Yaşlı Damat Adayı

Kordonboyu, yalnızca evli olanların uğrak yeri değil, benim gibi yalnız kalanların da uğrak yeri oluyordu. Kimisi keyifli, kimisi dertli bir halde denizin uzaklarına dalıyordu. İşte ileride bir delikanlı, tıpkı düşünen heykel gibi. Sigarasını öyle tüttürüyor ki sanki sırılsıklam aşıkcasına…

         Bir günün ardından tempolu işim beni de yormuş,  yorgunca düşmüştüm kordonboyuna. İyot kokusunu içime çektiğimde  ve denizin o  eşsiz güzelliğiyle kendime ancak gelmiştim. Her zamanki gibi yine denize doğru bakan banklara oturunca yanıma orta yaşlarda bir amca da oturmuştu. Düşünceli olduğu her halinden belliydi.  İlk lafı ben attım:

         “Çok dalgınsın amca, hayırdır?”

         “Yok be evlat, öylesine dinleniyordum.”

    “Dinlenmek denmez buna, dalmış bir şeyler arıyor gibisin. Gazeteciyim, istersen biraz dertleşelim, ne dersin?”

        “Yalnızım evlat yalnızım.”

       “Yaş, altmışı geçti.  Adım Niyazi Fazla. Sigortadan emekliyim ama çalışmaya devam ediyorum. Çalışmadan olmuyor evlat.”

       “Yalnızım dediniz, daha önce evli miydiniz?”

     “Evliydim. Bundan otuz beş yıl önce evlenmiştim. Ancak geçen Ramazan Bayramında eşimi kaybettim. Rahmetli son zamanlarda çok hastaydı. Şu an sanki kolum kanadım kırık gibiyim.”

        “Nerede kalıyorsun?”

       “ Şarkiye Mahallesinde oturuyorum. Gazeteciyim demiştin değil mi? Seni  Allah mı  gönderdi? Benim derdime çare olursan,  mutlu olurum.”

         “Nasıl?”

         “Evlenmek istiyorum, gazetende yazar mısın?”

         “Neden olmasın. Bana yazmak, okuyucuyu adaylarına da  seni beğenmek kalır.  Durumun nasıl, hangi şartlarda bir hanım istiyorsun?”

         “Aradığım hanım elli yaşlarda olsun. Niyetim iyi bir ev hanımı ile evlenmek. Birlikte gül gibi geçinip gideriz. Mal mülk gibi şeyler ben de var ama ne çare ki yalnızlık kötü, hem de çok kötü! Dört duvar arasında yalnızlık çekilecek gibi değil. İnsan karşısında dertleşeceği birisini arıyor. Yirmi beş dönüm arazim var.  Buradan her yıl beş tona yakın fındık alıyorum. Bir de dayalı döşeli evim var.”

         “Çocuğun var mı?”

     “Dört çocuğum var. İkisi Almanya’da çalışıyor, diğeri de İstanbul’da polis. Bir oğlum da Üsteğmendi, sizlere ömür vefat etti.”

         “Evlilik hakkında ne düşünüyorsun,  eşler nasıl mutlu olur?”

         “Evlilik parası olan için kolay derim. Yalnız para da yetmez tabi, geçimli olmak gerek. Önce karşılıklı anlayış şarttır. Kalp kırmak yerine eşler birbirine iyi davranıp karşısındakini incitmemek mutlu bir evliliği beraberinde getirir. Tek taraflı bencil olmak o evliliği bitirir. Bir de evin erkeği, evin ihtiyaçlarını mutlaka karşılamalıdır.”

         “Ekonomik koşullar malum, karşılanmadığında?”

        “Başkalarını bilemem, evliliğe cesaret edemeyen evlenmese daha iyi olur. Sonunda hem kendini, hem de eşini mutsuz eder. Evlenenlerin kendine göre bir gelir-gideri vardır. İnsanlar ayağını yorganına göre uzatmalı. Gelir az iken müsrif olmamalı, evin hanımı evinde tasarrufa önem vermeli, erkek de evi için çalışmalıdır. En önemlisi de içki, kumar ve başka kadınlara gitmek gibi kötü alışkanlıklardan uzak durulmalıdır.”

         “Umarım kafanıza uygun bir eş bulur ve mutlu olursunuz”

         “Sağol evlat!”

         Altmışını geçkin  bu ruhu genç damat adayımız, yalnızlığına ortak olabilecek eş adaylarını 1098… nolu telefonun başında bekliyor. Adayımızı şimdiden tebrik ediyor, ona ömür boyu mutluluklar diliyorum.

4 Ekim 1983/ Salı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir