile between 18 October 2019 and 18 March 2020. The catalyst for this was an increase in public transport costs, which led hundreds of students to organize acts of mass fare-evasion in the Santiago Metro.

E.E. (15) Finally, I would like to say goodbye by saying that “Art” is the only hope of the world. Thank you for the interview.

I hope art spreads beauty to the world. Thank you for the interview. Greetings to the Turkish people.

Ertuğrul ERDOĞAN /Turkey

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir