Gözyaşının Eksilmediği Ülke Filistin ve Edebiyatı

Filistin denilince ilk akla gelenler;  toprakların ellerinden alınması, vatan, direniş ve yetmiş bir yıldır eksilmeden devam eden dram ve gözyaşları… İnsanlar  öldürüldü. Topraklarını terk eden yüz binlerce Filistinli oldu. Anne ve babaların gözyaşı ile sulandığı Ortadoğu’nun kadersiz toprakları… Bu topraklara çok dilli insanlar yerleşti ve birbirleriyle anlaşamadılar. “Bu topraklar bizim.” dediler. Bir şehir düşünün ki anlaşamayanlarca bölgelere ayrılmış. Tepeleri İsrail işgal etmiş Kudüs için “Bu şehir bizim kutsalımızdır.” dediler.  Filistinliler de “Burası Müslümanların kutsal topraklarıdır.” dediler bu şehir için. Ve dünyaya silah üreten sömürge ülkesi ABD, “Kudüs İsraillilerindir.”  diyerek, çatışmanın ve çözümsüzlüğün fitilini daha da ateşledi!  Filistin için “Topraklarını satmasaydılar” diyenler de oldu. Dedik ya özellikle Alman faşizminin hortlamasıyla Avrupa’dan göçe zorlanan Yahudiler, yani İsrailliler, yerleştikleri Filistin topraklarında, arkasına sömürü ülkelerini de alarak on binlerce insanın göç etmesini sağladılar. Topraklarını Akdeniz’e doğru genişletmenin planlarını yaptılar ve yapmaya da devam etmektedirler.  Duvarlar ördüler. Saldırılarıyla Filistinlileri topraklarından göç etmeye zorladılar. Edindikleri güçlü silahlarıyla namlularını Filistin topraklarına sürekli yönelttiler. Attıkları bombalarla çoluk çocuk demeden insanları sakatladılar, hapse attılar ve öldürdüler. İşte bu acılarla yoğrulmuş bu ülkenin edebiyatı da acılarla doluydu. Hiçbir ülke yok ki vatan kavramının Filistin edebiyatında olduğu kadar ön planda tutulduğu bir başka ülke olmasın.

Konuğum Filistinli Şair ve Yazar Dr. Hanan Awwad. Kendisi Yasser Arafat’ın Kültür Danışmanıydı. Ülkesinin Ulusal Konsey Üyesi ve PEN Yazarlar Birliği Başkanı.  Birçok eserleri yanı sıra, farklı ülkelerden aldığı ödülleri bulunmaktadır.  Ülkemizde yayınlanan bir şiir kitabı da bulunmaktadır. Filistin’de olup bitenleri öğrenmek ve edebiyatı hakkında daha geniş bilgi almak için Sayın Hanan Awwad ile yaptığım bu söyleşiyi tek soruda topladım.  

Sayın Hanan Awwad, bize kısaca kendinizi ve edebiyat çalışmalarınızı tanıttıktan sonra ülkenizin işgal günleri ile edebiyatı hakkında neler söylemek istersiniz? Ayrıca Filistin için ömrünü ortaya koyan ve ülkenizin simgesi olan Yasser Arafat’ın Kültür Danışmanlığını yaptınız, onun hakkında da bilgi verir misiniz?

Hanan Awwad.  En zor soru kendini, okuyucuyu ve yazar hakkında konuşmaya yetkili kişileri tanıtmaktır, ancak ben bir şeyler söylemeye çalışacağım. Kudüs’te doğdum. Bana mirası, ülkem Filistin’e güçlü bir bağlılık olan zengin bir aileden geldim. Babam,  yüksek eğitimliydi. Kızını eğitmeye ve hayatını güvenle sürdürebilmesi için ona seçme ve eğitim özgürlüğü vermesine inanıyordu. Çocukken anımsadığım Kudüs’ün; sokakları, tarihi kapıları, Mescid-i Aksa ve birçok kilisedir. Kudüs’ün ve Filistin’in her bir parçası benim gerçek varlığımı yansıtıyor.  Çocukluğum olaylarla geçti. Arap hareketinin kurulduğu yerde radyo dinler, mayıs şarkılarını hâlâ anımsarım.  Kudüs’teki ilkokul ve ortaokuldan sonra, yazma yeteneğim ortaya çıktı. Ailem ve öğretmenlerim teşvik ettiler. Milli şarkılar ve marşlar okuldaki günlük sorumluluğumdu. O zamanlar Kudüs, tüm çiçeklerle ve insanlar ve ziyaretçileriyle bir gelin gibiydi.  Bayram ve Noel’de hacılarla dolardı. Filistin’in başkenti Kudüs; şiir ve düz yazımın ana teması ve yazılarımın ana teması oldu. Filistin gazetelerinde (ALQUD, ALSHAB) ve diğer dergilerde şiir ve makaleler yazmaya başladım. Yazılarım beğenildi.  Halkım, yazıma ve mesajlarıma inandı. Gazetelerde günlük yazılarımı takip ediyor ve yazımı görmedikleri gün beni sorguya çekiyorlardı.  Sözün gücü ve metaforlarıyla işgale karşı duran edebiyat anlamına gelen “DİRENİŞ EDEBİYATI” yazdım. Bu edebiyat türü ülkemde 1948 yılında Filistin’in kaybedilmesinden sonra ortaya çıkan bir düşünce ekolüdür.  Birçok önemli şair ortaya çıkmış ve seslerini duyurmuşlardır. Büyük şair Mahmud Derviş, Samih el Kasım, Tevfik Zeyyad ve diğerleri işgale karşı direnmede hayati bir rol oynadılar. Sadece şiirde değil, romanlarda, kısa öykülerde ve diğer edebiyat türlerinde bunu yansıttılar. Şehit yazar, romancı Ghasan Kanafani, eserleri direniş edebiyatında yüksek bir seviyeye ulaştı ve devrimin önde gelen önemli figürü olarak kabul edildi.  Bu yüzden işgalci güçler Lübnan’da ona yardım etti. “İşgal karşısında şiir, çok önemli bir rol oynadı.”  Dedi. Mahmud Derviş, “Bizim şiirimizin melodisi yok / Rengi yok / Tadı yok / Meşaleyi tutmazsa/ Evden eve. Şair Samih Alkasım ise bir şiirinde söyle demişti:  Ey güneş düşmanısın / Pazarlık etmeyeceğim. / Kanımın son damlasına kadar / Direneceğim / Direneceğim…

Arap şair ve yazarları,  bu düşünce türünü takip etti ve meşaleyi tutan birçok şair ortaya çıktı ve mücadeleye devam etti.  Filistin’in diğer kısmı da işgal edildi ve ardından savaş ve direniş geldi. 1987’de bütün Filistin halkının işgale direndiği ayaklanma (INTIFADAH) başladı.  İşgalci güç yani İsrail, yüzlerce insanı katletti ve yüzlerce Filistinlinin evini yıktı ve toprakları gasp etmeye devam etti ve hâlâ da ediyor. 1965’te Filistin devrimi patladı ve P.L.O, nerede olursa olsun Filistin halkının resmi temsilcisi oldu.  Filistin devleti BM tarafından gözlemci statüsü tanınana kadar mücadele devam ediyor. Bu atmosferde bir yazar ve şairin nasıl çalışabileceğini hayal edebilirsiniz. Gazetede Filistin mücadelesini ve fedakârlığı yansıtan (KANIMLA YAZIYORUM) başlıklı günlük bir köşem vardı. İkinci çalışmam (KAHRAMAN DÖNÜYOR), memlekete dönme hayalini anlatıyordu.  Bunu birçok şiir, düzyazı, anı ve eleştirmen koleksiyonu izledi. Şu ana kadar DİRENİŞ yolundayız, yazarlarımızın çoğu toplu cezaların yanı sıra hapis, tehcir, öldürme ile karşı karşıya kaldı. Dünya,   ne yazık ki sessiz!  Bir ülkeyi çalıp Siyonistlere hediye etme hikâyesidir yapılanlar. Eski efsanelerde bile hiç olmamış ve hiç geçmemiş bir hikâyedir. On iki eser, şiir, nesir, hatıra, destan ve eleştiri yayınladım. Filistinliler ve dünya için hâlâ hayati bir rol oynayan sözlerim, halkımın İsrail işgalini sona erdirme ve Filistin devletini kendi ulusal toprağı ile kurma kararlılığını ve Kudüs’ün başkentini yansıtır. Ekselansları Şehit Cumhurbaşkanı Yaser Arafat adına birçok kongre ve konferansa katıldım. Kültür danışmanı ve ofisinin genel müdürüydüm. Büyük liderle dünyanın farklı yerlerinde birçok önemli toplantıda ülkemi onurla temsil ettim. Ayrıca Filistinli yazarları ve Filistinli kadını da temsil ettim. Ben ve Filistin, biriz ve ülkemin haysiyetine yönelik herhangi bir ihlale asla izin vermeyiz!

Filistin’in çalınması;  birçok karar ve bildirilerin yayımlanmasına rağmen uygulanmaması nedeniyle, her şeyden önce 181 Bölünme planı kararı ve 194 geri dönüş hakkı ile Kudüs’ü işgal edilmiş şehir olarak ilgilendiren tüm kararlar ve Filistinlilerin haklarını tanıyan kararların tümü. Filistinlilere dönüş, kendi kaderini tayin hakkı ve başkenti Kudüs olan bağımsız Filistin devleti kurma hakkı. İster güvenlik konseyi, ister Genel Kurul’dan alınmış olsun, bütün bu kararlar, BM’nin raflarında toz içinde duruyor. Dünya İsrail’in ülkemizi çaldığı konusunda hemfikirdi ve sadece bir kısmını almayı tavsiye etti. Filistin’in bölünmesine destek verenlerden beklediğimiz, adalete asla boyun eğmemeleridir.  Özgür insanlar, düşüncelerini şiir ve makale olarak yazdılar ve bizimle birlikte dik durdular.  Konuyu tartışmak ve destek bildirileri yayınlamak için Uluslararası konferanslar düzenlediler, ancak tüm bu çabaların etkisi kararları harekete geçirmeyi başaramadı. Aksine Filistin, herhangi bir karar verdiğinde ABD veto hakkını kullanarak Avrupa Birliği’ni etkilemekte ve diğer ülkelere baskı yapmaktadır. Davamızı destekleyen birçok ülke var ama güçleri büyük güce eşit değil. Ancak, davamızı tanıyan ve bize yardım eden her ülkeye gruba ve kişiye minnettarız. İsrail devlet terörü halkımıza karşı, masumları katlediyor, evleri yıkıyor, toprak çalıyor, topraklarımıza yerleşimler inşa ediyor.  Geleceğimizi alıyorlar.  Filistinlilerin Kudüs’e gelip dua etmesini bile yasaklıyorlar. Ayrımcılık yasaları devam ediyor ve daha fazlası… Bütün bu yapılanlar, bizim mücadelemiz ve fedakârlıklarımıza ek olarak, dünyanın nesnel bir duruşuna ihtiyaç duyuyor. İşgalci İsrail’in terör eylemlerini ve vahşetlerini durdurmak için çaba göstererek işgale son verilerek hakkımızı tanımaları gerekiyor ve Filistin Devletini tam üye olarak tanınmalıdır.

Cumhurbaşkanı Yaser Arafat’tan söz edebilmek için; devrimde, siyasette, insanı yönde ve kültürde yani onu birçok boyutta ele almak gerekir Yaser Arafat’ın Kültür danışmanı ve ofisinin genel müdürü olarak onunla birlikte çok önemli insan hikâyeleri yaşadım. O önce iyi bir baba ve güçlü bir liderdi.  Halkını çok sevdi ve onlara “ŞA’B AL-Cabbarine” dedi. Bu söz, “Büyük gücün insanları” anlamına gelir. Onunla dünyanın birçok yerine seyahat ettim ve farklı başkanlarla görüştüm. Ben de onu Filistin davasını savunmak için birçok önemli uluslararası toplantıda temsil ettim. Konuşması birçok ülkede dinlendi ve dünyanın farklı ülkelerinde Nobel ödülü kazananların katılımıyla Ekselanslarına destek toplantıları yapıldı. Dayanışma toplantısı Filistinli büyük Şair Mahmud Derviş’in katılımıyla İstanbul’da yapıldı. Nazım Hikmet’i anma gününde onur konuğu oldum.  Evrensel Yayınevi ve Türkiye Şairlerinden Şükran Kurdakul, beni şiir severlerle tanıştırdı ve Şair Jenkise Piktash şiirlerimden bazılarını okudu.  Filistin Büyükelçisi o gün bir konuşma yaptı. Ardından kuşatma altındayken ekselanslarını desteklemek için gösteri yapıldı. Yaser Arafat, göstericilere telefonla hitap etti, onları selamladı ve kalbinin derinliklerinden teşekkür etti. İki hafta sonra Birçok dergiyi temsilen Türk yazar ve gazeteci delegesi Filistin’i ziyaret etti.   Arafat, kültürün önde gelen isimlerinden biriydi. Yazarları teşvik etti ve onlara madalya ve ödüller verdi.  Mahmud Derviş, ona “Genel Şair” derdi. Yedi Uluslararası şiir festivali düzenledik ve her seferinde de katılmıştı. Festivallerde Kudüs’teki açılış töreninde edebi konuşması okunurdu.  Kendisine birçok şiirimde de yer verdim ve şiir kitabımı ona adamıştım. Bir şiirimde onun için şöyle demiştim:  ”Kalbimizde yolculuk edene / Ve bizi alevler boyunca kucaklayana / Ve Kenanlı gözlerle bize gelene / FİLİSTİN KRALLIĞINA / Volkanları patlatırken / Gazabı tutuştururken / Tehlike Yolunda Yolculuğunda / Filistin Kufiyesi resim yaparken/ Kahverengi yüz hatları. / Bu ana kadar, onun tarihini ve meydan okumasını yaşıyoruz, mesajını dünyaya tutuyoruz. / Yokluğu hayatımızı ve hayalimizi etkiledi.

Onunla ilgili bir anımı anlatayım. Fransa’ya birlikte gitmeden İspanya’daki Morthia Üniversitesi işbirliği ile Filistin yazarlar, kendisine büyük bir kutlama düzenlemişlerdi. Yerleşkeden dışarı çıkıyorduk. Yasser Arafat’la birlikte araçtaydım.  Araçlar hareket etmeden önce etrafına bakındı, aracı durdurdu. İnip  Chrioty’nin önünde duran yaşlı bir kadının yanına gitti. Onu  selamladı ve ona beş bin Dolar verdi. Çok yardımseverdir.

Filistinlilerin ünlü   Şairi Mahmud Derviş

Filistin Edebiyatı’nın özü direnç edebiyatıdır. Notlar, vatan, darağacına asıldığında, savaş kasvetli bir gelişmede vuku bulduğunda, toprak işgal edildiğinde, parıldayan nehirler kan gibi aktığında işte o zaman direnen söz ortaya çıkar. Eğer konu direnişin gölgesiyse, yazar da ulus kavramıysa, bu kavram, alfa ve omega’nın ufkuysa, işte o zaman ruh yeniden canlanmalı ve sessizlik koridorlarında kutsallık patlayacak ve kavramı coşkulu olacaktır. Filistinli yazarların üstlendikleri yenilikçi vicdanın çığırından geçiyoruz. Ardından gelen felaketler ve işgaller, Filistin kalemine ivme kazandırdı ve onun şeytani güç karşısında patlamasını sağladı ve işgalin her türlüsüne direndi. Şiir daha sonra mesajı ve mucizeyi ya da savaşın özel gerginliğinin askeri ifadesini icat etti.  Şair Mahmud Derviş şöyle demiştir:  Şiirimiz renksizdir / Tadı yoktur / Sesi yoktur / Meşale taşımazlarsa/ Bir evden diğerine… Bu, sözler;  yenilikçinin ruhun sonsuz sevginin ışığında aşılanacağı gerçeğine bağlı olduğu kültürel, insani, politik ve stratejik bir hedefin önsözü olduğunun bir teyididir. Kültürel özgürlük ve ulusal bütünlük temel yeniliklerdir. Eğer mümkün olanın içinde bağımsız devlet kurma stratejisi ise, mümkün olanın mutlak olarak var olacağı fikriyle çelişir. Filistinli yazarın vicdanı ve varlığı derinleşmiş ve böylece sanatsal gelişimi Filistin’in ve dünyanın ufkuna ulaşmıştır.  Şehit yazar Ghassan Kanafani, Raja’ al Nakqas ve uhammad Dakrub ve diğer Filistinli yazar ve düşünürlerin yazdıkları direniş ve devrim kültürüne iyi bir şekilde yerleştirilmiştir. Devrim, hafızayı korumak ve ivmede tutmak için Filistin kalemlerinin ruhunu ışık perdeleri olarak somutlaştıran siyasi olayların tarihi boyunca AVANT-GARDE’ olmuştur.  Devrim,  özünde dünyada adaleti gerçekleştirme olasılığına bir inançsa, Filistin devrimi kapsamlı trajik eylemde yenilik deneyini derinleştirdi ve birleştirdi. Ünlü Şairimiz Mahmud Derviş, Filistin’i anlatırken bir şiirinde şunları dile getirmişti:  O, gözünde ve isminde Filistinli / Rüyalarında ve tutkularında Filistinli / Doğumunda ve ölümünde Filistinli.  Ebedi vatan sevgisini simgeleyen.  

Ebu Selma ise bir şiirinde şöyle demiştir:  “Senin için ne kadar savaşırsam / Seni o kadar çok seviyorum.”  Yazarların sözleri ve duruşları, vatanın ve şeffaf şanlı düğünün ayakta tutulmasında en soylu aldatma adımlarını yükselten yüce manevi konseptle tüm çitleri yıkacak niteliksel patlayıcı güç olarak kalacaktır.

Mahmud Derviş, “Ah Filistin / Kumun adı / Göklerin adı / Muzaffer olacaksın / Muzaffer olacaksın.” diyerek Filistin halkına umut olmuştur.

E.E.  Söyleşi için size çok teşekkür ediyorum.  Ülkenize yeniden güneşin doğması dileğimle Filistin Halkına selam ve sevgilerimi gönderiyorum.

H. A.  Söyleşi ve güzel dilekleriniz için çok teşekkür ediyor. Türk halkına ben de en içten sevgilerimi gönderiyorum.

Ertuğrul ERDOĞAN

Ağustos 2021

Röportaj “DELİLER TEKNESİ” Dergisinin Eylül – Ekim 2021 Tarih ve 89. Sayısında yayımlanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir