Düğünde TEK Alkışlandı!

İnsanoğlu, şairin bir kaç cümle ile özetlediği gibi;  doğuyor, gülüyor, ağlıyor ve sonunda yaşama veda ediyor. Birçoğumuz çocukluğunu bile yaşayamadan bir gün geliyor ki telli duvak ve ya damatlıklar içinde kendisini nikah memurunun karşısında buluyor. Sonra?  Çoluk çocuklar derken, ak saçlara kar düşüp dişler takmaya geçince, yalnızlığı oynuyoruz pencere gerilerinde çocuklarımızı bekleyen gözyaşlarımızla.

         Düğün geleneklerimiz de bir başka olur. Hele köy düğünlerimiz;  kurulan içki sofraları, damat tıraşları, gelinin kına gecesinde ağlamakla gülme arasında çekilen halaylarıyla gökyüzüne atılan mermilerin altında yenilen yemeklerin tadı da bir başka olur! Dillere destan olur kırk gün kırk gece misali. Takılan beşi birlikler gelinimizi taşıyamaz hale getirir. Ya damat adayına takılan paralar? Bir anda milyoner edivermiştir damadımızı. En sonunda da bir yastıkta kocayıp gitmek, kemiklerin erimesinde ve  damarların büzüşmesinde.

         Peki, şehir düğünlerimiz nasıl olurdu? Düğün Salonunun kapısında bekleyen tanıdıklarınız gülümseyerek “Hoş geldiniz” diyerek sizi karşılar. Salona girdiğinizde, her taraf ışıklardan pırıl pırıldır. Rengerank projektörler orkestranın üstünde bir başka güzellik katar. Düğüne gelenler, bu gece bir başka süslenmiştir. Yapılan saçlar sanki bir sanat şaheseridir. Gözler sürmeli, dudaklar kiraz misalidir.

         Şehri adımlarken, davetli olduğum bir düğün salonuna daldım. Yağmur çiseliyordu. Konuklarını karşılayan düğün sahipleri, tüm sevecenliğini sunuyordu.  Şık konukların karşısındaki orkestranın elemanları ses kontrolündeydi. Gitarın hoş sesi, ufak ufak kulakları tırmalıyordu. Pistin kıyıcığında sıralanmış delikanlılar belli ki bekârdılar. Gözleri bir sağa, bir sola kayararak hep şık giyimli kızların üzerindeydi. Salonun ışıkları gelin ve damadın teşrifleri için  kesilmiş, içerisi romantik bir hal almıştı.  Damat, siyah elbisesi,  gelin ise bembeyaz gelinliği ile salonun ortasına mutluluktan uçarcasına geldiklerinde alkış tufanı kesilmedi. Atılan parlak konfetiler gelin ve damadın başından yerlere saçılıyordu. Orkestranın giriş müziği yerini dans müziğine bırakmıştı. Gelinle damat sarmaş dolaş dans ederken,  pistte gelen çiftlerle dolmuştu. Işıkların açılmasıyla romantik müzik yerini oyun havasına bırakınca tepinen konuklardan düşen  kurtlar  yerlere saçılmıştı!  Elektrikler kesilince her taraf zifiri karanlıktan  göz gözü görmüyordu.  Hep bir ağızdan; “Ooooo!” sesi ortalığı inletmişti. Bir bekleyiştir gitti salonda. Karanlıkta çakılan kibrit ve çakmaklar farklı bir egzotiklik ortamı yaratmıştı. Sağdan soldan gelen şakacı sesler, yapmacık da olsa, konukları gülümsetiyordu. Genç bir delikanlının, “”Selamiiii!” diye kadınsı çıkardığı tiz sesini avazı çıktığı kadar bıraktı. Yanındaki genç  “Ne var canııııım!” uzatmalı yanıtı arasında gelen ışıklar kahkahayı sonlandırmıştı. Salondaki alkışlar bu kez  Türkiye Elektrik Kurumu içindi!  Alkışı duyan TEK  yetkilileri elektrikleri yeniden kesince  konuklar çaresizce bekleyişlerini sürdürdü.  Yanan çakmak ve kibritler ortalığı tekrar aydınlatmıştı.  Damat ve gelin şaşkındı! Orkestranın davulcusu elindeki çubukları davuluna öylesine dokunduğu oyun havası ritmiyle pistte kalan davetliler bir ileri bir geri oynuyorlardı. Elektriğin tekrar gelmesiyle pisttekiler  tedirgindiler. Orkestranın hızlı ritmiyle çalan oyun havası konukları pistte hoplatıyordu. Yerinde duramayanlar horon teperek ter içinde kendilerinden geçiyordu. Misket ve Fidayda Oyun Havasının kıvraklığında göbekler eriyordu!

         Bir düğün daha elektrik kesilmelerine rağmen mutlu bitmişti. Herkes çıkışta kendilerince düğünün yorumunu yapıyordu. Gelin arabası gecenin bir yarısı korna çalarak uzaklaştığında salonda yorgun ve yalnızca bir başka düğünü karşılamanın hazırlığı içindeydi.

5 Ekim 1983 Çarşamba

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir